TEMA Vakfı, 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü’nde yaşamı ayakta tutan ekosistemlerin karşı karşıya olduğu tehlikeye dikkat çekti. Bu yıl “Küresel etki için yerel hareket” temasıyla yapılan açıklamada, biyolojik çeşitlilik kaybının sadece doğayı değil toprağı, su varlıklarını, gıda güvenliğini, insan sağlığını ve iklim direncini de doğrudan tehdit ettiği vurgulandı.
“DÜNYA SESSİZLEŞİYOR”
Açıklamada, her gün kuş seslerinin azaldığı, arıların uğultusunun daha seyrek duyulduğu ve derelerin kuruduğu bir dünyaya uyandığımız belirtildi. Tür kayıplarının doğal yok oluş hızının bin katına ulaştığına dikkat çekilen açıklamada şu bilgilere yer verildi:

TÜRKİYE DÜNYA ORTALAMASININ ALTINDA
Üç farklı bitki coğrafyasının kesişim noktasında yer alan ve endemik türler açısından zengin olan Türkiye’de de tehlike çanları çalıyor. TEMA Vakfı'nın verilerine göre:

Açıklamada, Türkiye’nin de imzacı olduğu Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi kapsamında, 2030 yılına kadar korunan alanların ve tahrip edilmiş ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesinin hedeflendiğine de dikkat çekildi.
“TERCİH DEĞİL ORTAK SORUMLULUĞUMUZ”
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, biyolojik çeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğunu ifade etti. Biyolojik çeşitliliğin temiz suya erişimden sağlıklı gıdaya kadar yaşamın sürdürülebilirliğini doğrudan etkilediğini belirten Ataç, şu uyarılarda bulundu: “Bugünkü tüketim düzeyi, dünyanın kendini yenileyebilme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştı. Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da hammadde deposu olarak görülmesi ekosistemlerle birlikte insan yaşamını da tehdit ediyor. Bu nedenle doğayı korumak artık bir tercih değil, ortak sorumluluğumuzdur.”