Türkiye’nin 2025 iklim karnesi açıklandı

İklim Ağı’nın yayınladığı 2025 İklim Karnesi, İklim Kanunu’ndaki eksiklikler, tarımda yaşanan daralma ve afetlere bağlı kayıplar üzerinden Türkiye’de iklim kriziyle mücadelede öne çıkan sorunları ortaya koyuyor

09 Ocak 2026 - 09:32

İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu İklim Ağı, Türkiye’nin 2025 yılına ilişkin iklim performansını değerlendirdiği “İklim Karnesi”ni yayımladı. 12 başlık altında hazırlanan değerlendirmede, Türkiye’nin kömürden çıkış yerine fosil yakıt politikalarını sürdürdüğü, sera gazı emisyonlarını artıran yeni iklim hedefleri benimsediği ve iklim krizinin etkilerine karşı yeterli hazırlığın yapılmadığı vurgulandı. İklim Ağı, 2026’da Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in ise bu tabloyu tersine çevirmek için kritik bir fırsat sunduğuna dikkat çekti.

İKLİM KANUNU
Temmuz ayında yasalaşan İklim Kanunu’nun, iklim politikası açısından önemli bir araç olma potansiyeline sahip olduğu ancak ciddi eksiklikler içerdiği belirtildi. Kanunun hazırlanma sürecinde ve Meclis görüşmelerinde iklim alanında çalışan sivil toplumun taleplerinin dikkate alınmadığına işaret edildi. Kanunun, net sıfır emisyon hedefi ve ulusal katkı beyanı gibi başlıklara hukuki zemin sağlasa da fosil yakıt kullanımının sonlandırılmasına yönelik somut hedefler içermediği, emisyon azaltımı için net bir yol haritası sunmadığı ve bilim temelli bağımsız bir denetim mekanizması barındırmadığı vurgulandı. İklim Ağı, önümüzdeki dönemde çıkarılacak ikinci mevzuatın güçlü güvenceler içermesi gerektiğini belirtti.

YENİ İKLİM HEDEFİ
Türkiye’nin yeni ulusal katkı beyanının (NDC), emisyonları azaltmak yerine 2035 yılına kadar artıracağı ifade edildi. Yeni hedefte fosil yakıtlardan çıkışa dair herhangi bir planın yer almadığına dikkat çekilirken, korunan alanların artırılması, iklim uyumu, gıda güvencesi ve kentlerin afetlere karşı dirençliliği gibi kritik başlıklarda yeni hedeflerin bulunmadığı vurgulandı. İklim Ağı, toplumun iklim krizine karşı dirençli hale gelebilmesi için emisyonların bugünden itibaren azaltılması, korunan alanların genişletilmesi ve kentlerin iklime dirençli biçimde yeniden planlanması gerektiğini belirtti.

"DOĞAL ALANLAR TEHDİT ALTINDA"
7554 sayılı Madencilik hakkında Torba Yasa ile su kaynaklarının, zeytinliklerin, ormanların ve kültürel varlıkların madenciliğe açıldığı ifade edildi. Bu düzenlemenin ilk somut uygulamasının Akbelen’de zeytin ağaçlarının sökülmesi olduğu hatırlatılırken, yasanın acilen iptal edilmesi çağrısı yapıldı. Yerli kömüre verilen yeni teşviklerin kamu kaynaklarını kömürlü termik santral işleten şirketlere aktardığı belirtildi. Her yıl ayrılan 133 milyon dolarlık ek kaynağın halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri artırdığı ve bütçe yükü yarattığı ifade edildi. Bu miktarın yaklaşık 7 bin kömür madeni işçisinin bir yıllık ortalama gelirine denk geldiği vurgulanırken, teşviklerin adil geçiş planlarını geciktirdiği kaydedildi.

“SİVİL TOPLUM DIŞLANDI”
İklim politikalarının belirlendiği karar mekanizmalarında uzman sivil toplum kuruluşlarının yer almadığına dikkat çekildi. İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu (İDUKK) ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında oluşturulan kurullarda iş dünyası ve kamu temsilcileri bulunurken, iklim alanında uzman sivil toplumun dışlandığı ifade edildi.

 “KAMU YARARI YOK” 
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne 688 MW’lık yeni bir ünite eklenmesine verilen ÇED olumlu kararının kamu yararı taşımadığı belirtildi. Bilirkişi raporlarına göre projenin bölge halkı ve çevre üzerinde ciddi zararlar yaratacağı, Afşin-Elbistan havzasının ise Türkiye’nin en kirli hava sahalarından biri olduğu vurgulandı. Projenin iptal edilmesi ve mevcut santrallerin adil geçiş programıyla kapatılması çağrısı yapıldı.

TARIMDA SERT DARALMA
2025’te yaşanan aşırı hava olayları, don, aşırı sıcaklar ve kuraklık tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Meyve fiyatlarında alışılmadık artışlar yaşanırken, susuzluk gıda üretimini ciddi biçimde etkiledi. İklim krizinin de etkisiyle tarım sektörü 2025’in üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 12,7 küçülerek son yılların en yüksek daralma oranına ulaştı. “İklime dirençli ve doğa dostu bir tarım sistemi için agroekoloji yaklaşımı benimsenmeli ve buna yönelik bölgesel planlar geliştirilmeli, teşviklerin en az yüzde 30’u doğa dostu uygulamalara yönlendirilmeli, onarıcı tarım teknikleri yaygınlaştırılmalı.” denildi. 

“NÜKLEER ENERJİ HEM PAHALI HEM TEHLİKELİ”
Akkuyu’nun yanı sıra Sinop ve Trakya’da planlanan nükleer santral projelerinin pahalı, riskli ve atık sorununu çözemeyen yatırımlar olduğu vurgulandı. Akkuyu’da üretilen elektrik için devletin garanti ettiği alım fiyatının piyasa fiyatlarının yaklaşık iki katı olduğu hatırlatıldı. Küçük modüler reaktörlerin (SMR) de maliyet ve atık sorunlarını çözmediği ifade edildi.

“DOĞAYLA UYUM ŞART”
Türkiye’nin rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesinin 2025’te artarak 38,8 GW’a ulaştığı ve elektrik üretiminin yüzde 22’sini karşıladığı belirtildi. Ancak yenilenebilir enerji yatırımlarının doğa, tarım alanları ve yerel geçim kaynakları pahasına yapılmaması gerektiği vurgulandı. Yüzde 100 yenilenebilir bir enerji sisteminin, uygun yer seçimi ve yerel halkın hakları korunarak mümkün olduğu ifade edildi.

“İLKE VAR, MEKANİZMA YOK”
Adil geçiş kavramının politika belgelerinde yer almasına rağmen, fosil yakıtlardan çıkış takvimi ve somut uygulama araçlarının tanımlanmadığı belirtildi. Kimseyi geride bırakmayan bir dönüşüm için toplumsal diyalog, bölgesel planlama ve çalışanlar için geçim güvencelerinin sağlanması gerektiği vurgulandı.

ARTAN AFETLER VE KAYIPLAR
2025 yılı, iklim krizinin Türkiye üzerindeki etkilerinin belirgin biçimde ağırlaştığı bir yıl oldu. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 su yılında yağış miktarı son 52 yılın en düşük seviyesine geriledi. Orman Genel Müdürlüğü verileri ise yılın ilk aylarında on binlerce hektarlık alanın yangınlardan zarar gördüğünü ortaya koydu. Prof. Dr. Murat Türkeş ve Nami Yurtseven’in 2025’te yayımlanan çalışması, kurak ve yarı kurak iklim koşullarının önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaşacağına işaret ediyor. İklim Ağı, şehirlerde doğa temelli çözümlerle iklim direncinin artırılması, korunan alanların oranı ve niteliğinin güçlendirilmesi ve afetler sonucu oluşan kayıp ve zararlar için tazminat mekanizmalarının kurulması çağrısında bulundu. 

COP31: KRİTİK EŞİK
İklim Ağı, Türkiye’nin 2026’da COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Ancak gerçek iklim liderliğinin, iddialı emisyon azaltım hedefleri, kömürden çıkış stratejisi, doğayla uyumlu yenilenebilir enerji yatırımları ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla mümkün olabileceği vurgulandı.


ARŞİV