Hayat yavaşladı, hava kirliliği azaldı

Korona virüsü nedeniyle alınan önlemler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hava kirliliğinin azalmasına yol açtı. Ekosfer Derneği’nden Özgür Gürbüz, “Havamız salgın nedeniyle normale döndüyse bunu tek nedeni var: İnsan aktivitelerinin yavaşlaması” diyor

20 Nisan 2020 - 13:32

Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü’nün araştırmasına göre, mart ve nisan aylarında Avrupa kentlerinde nitrojen dioksit seviyeleri yarı yarıya düştü. Araştırma düşüşün 2019’un aynı aylarına kıyasla yüzde 45 oranında olduğunu gösteriyor. Örneğin, İspanya’nın başkenti Madrid, İtalya’nın başkenti Roma ve Milano bu şehirlerden bazıları. Yine Paris’te de nitrojen dioksit oranı bir önceki yıla göre yüzde 54 azalmış durumda. 

Nitrojen dioksit, havayolu ve karayolu seyahatleri ve endüstriyel faaliyetlerle üretilen hava kirliliğinin birinci nedenlerinden olan bir kimyasal bileşik. Virüsle birlikte her gün sosyal medya üzerinden denizlerde görülen yunuslar, şehirlere inen geyiklere şahit oluyoruz. Bu görüntüler, herkesin aklına salgının iklim değişikliğiyle ilişkisini getiriyor.

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu üyesi Özgür Gürbüz, virüsle iklim değişikliğinin doğrudan ilişkisini gösteren bilimsel bir veri olmadığını söylese de “Öte yandan, iklim değişikliği ile salgın hastalıkların yayılacağını ve yayıldığını söyleyen onlarca makale ve araştırma var. İklim koşullarıyla hastalıklar arasındaki ilişkiye dair örnekler de biliyoruz. Okyanusların ısınmasıyla zehirli alglerin çoğalması, sıcaklık artışıyla sıtma, zika gibi hastalıkların daha çok kişiyi etkilediğini ve hiç görülmeyen yerlerde karşımıza çıktığını gözlemliyoruz” diyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SALGINLARI ARTIRIYOR

“Ortalama yüzey sıcaklığındaki 2-3 derecelik artışın, sıtma riskine maruz kalan insan sayısını yüzde 3 ila 5 oranında artıracağı tahmin ediliyor” diyen Gürbüz, sadece bu verinin milyonlarca insanın iklim değişikliği nedeniyle sıtma olabileceğini gösterdiğini vurguluyor. Ormansızlaşma ve habitat kaybı vahşi hayatla insanları karşı karşıya getiriyor. Bunun akabinde de salgın hastalıklar artıyor ve görülmeyen hastalıklar ortaya çıkıyor.

Gürbüz, iklim krizinin bir yere gitmediğini, salgın boyunca doğaya ve iklime insan eliyle yapılan etkinin azaldığını belirtirken gelecek için uyarıda bulunuyor: “Korona virüsü salgınının bir noktada tehdit olmaktan çıkmasını bekliyoruz ancak aynı iyimserliği iklim krizi için söyleyemeyiz. Küresel krizlere karşı ne kadar hazırlıksız, teknolojinin ve ekonomilerin ne kadar dayanıksız olduğunu bu krizde denedik. Ülkelerin hiçbiri, sıklaşan ve şiddeti artan aşırı hava olaylarından kendini koruyacak güce sahip değil. Uzun süreli bir kuraklık yaşandığını düşünün. Bunun iki yıl tekrar ettiğini. Gıda üretimi bozulacak, birçok çiftçi işini bırakıp kentlere göçecek. Biliyoruz ki o çiftçileri ve tarımı destekleyecek ekonomik gücümüz yok. İşsizlikle beraber dışa bağımlılık da artacak. Bu iklim krizinin bizi karşı karşıya bırakacağı felaketlerden bir tanesi. Aynı anda susuzluk, orman yangınları, aşırı sıcaklar nedeniyle hastalanan insan sayısında artış gibi sorunlarla karşılaştığınızı da düşünürseniz iklim krizinin aynı korona virüsü salgınında olduğu gibi sınırlarımızı nasıl zorlayacağını görebilirsiniz.”

HAVA KİRLİLİĞİ AZALDI

Salgınla birlikte Avrupa kentlerinde hava kirliliğinin azaldığını Hollanda’da yapılan araştırmayla göstermiştik. Gürbüz bu örneklere devam ediyor: “Hindistan Yeni Delhi’de mavi gökyüzü haber olurken, ABD’nin Los Angeles kenti 1995’ten sonra ilk kez bir mart ayında uzun süre temiz hava solumanın mutluluğunu yaşadı. Roma’da son dört haftada ortalama azot dioksit yoğunluğu ciddi oranda azaldı. Madrid’de ise değerler bir yıl öncesine göre yüzde 55 oranında aşağıda seyrediyor.” 

Türkiye’de de durum iyiye gidiyor. Gürbüz, “Türkiye’deki illerde de hava kirliliği salgından önceki döneme göre azaldı 2-9 Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Bahçelievler’de partikül madde (PM10) günlük ortalama değeri 66,75 µg/m3 (metreküpte 66,75 mikrogram) ölçülmüştü. Bu değer Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değer kabul ettiği 50 µg/m3’ün üzerindeydi. 30 Mart-6 Nisan tarihleri arasındaysa bu değer 42,99 µg/m3’e, sınır değerin altına geriledi. İstanbul Sultangazi’de salgın öncesi PM10 değeri DSÖ’nün sınır değerinin iki katıydı. 30 Mart-6 Nisan tarihleri arasında ciddi biz azalma göstererek 101,58 µg/m3’ten 43,28 µg/m3 seviyesine geriledi. Büyükşehirlerle birlikte değerlendirilen Zonguldak’a da baktık. Ereğli’de 2-9 Mart tarihleri arasında 151,27 µg/m3 günlük ortalama değere ulaşan PM10 verileri, 30 Mart haftasında yüzde 65 oranında gerileyerek 55 µg/m3’e kadar düştü. Bu koşullara rağmen hala sınır değerin üzerinde olması ise kaygı verici” diyor.

“YAVAŞLADIKÇA YAŞAYAN BİR GEZEGEN”

Gürbüz, sonuçlara bakarak bu değişimin sebeplerini şöyle anlatıyor: “Temiz bir hava istiyorsak korona virüsü tedbirlerinin zorunlu olarak bize sağladığı şekilde yaşamak zorundayız. İnsan aktivitesinin kendisi ve diğer canlılara rahatsızlık vermeyecek derecede yaşamasına fırsat veren sınır bu. Durumun vahameti ortada. Havamız salgın nedeniyle normale döndüyse bunun tek nedeni var. İnsan aktivitelerinin yavaşlaması. Yavaşladıkça yaşayacak bir gezegenimiz oluyor. Gezegenin bizim yükümüzü kaldırabildiği sınırlar evde kaldığımız günlerdeki yaşam tarzımızı ancak karşılayabiliyor. O halde ne yapacağımızı biliyoruz. İş yapma şeklimizi yapabiliyorsak değiştireceğiz. Örneğin petrol yerine güneşi kullanarak bir ölçüde bazı işleri yapabiliriz. Evden çalışabilenler bunu kalıcı hale getirerek kaynak ve enerji tasarrufu yapabilir. Yetmediği ve alternatif yaşam seçenekleri bulamadığımız noktalarda ise aynı sigarayı bırakır gibi, bu zararlı alışkanlıklarımızdan vazgeçmeliyiz.”


ARŞİV