Su krizi derinleşirken eşitsizlik büyüyor

2026 Dünya Su Günü’nün teması “Su ve Cinsiyet” olarak belirlenirken, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden Dr. Akgün İlhan’a göre suya erişimdeki eşitsizlikler en çok kadınları ve kız çocuklarını etkiliyor

03 Nisan 2026 - 09:10

Birleşmiş Milletler tarafından 1993 yılından bu yana her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, 2026’da “Su ve Cinsiyet” temasıyla su krizine farklı bir perspektiften bakmaya çağırıyor. Bu yılki vurgu, suya erişim meselesinin yalnızca çevresel ya da teknik bir sorun olmadığını; aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Küresel ölçekte suya erişimde yaşanan sorunlar, milyonlarca insanın gündelik yaşamını doğrudan etkiliyor. Veriler, yaklaşık 1,8 milyar insanın içme suyunu ev dışında bulunan kaynaklardan temin ettiğini gösterirken, bu hanelerin büyük çoğunluğunda su toplama sorumluluğunu kadınlar ve kız çocukları üstleniyor. Bu durum, suya erişimdeki yetersizliklerin yükünün toplumsal olarak eşit dağılmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Kadınların içme, yemek yapma, temizlik ve bakım gibi ev içi ihtiyaçlar için gerekli suyu sağlama sorumluluğunu taşıdığı birçok ülkede, suya erişimde yaşanan her aksaklık doğrudan onların yaşamını daha zor hale getiriyor. 2026’nın “Su ve Cinsiyet” teması da tam olarak bu görünmeyen yükü görünür kılmayı hedefliyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden Dr. Akgün İlhan su krizinin toplum içinde eşit yaşanmadığına dikkat çekerek, “Su krizini herkes aynı şekilde ve şiddette yaşamıyor. Özellikle kadınlar ve kız çocukları, düşük gelirli gruplar ve bakım emeğini üstlenenler bu krizden çok daha ağır etkilenebiliyor.” dedi.

“GÜNDELİK YAŞAMI DA ŞEKİLLENDİRİYOR”
İlhan’ın verdiği bilgilere göre, su yönetimini yalnızca teknik bir mesele olarak ele almak, gündelik yaşam üzerindeki etkileri görünmez kılıyor. İlhan, su politikalarının toplumsal boyutuna dikkat çekerek, “Su bağlamında cinsiyet çerçevesinin önemi tam da burada yatıyor. Bu toplumsal cinsiyet çerçevesi, su yönetimini sadece boru, isale hattı, baraj ve arıtma tesisi gibi yapısal unsurlara yapılacak yatırım olarak değil, gündelik yaşamı, halk sağlığını, zaman yönetimini, eğitimi ve bakım emeğini şekillendiren bir kamusal hizmet olarak düşünmeye zorluyor. Kalıcı ve etkili bir su politikası için, teknik verimlilik kadar toplumsal adalet de karar süreçlerinin merkezinde olmalı diyen bir tema bu.” dedi.

SUYUN GÖRÜNMEYEN YÜKÜ
Türkiye’de suya erişimin küresel örneklerden farklı bir biçimde deneyimlendiğini belirten İlhan, meselenin daha çok ev içi yük ve hizmet aksaklıkları üzerinden ortaya çıktığını ifade etti. İlhan’ın verdiği bilgilere göre kadınların suyla ilişkili yükü büyük ölçüde ev içi emek düzeni içinde yoğunlaşıyor. İlhan bu durumu şöyle anlattı: “Türkiye’de bu durumu, küresel Güney’in yoksul ülkelerinde görülen uzun mesafeden su taşıma biçiminde görmüyoruz. Bunun nedeni, Türkiye’de hanelerin büyük bölümünün temel içme suyu hizmetine fiziken erişiyor olması. Bu yüzden mesele suyu kilometrelerce taşımak zorunda olmak değil, altyapı sorunları veya yoksulluk nedeniyle yaşanan su kesintileri, ev içi su yönetiminin ve bakım yükünün kadına yıkılması üzerinden yaşanıyor. TÜİK’in İstatistiklerle Kadın 2025 yayınına göre kadınlar, hanehalkı ve aile bakımına günde ortalama 4 saat 35 dakika ayırırken erkekler sadece 53 dakika ayırıyor. Ayrıca hanedeki işlerin sorumluluğunu üstlenme oranı kadınlarda çok daha yüksek görünüyor. Bu durum, çamaşır ve bulaşık yıkama, yerleri silme gibi suyla ilgili gündelik yüklerin de büyük ölçüde aynı bakım ve ev içi emek düzeninin içine yerleştiğine işaret.”


“SU BİR İNSAN HAKKI OLARAK ELE ALINMALI”
Türkiye’de su politikalarının dönüşmesi gerektiğine işaret eden İlhan, suyun bir insan hakkı olarak ele alınmasının politika önceliklerini değiştireceğini belirtti. İlhan’ın değerlendirmesi şöyle: “Suyu bir insan hakkı olarak ele almak, Türkiye’de su politikalarının yalnızca arzı artırmaya ve altyapı yatırımlarına odaklanması yerine, suya adil ve güvenli erişimi merkeze almasını gerektirir. Böylece politika önceliği sadece daha fazla su temin etmek değil, kırılgan hanelerin, kadınların, çocukların, yaşlıların ve yoksul kesimlerin su hizmetine eşit biçimde erişmesini sağlamak olur. Başka bir deyişle, başarı artık yalnızca baraj, hat ve arıtma kapasitesiyle değil, su hizmetinin kimin için ne kadar erişilebilir ve adil olduğu üzerinden de ölçülebilir.”
“ÖLÇÜLMEYEN EŞİTSİZLİK GÖRÜNMEZ KALIYOR”
İlhan’ın verdiği bilgilere göre, su politikalarında toplumsal cinsiyet boyutunun geri planda kalmasının temel nedenlerinden biri veri eksikliği. İlhan bu durumu şu sözlerle ifade etti: “Bunun temel nedeni, su politikalarının mühendislik ve arz güvenliği odaklıyken, suyun hane içi kullanımının, bakım emeğinin ve zaman maliyetinin politika radarının dışında bırakılması. Suyun bu yönü ölçülmüyor. Ölçülmeyen şey de yönetilmiyor.”
İlhan’ın verdiği bilgilere göre Türkiye, fiziksel erişimin büyük ölçüde sağlandığı ancak suyun toplumsal yükünün hâlâ eşitsiz biçimde dağıldığı bir noktada bulunuyor. İlhan bu durumu şöyle özetledi: “Türkiye bu tabloda, fiziksel erişimin büyük ölçüde sağlandığı ama suyun toplumsal yükünün hâlâ cinsiyet körü biçimde yönetildiği bir yerde. Türkiye’de mesele suyu uzaktan taşımak değil; su kesintilerinin ve ev içi su yönetiminin kimin zamanı üzerinden telafi edildiği.”

“EŞİTSİZLİK DERİNLEŞECEK”
İklim kriziyle birlikte bu eşitsizliklerin daha da derinleşeceğine dikkat çeken İlhan, özellikle kırılgan grupların daha büyük risk altında olduğunu belirtti. İlhan’ın verdiği bilgilere göre önümüzdeki dönemde suya erişim çok daha kritik bir mesele haline gelecek: “Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin şiddetlenmesi ve beraberinde artan su stresi, suya erişimdeki eşitsizlikleri derinleştirecek. Kuraklık, aşırı yağışların neden olacağı seller, sıcak dalgaları, aşırı iklim olaylarının neden olacağı altyapı sorunları ve hizmet kesintileri, artan maliyetler suya erişimde mevcut sosyal eşitsizlikleri büyütecek.”

Kadınlar ve kız çocukları açısından risklerin daha da katmanlı olduğuna işaret eden İlhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Kadınlar ve kız çocukları açısından risk daha katmanlı. Evde akan bir musluk yoksa suyu toplama ve taşıma yükü hâlâ büyük ölçüde onların üzerinde. Bu da onların eğitim, ücretli iş, dinlenme ve güvenliğinden çalıyor.UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, evde su bulunmayan hanelerde su toplama sorumluluğu 10 hanenin 7’sinde kadınlar ve kız çocuklarında. Onlar bu iş için erkeklerden daha uzun zaman harcıyor. Güvenli su, tuvalet ve hijyen hizmetleri olmadığında okula devam, adet hijyeni yönetimi, sağlık ve kişisel güvenlik de doğrudan zarar görüyor. Özellikle yoksul hanelerde,engelli kadın ve kız çocuklarında bu riskler daha da büyüyor.”

 


ARŞİV