İklim krizinin etkisiyle sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha şiddetli yaşandığı bir dönemde, kentlerin kendi ürettiği sıcaklık da giderek daha fazla tartışılıyor. Şehir merkezlerinin çevresindeki kırsal alanlara göre daha sıcak olması olarak tanımlanan kentsel ısı adası etkisi, özellikle yoğun yapılaşmanın bulunduğu bölgelerde yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Kadıköy Belediyesi'nin Çevre Festivali kapsamında 6 Haziran Cumartesi günü Özgürlük Parkı'nda “Kentsel Isı Adasının Sağlık ve Enerji ile Olan İlişkileri” başlıklı bir sunum yapacak olan Makine Mühendisi M. Remzi Çelik'e göre İstanbul'da giderek daha görünür hale gelen kentsel ısı adası, yalnızca bir çevre sorunu değil; halk sağlığı, enerji tüketimi ve yaşam kalitesi açısından da önemli sonuçları olan bir problem.

AŞIRI BETONLAŞMA, AĞAÇ KAYBI…
Çelik’e göre yaz aylarında kentte yaşayanlar çoğu zaman farkında olmadan kentsel ısı adasının etkilerini yaşıyor. “Her ne kadar kentte yaşayanlar mevsimsel bir sıcaklık artışı gibi hissetse de kentin fiziksel durumundan, planlama ve yönetim hatalarından, aşırı betonlaşmasından, büyük bir ağaç kaybının olmasından, rüzgâr koridorlarının kapanmasından, kentin gece geç saate kadar depoladığı ısıyı tekrar geri salması nedeniyle kent daha da sıcak hissedilmektedir.” diyen Çelik, kentlilerin gece 22.00’ye kadar devam eden aşırı sıcaklıklara maruz kaldığını söyledi.
Sıcaklığın yalnızca insanlar üzerinde değil kentte yaşayan diğer canlılar üzerinde de etkili olduğunu belirten Çelik, “Kentteki diğer tüm canlılar, kediler, köpekler, kuşlar, kaplumbağalar, kirpiler, ağaçlar ve bitkiler yine bu sıcaklıktan etkileniyor. Gıda ve su ararken 60-70 derecedeki kent yüzeylerinde yürümek zorunda kalıyorlar.” dedi.
“İNSAN ELİYLE OLUŞTURULAN BİR ETKİ”
Kentsel ısı adasının iklim değişikliği, sıcak hava dalgaları ve ısı kubbesi gibi kavramlarla bağlantılı olduğunu belirten Çelik, kentsel ısı adası etkisinin esas olarak bizzat insan eliyle oluşturulduğuna dikkat çekti. Çelik, “Kent içindeki faaliyetler ve yanlış kent planlaması bu olumsuz etkiyi büyütüyor.” dedi.
Kentsel ısı adasının temel nedenleri arasında aşırı betonlaşma, karada ve denizde ısı tutan malzemelerin yoğunluğu, kenti soğutacak ağaç ve örtücülerin azlığı ile büyük yapıların mahallelerin içinde yer almasını gösteren Çelik şöyle devam etti: “Hastane, AVM ve büyük yapıların yaşam alanlarına yakın mahallelerde kurulması, bu büyük ve soğutulan yapıların klima dış ünitelerinden yayılan sıcak havalar, sıcak su üretimi, marketlerin derin dondurucuları, yeme içme merkezlerinin pişirme grupları ve davlumbazlardan çıkan sıcaklıklar da bu etkiyi büyütüyor. Tabii bir de yoğun ticari ve sosyal faaliyet nedeniyle araçlardan gelen yüksek egzoz sıcaklıkları ve emisyonları sayabiliriz.”
“AYNI ŞEHİRDE YAŞAYANLAR AYNI SICAKLIĞI HİSSETMİYOR”
Çelik’e göre kentsel ısı adası kentte yaşayanlar için hem sağlık açısından daha yüksek riskler hem de daha yüksek enerji maliyetleri anlamına geliyor. İstanbul gibi 20 milyonu aşan nüfusa sahip bir kentte kentsel ısı adasının aynı zamanda bir eşitsizlik sorunu yarattığını belirten Çelik, uydu görüntülerinden elde edilen yüzey sıcaklığı verilerinin bazı ilçelerde ve mahallelerde riskin çok daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.
Çelik, “Bu gözlem oradaki insanların daha fazla sağlık harcaması yapacağı anlamına geliyor ve dış etkenlerle oluşan sıcaklıktan ötürü çok daha yüksek soğutma enerjisi maliyetleri taşımak zorunda kalıyorlar. Bu da ciddi oranda bir eşitsizlik anlamına geliyor.” dedi.
Bir bölgede daha fazla ağaç ve örtücü bitki bulunurken başka bir bölgede yalıtımsız yapıların ve yoğun yüksek katlı yerleşimlerin bulunduğunu belirten Çelik, özellikle Fikirtepe ve Esenyurt gibi alanlarda bu farkların daha görünür olduğunu ifade etti.Çelik, kentsel ısı adasının kent merkezleri ile çeperde yer alan ağaçlık ve ormanlık alanlar arasındaki sıcaklık farkı olarak tanımlandığını belirterek, “Kentsel ısı adası etkisi en yalın haliyle kent merkeziyle çeperde oluşturulan ağaçlıklı ormanlık alanlar arasındaki sıcaklık farkının 5-12 dereceye varması olarak tanımlanıyor. Hemen hemen tüm memelilerin vücut sıcaklığı 36,5 derecedir. Bu bir yaşam stratejisidir ve vücut bunu sabit tutmaya çalışır. Bu sıcaklık 38 dereceye çıktığında nasıl hastaneye koşuyorsak, kentsel ısı adası etkisinin oluşturduğu 5-12 derecelik fark hayati derecede önemlidir.” diye konuştu.

“BİNLERCE KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ”
Kentsel ısı adasının sıcak hava dalgalarıyla birleştiğinde ölümcül sonuçlar doğurabildiğini belirten Çelik, 2003 yılında Avrupa'da yaşanan sıcak hava dalgasını örnek gösterdi; “Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz ve diğer ülkelerde yaklaşık 70 bin kişinin sıcaklıkla ilişkili nedenlerle hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.” dedi.
Özellikle Paris'te şehir merkezlerinin geceleri yeterince soğuyamadığını belirten Çelik, asfalt yollar ve taş binaların gün boyu güneş enerjisini depoladığını, gece boyunca bu ısıyı geri yaydığını söyleyen Çelik, “Bu nedenle insanlar gece de serinleyemedi ve yaşlılar başta olmak üzere birçok kişi sıcak stresi nedeniyle yaşamını yitirdi.” bilgisini paylaştı.
Hayatını kaybedenlerin büyük bölümünün 75 yaş üstü bireyler, yalnız yaşayan yaşlılar ve kronik kalp-akciğer hastaları olduğunu belirten Çelik, sıcaklığa bağlı ölümlerin kısa bir zaman aralığında yoğunlaşması nedeniyle acil servislerin aşırı dolduğunu, hastane yataklarının yetersiz kaldığını ve morglarda yer kalmadığını kaydetti. Fransız makamlarının geçici soğutmalı depolar ve ek morg alanları oluşturmak zorunda kaldığını söyleyen Çelik, bu olayın ardından Avrupa kentlerinde sıcak hava dalgalarının doğal afet olarak değerlendirilmeye başlandığını ifade etti.
Çelik, 2022’de Avrupa’daki sıcak hava dalgası sırasında da on binlerce ek ölüm meydana geldiğinin hesaplandığını ve araştırmaların şehirlerdeki kentsel ısı adası etkisinin ölüm riskini belirgin biçimde artırdığını gösterdiğini söyledi.

“SOĞUTMA BİR İNSAN HAKKI”
Bilim insanlarının sıcak hava dalgalarının gelecekte daha sık ve daha şiddetli yaşanacağını öngördüğünü belirten Çelik, kentlerin bu duruma hazırlanması gerektiğini vurgulayarak “Önümüzdeki yıllarda çok daha kalabalık bir nüfusun kentlerde yaşayacağını düşünürsek soğutmanın bir insan hakkı, kentli hakkı olduğunu söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.
İstanbul'un bir kıyı kenti olması nedeniyle yüksek nemin de sıcaklığın etkilerini artırdığını belirten Çelik, bu konuda ölçüm ve izleme çalışmalarının önemine dikkat çekti. “Ölçmediğimiz hiçbir şeyi tehlike olarak algılayamayız. Sıcak günlerdeki ambulans sayısı ve hastaneye başvuru sayısı istatistiksel olarak tutulmalıdır.” diyen Çelik, kent soğutmasının artık yalnızca park ve bahçeler konusu olmadığını vurguladı. Yetişkin bir ağacın bir günde bin 650 litre suyu buharlaştırarak kenti soğuttuğunu belirten Çelik, kent içindeki marinalar, büyük AVM ve hastaneler, yüksek yapılar, betonlaştırılmış meydanlar, ağaçsız otoparklar, yoğun trafik, cephe ve çatı renkleri ile yanlış planlama kararlarının kentsel ısı adasını büyüttüğünü söyledi. Kentsel dönüşüm süreçlerinde yaşanan ağaçsızlaşmanın da bu tabloyu ağırlaştırdığını ifade eden Çelik, “15-20 yıllık bir projeksiyonla kentlerde ve Kadıköy'de bir master plan zorunlu gözükmektedir.” dedi.

“AŞIRI SICAKLAR EN ÖLÜMCÜL AFETLER ARASINDA”
Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Global Cooling Watch 2025 raporuna göre sıcak hava dalgaları, iklim kaynaklı afetler arasında en fazla can kaybına yol açan olaylar arasında yer alıyor. Raporda, kentsel ısı adası etkisinin şehirlerde sıcaklığı 5 ila 10 derece artırabildiği belirtilirken, soğutmanın artık su ve enerji gibi temel bir altyapı hizmeti olarak görülmesi gerektiği vurgulanıyor. Dünya genelinde 1 milyardan fazla insanın yeterli soğutma imkanına sahip olmadığına dikkat çekilen raporda, yerel yönetimlerin ağaçlandırma, gölgelendirme ve yeşil alan uygulamalarıyla kentlerdeki sıcaklıkları yüzde 10 ila 25 oranında azaltabileceği ifade ediliyor.