Son yıllarda özellikle büyük kentlerde giderek daha fazla hissedilen hava kirliliği ve kötü koku sorunu, günlük yaşamı doğrudan etkileyen önemli çevre sorunları arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu tablonun yalnızca sanayi ve trafik kaynaklı olmadığını, iklim koşullarıyla da yakından ilişkili olduğunu vurguluyor.
Gazetemize konuşan İklim Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, hava kirliliğinin nedenlerine, iklim döngülerinin bu süreçteki rolüne ve çözüm yollarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaşar, hava kirliliğinin temel nedeninin, kuraklık dönemlerinde fosil yakıt kullanımının etkilerinin çok daha belirgin hale gelmesi olduğunu söyledi.

“2020 SONRASINDA KURAK DÖNEME GİRDİK”
1990–2003 yılları arasındaki hava kalitesi verilerine dikkat çeken Yaşar, “1990–2003 yılları arasındaki ölçümlere bakıldığında, özellikle sülfür dioksit ve partikül madde miktarlarının dikkat çekici seviyelere ulaştığını görüyoruz. Bu dönem aynı zamanda son derece kurak geçti. Yağış az olduğu için havadaki partikül madde ve sülfür dioksit miktarı çok yüksekti. 1995 yılından sonra iklim koşullarında belirgin bir değişim yaşandı. 1995’ten sonra yeniden yağışlı dönemlere girdik. Yağışın artmasıyla birlikte havadaki partikül madde ve sülfür dioksit azaldı ve hava oldukça temizlendi. 2010’dan sonra başlayan bol yağışlı dönemde havadaki partikül madde ve sülfür dioksit çok düşük seviyelere indi. Ancak bu durumun uzun sürmedi. 2020’den sonra yeniden kurak bir döneme girdik. Doğal olarak havadaki partikül madde ve sülfür dioksit çok arttı, buna bağlı olarak hava kirliliği ve koku da ciddi şekilde yükseldi.” dedi.

“FOSİL YAKITLARDAN VAZGEÇMELİYİZ”
Kurak yıllarda kirliliğin daha kalıcı hale geldiğini söyleyen Yaşar, “Kurak dönemlerde bu gazlar ve partiküller havada daha uzun süre askıda kalıyor. Bu yüzden kirlilik çok daha hissedilir oluyor.” dedi ve şöyle devam etti: “Bunun önüne geçmek için kömür gibi fosil yakıtlardan vazgeçmemiz gerekiyor. Aynı zamanda ulaşımda da elektrikli araçlara geçmeliyiz. Avrupa Birliği’nin bu yöndeki politikalarını dikkate almalıyız. AB ülkeleri, 2035 yılından sonra elektrikli araç kullanımını zorunlu hale getiriyor. Isınma konusunda da Avrupa’da kömür neredeyse hiç kullanılmıyor.”

“KURAK YILLARDA HAVA KİRLİLİĞİ KAÇINILMAZ”
İklim döngülerine de değinen Yaşar, “İklimler rastgele doğa olayları değildir. Muhteşem döngüler içinde hareket ederler. Her 8–10 yılda bir yağışlı dönem, ardından yine 8–10 yıl süren göreceli olarak daha kurak bir dönem yaşarız. 1960, 1980, 2000 ve 2020’li yıllar daha yağışlı; 1970, 1990, 2008 ve günümüz ise kurak dönemlerdir. Bu kurak yıllarda hava kirliliği kaçınılmaz olarak artıyor. Yağış azaldığı için havadaki sülfür dioksit ve partikül madde artıyor. Şu anda da kuraklık yaşadığımız için hava kirliliği maalesef olası bir durum. Bu durum havada kötü kokuya da sebep oluyor. Bunun nedeni tamamen fosil yakıtlar. Yani hem kömür hem de araçlardan çıkan fosil yakıtlar kurak yıllarda havada daha uzun süre askıda kalıyor. Bu da hem hava kirliliğine hem de kötü kokuya sebebiyet veriyor.” dedi. Soğuk havalarla birlikte kirliliğin daha da artabileceğine dikkat çeken Yaşar, “Şimdi bir de havalar soğudukça ısınma için kömür yakılmaya başlanırsa, hava kirliliği çok daha fazla artacaktır.” uyarısında bulundu.
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Yaşar, “Sülfür dioksit ve partikül maddeyle ilgili hastane verilerine bakmak istedim ama hastane istatistikleri yok denecek kadar azdı. Net istatistikler olmasa da bu kirleticilerin insan sağlığı açısından etkisi oldukça nettir. Bu gazlar özellikle göğüs ve akciğer hastalıklarında etkili oluyor.” dedi.