Yoksulluk, eşitsizlik, iklim krizi ve adaletsizlik gibi küresel sorunlarla mücadele etmek amacıyla kurulan uluslararası sivil toplum kuruluşları konfederasyonu Oxford Committee for Famine Relief (Oxfam) tarafından yayımlanan “Afet Eşitsizliği Raporu”, iklim krizinin arkasındaki ekonomik eşitsizliği ve afetlerin yarattığı gelir dağılımı adaletsizliğini ortaya koydu. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı'nın (Oxfam KEDV) da üyesi olduğu konfederasyonun, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde yayımladığı rapora göre, dünyanın en zengin binde 1'lik kesiminin karbon emisyonu, en yoksul 3,5 milyar insanın toplam emisyonunu aşıyor.
Raporda, iklim krizine neden olan yüksek emisyonların büyük ölçüde varlıklı kesimlerden kaynaklandığı, buna karşılık seller, yangınlar, aşırı sıcaklar ve kıtlık gibi afetlerin yükünü daha çok yoksul kesimlerin taşıdığı belirtildi. En zengin binde 1'lik kesimden bir kişinin aşırı sıcaklıkların oluşumundaki payının, en yoksul yüzde 50'lik kesimden bir kişiye göre yaklaşık 400 kat fazla olduğu kaydedildi.
Oxfam'ın karbon eşitsizliği verilerini iklim atıf modelleriyle birleştirerek hazırladığı analiz, emisyonlardaki adaletsiz dağılımın boyutunu ortaya koydu. Buna göre dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesimi, 1990'dan bu yana küresel ısınmanın yüzde 20'sinden sorumlu.
Raporda, en zengin yüzde 1'lik kesimin yalnızca bir yıllık emisyonunun aşırı sıcaklıklar nedeniyle 1,9 milyon ek ölüme yol açabileceği öngörüsüne yer verildi. Bu ölümlerin yüzde 78'inin düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde gerçekleşeceği tahmin edilirken, söz konusu ülkelerin küresel emisyonlardaki payının yalnızca yüzde 8 olduğu vurgulandı.
En zengin yüzde 1'lik kesimin emisyonlarının 2050 yılına kadar yaklaşık 53 trilyon dolarlık ekonomik zarara yol açabileceği de raporun bulguları arasında yer aldı. Özel jet kullanımı ise karbon eşitsizliğinin dikkat çekici örneklerinden biri olarak gösterildi. Oxfam'ın analizine göre dünyadaki tüm özel jetler, yalnızca iki saniyede en yoksul yüzde 50'lik kesimden bir kişinin bir yılda neden olduğu emisyon miktarını aşıyor.
AFETLER ZENGİNLER İÇİN KAZANÇ KAPISINA DÖNÜŞÜYOR
Raporda, varlıklı kesimlerin yüksek emisyonlarla iklim krizini derinleştirirken, afetlerin sonuçlarından korunmak için de ekonomik imkânlarını kullandığına dikkat çekildi. Özel sigortalar, güvenli konutlar ve özel itfaiye ekipleri aracılığıyla risklerden korunabilen zenginlerin aksine, yoksul kesimlerin afetler sonucunda evlerini, ürünlerini, birikimlerini ve geçim kaynaklarını kaybettiği belirtildi.
Oxfam'ın “Yıkım ve Yeniden İnşa Endeksi” de iklim afetlerinin ekonomik boyutunu ortaya koydu. Afetlere hazırlık ve afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinden kazanç sağlayan 217 şirketin incelendiği endekse göre, BlackRock ve Vanguard, bu şirketlerin yüzde 92'sine yatırım yapıyor.
Afet sonrası müdahalelerin oluşturduğu küresel pazarın 2029 yılına kadar 70 milyar dolardan 92 milyar dolara yükselmesinin beklendiği belirtilen raporda, afetlerin kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, toprak gaspı ve vergi indirimleri gibi uygulamalar üzerinden de istismar edildiği ifade edildi.
Oxfam International Genel Direktörü Amitabh Behar, iklim krizinin ortak bir sorun olarak değerlendirilmesine karşı çıkarak, krizin sorumluluğunun ve sonuçlarının toplum kesimleri arasında eşit dağılmadığını belirtti. Behar, en yoksul kesimler evlerini ve geçim kaynaklarını kaybederken en zenginlerin ekonomik güçleri sayesinde kendilerini afetlerden koruyabildiğini ve yarattıkları kirliliğin sonuçlarından kazanç sağlayabildiğini ifade etti.

TÜRKİYE'DE DE KARBON EŞİTSİZLİĞİ DİKKAT ÇEKİYOR
Oxfam KEDV'nin Türkiye'ye ilişkin paylaştığı veriler de karbon emisyonlarındaki eşitsizliği ortaya koydu. Buna göre Türkiye'deki en zengin binde 1'lik kesimin, yaklaşık 84 bin 980 kişinin toplam karbon emisyonu, en yoksul yüzde 27'lik kesimin, yani 22,9 milyon kişinin toplam emisyonunu aşıyor.
Rapora göre Türkiye'deki en zengin binde 1'lik kesimden bir kişi, yaklaşık 8,5 haftada en yoksul yüzde 50'lik kesimden bir kişinin 30 yılda neden olduğu karbon emisyonuna ulaşıyor. Aynı kesimdeki bir kişinin emisyonunun Türkiye'deki ortalama bir insanın emisyonundan 61 kat fazla olduğu belirtiliyor.
Türkiye'deki en zengin yüzde 1'lik kesimin karbon emisyonunun ise en yoksul yüzde 50'lik kesimden bir kişinin emisyonunun 64 katına ulaştığı, bu oranın Türkiye ortalamasının 21 katı olduğu kaydedildi.
Türkiye'de nüfusun dörtte birine karşılık gelen 21 milyon kişinin yaşamı boyunca en az bir kez sel, kuraklık veya aşırı hava olayları gibi iklim kaynaklı tehlikelerle karşılaştığı ifade edildi. Ayrıca Türkiye nüfusunun yüzde 10'unun doğrudan iklim afetleri riski altında olduğu ve bu oranın yüksek gelirli ülkelere kıyasla sekiz kat fazla olduğu aktarıldı.
İKLİM KRİZİNİN YÜKÜ KADINLARA DAHA FAZLA YANSIYOR
Oxfam KEDV kurucusu Şengül Akçar, iklim krizine katkısı en düşük kesimler arasında yer almalarına rağmen kadınların afetlerden orantısız biçimde etkilendiğine dikkat çekti. Kadınların özellikle yoksulluk koşullarında iklim krizinin ekonomik ve toplumsal sonuçlarını daha ağır yaşadığını belirten Akçar, gıda fiyatlarının yükselmesiyle kadınların kendi beslenmelerinden vazgeçtiğini, suya, barınmaya ve kamu hizmetlerine erişimin zorlaşmasıyla ücretsiz bakım yüklerinin arttığını ifade etti.
Artan bakım sorumluluklarının kadınların gelir elde etme ve karar alma süreçlerine katılma olanaklarını sınırlandırdığını kaydeden Akçar, mülkiyet, gelir ve sosyal güvenceye erişimdeki eşitsizliklerin afet sonrasında yaşamın yeniden kurulmasını da zorlaştırdığını söyledi.
Kadınların yalnızca iklim krizinden etkilenen kesimler olmadığını, aynı zamanda çözüm süreçlerinde önemli roller üstlendiğini vurgulayan Akçar, kadın kooperatiflerinin ve mahalle dayanışma ağlarının afetlere hazırlık ve iyileşme çalışmalarındaki önemine işaret etti.
OXFAM'DAN COP31 ÖNCESİ HÜKÜMETLERE ÇAĞRI
Oxfam, raporun bulgularından hareketle COP31'de bir araya gelecek hükümetlere çeşitli çağrılarda bulundu. Kuruluş, en zengin ve en çok kirleten kesimlerin emisyonlarını azaltmaları için kalıcı servet ve gelir vergileri uygulanmasını, fosil yakıt şirketlerinin vergilendirilmesini ve özel jet gibi yüksek emisyonlu lüks tüketim araçlarına caydırıcı vergiler getirilmesini istedi.
İklim krizinden en fazla etkilenen ülkelere borç yükünü artırmayacak kamu kaynaklı ve hibe temelli iklim finansmanı sağlanmasını talep eden Oxfam, uyum finansmanının 2035 yılına kadar üç katına çıkarılması gerektiğini belirtti.
Raporda ayrıca iklime dirençli kamu altyapısının ve hizmetlerinin güçlendirilmesi, afetlerden ekonomik kazanç sağlanmasının önlenmesi ve iklim krizinden en fazla etkilenen kadınlar başta olmak üzere kırılgan gruplara finansman desteği sunulması çağrısı yapıldı.
Oxfam, kadınların iklim krizi nedeniyle artan ücretsiz bakım emeğinin tanınması ve iklim politikalarında dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, iklim adaletinin sağlanması için toplumsal cinsiyet eşitliğinin temel bir unsur olarak ele alınmasını istedi.