Osmanlı'dan bugüne 'köpekli şehir' geleneği

Osmanlı’da sokak köpeklerinin kamusal hayattaki yerini araştıran Selahattin Hantal, köpeklerin toplumsal algıdaki dönüşümünü ve modernleşmeyle birlikte değişen bakışı mercek altına alıyor.

01 Nisan 2026 - 12:05

Kamuoyunda belirli aralıklarla yeniden alevlenen “köpek sorunu” tartışmaları, aslında yeni değil; kökleri Osmanlı İstanbul’una kadar uzanıyor. Sokak köpekleriyle kurulan ilişkinin tarihsel arka planını mercek altına alan bağımsız tarih araştırmacısı Selahattin Hantal, bu konudaki çalışmasını kitaplaştırdı. Beykent Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı’ndaki yüksek lisansı için hazırladığı “Hayırseverlikten Hayırsızada’ya: Son Dönem Osmanlı İstanbul’unda Köpekler” adlı tez çalışmasını genişleten Hantal’ın “Osmanlı’da Köpekler” başlığını taşıyan kitabı raflarda yerini aldı.

3 KISIMDA OSMANLI KÖPEKLERİ

Bu sene başında Kabalcı Yayıncılık etiketiyle yayınlanan 362 sayfalık kitap, son dönem Osmanlı İstanbul'undaki köpeklerin durumunu odağına alarak, kamusal alanda himaye edilen köpeklerin toplum zihniyetindeki kültürel yansımalarını inceliyor. 3 bölümden oluşan çalışmanın, "Köpek ve Şehir: Kamusal Alanda Himaye" adlı ilk kısmında, köpeklerin gündelik yaşamda kamusal alanlardaki durumları inceleniyor. Köpeklerin kökenleri, cinsleri, insanlarla olan ilişkileri ve toplumun inançlarındaki yerleri ele alınıyor. İkinci bölüm olan “Köpek ve Algı: Sokaktan Eve Giren Köpek (Değişim)" temalı ikinci bölümde, Osmanlı toplumunun köpek algısı, sahipli ve özgür köpekler kıyas edilerek Batı kültüründeki köpek algısının Osmanlı'ya yansımaları ve bu doğrultuda gerçekleşen modernleşme tecrübesi irdeleniyor. Son kısımda ise "Köpek ve Suç: Sokaktaki Köpeğin İllegalleşmesi" başlığı altında köpeklerin kriminalize oldukları süreç mercek altına alınıyor. Bu bölümde köpeklerin şehrin kamusal alanlarındaki iktidarlarının topluma zararları, onları suçlulaştıran aydın metinleri ve son dönem Osmanlı İstanbul'unda belirginleşerek sürekli hâle gelen Osmanlı Devleti'nin köpek yaptırımlarına yer veriliyor.

KÖPEKLİ ŞEHİR

İki yıldır İstanbul Üniversitesi Yakın Çağ Tarihi Kürsüsünde doktorasını sürdüren, hayvanlar özelinde köpeklerin tarihini araştıran Selahattin Hantal, Osmanlı İmparatorluğu’nun köpeklerin şehirlerde yaşadığı ve bunun insanlar tarafından sıradan görüldüğü bir kültüre sahip olduğunu söylüyor. Özellikle İstanbul şehrine imparatorluk dışından gelen birçok kimse kendi ülkelerinde rastlamadıkları için bu durumu garipsemiş fakat sonradan bunun alelade, geleneksel bir gündelik yaşam hâli olduğunu keşfettiklerini anlatıyor ve “Bundandır ki evvela İstanbul olmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında seyahat eden kimselerin yazdıkları metinlerde köpeklerle ilgili hususi bölümler yer almıştır” diye ekliyor.

​“HANTAL: Bu kitapta, sokak köpeklerine selam vermeyi öğütleyen Sadri Alışık'ın ayrı bir yeri var. Başrolünde oynadığı "Avare (1964)" filmindeki meşhur tiradı çalışmalarıma ilham oldu. Bu sebeple kitabımı hem onun hem de bir süre önce bu dünyadaki hikâyesi sona eren sevimli köpek Mars'ın anısıyla, köpeklere kıymet veren tüm insanlara ve sokakları serserilikle arşınlayan tüm köpeklere ithaf ediyorum.”

Hantal, Osmanlı'da halk, köpekleri dinî ve geleneksel âdetleri doğrultusunda beslediklerini, hatta sokaklar yalnızca hayvanların beslenmesi için çalışan "mancacı" adında özel bir esnaf bulunduğunu belirterek, buna karşın köpeklerin İmparatorluğu topraklarında zaman zaman hem kişiler hem de devlet tarafından öldürüldüklerini de ifade ediyor. Hantal, “Bu eylemlerde halkın köpeklerin yanında yer alması nice köpek karşıtı devlet faaliyetinin henüz ihtimal dahilindeyken önünü kesti, nicesini de uygulanma aşamasındayken durdurdu. Bütün bu vakalar, Osmanlı İmparatorluğu'nda köpekli şehir geleneğinin sürdürülmesini sağladı. Hülasa, köpekler zaman zaman çeşitli yöntemlerle öldürülmüş olsa da bu olaylar köpekli şehir kültürünün kadimliği ve kapsayıcılığı karşısında ara vakalar olarak kaldı. Böylece İmparatorluğun sonuna kadar süren bu yaşam geleneği, Cumhuriyet Dönemi'ne miras kalarak günümüze dek ulaştı.” görüşlerini ifade ediyor.

KÖPEK BÜYÜLERİ!

“Köpeklerin çıkardıkları seslerin, İstanbul halkının zihin dünyasında herhangi bir işaret ve anlama denk gelişlerinin yanında, köpeklerin kendisi başlı başına batıl inançlara dahil edilen öznelerdir. Birçok inanç ritüelinde kullanılırlar. Bunların başında büyü yapmak gelmektedir. İnanca göre, bir kimseyi kendine aşık etmek yahut iki kişiyi ayırmak için üzerine tılsım yazılmış olan ya da içine tılsımlı kağıtlar koyulan ekmeklerin köpeklere verilmesiyle yapılan büyüler bulunmaktadır. Başka bir yöntem olarak köpeklere üzerine tılsım yazılmış kemikler yedirilmesi gerektiği söylenmektedir. Ayrıca kurşun dökme âdetinde de köpeklerin yeri vardır. Yapılan uygulama suya ekmek doğrandıktan sonra bu ekmeklerin dört yol ağzında köpeklere verilmesiyle sonlanır.”

(Tüm görseller kitaptan alınmıştır)

 


ARŞİV