AHMET TELLİ (2 Aralık 1946-10 Temmuz 2026)
Sevgiyi, hüznü, sürgünü ve direnişi şiirlerine taşıyan Ahmet Telli, 2 Aralık 1946'da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde (bugünkü Karabük) doğdu. İlk ve ortaöğreniminin ardından Hasanoğlan ve Pazarören Öğretmen Okullarında eğitim gördü. Bir süre köy öğretmenliği yaptıktan sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Anadolu'nun farklı kentlerinde uzun yıllar Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı.
Şiire genç yaşlarda başlayan Telli'nin ilk şiiri 1961 yılında yayımlandı. 1970’li yıllardan itibaren Varlık, Türk Dili, Türkiye Yazıları ve Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde yer alan Telli, ikinci kuşak toplumcu gerçekçi şiirin en güçlü temsilcilerinden biri haline geldi.
1980 askeri darbesi sonrasında gözaltına alınan, yargılanan ve öğretmenlikten ihraç edilen Telli, edebiyat üretiminden ve mücadelesinden vazgeçmedi. İhraç edildiği dönemde yayıncılık ve editörlük yapan usta şair, daha sonra mahkeme kararıyla mesleğine dönerek öğretmenlikten emekli oldu.
Yaşamı boyunca toplumsal mücadelesinden ve edebiyattan ödün vermedi. Düşünceleri ve şiirleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. 2017 yılında katıldığı bir basın açıklamasında kendi kitabından okuduğu şiir ve yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek açılan davada, 2023 yılında 10 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi.
Şairin öne çıkan şiir kitapları arasında Yangın Yılları, Hüznün İsyan Olur, Dövüşen Anlatsın, Saklı Kalan, Su Çürüdü, Belki Yine Gelirim, Çocuksun Sen, Barbar ve Şehlâ, Nida ve Bakışın Senin yer alıyor. Deneme ve söyleşi türünde de eserler veren Telli, Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü, Yazko Şiir Özendirme Ödülü, Altın Portakal Şiir Ödülü ve PEN Türkiye Şiir Ödülü gibi önemli ödüllere layık görüldü.
10 Temmuz 2026'da Ankara'da 79 yaşında hayatını kaybetti. Türk şiirinde toplumsal duyarlılığı lirizmle buluşturan güçlü sesi ve unutulmaz dizeleriyle edebiyat tarihinde kalıcı bir iz bıraktı.
Ahmet Telli’nin Everest Yayınları tarafından yayımlanan kitaplarından şiirler paylaşıyoruz.
ANLATIP DURDUM
Acının tutanakçısıydım
anlatıp durdum aşkları
ayrılıkları ve o destan
yalnızlığını ömrümüzün
Göçebe, gezgin ve aylak
biri miydim aklıma gelmedi
bir çingeneyle bir bilici
hep aynı şeydi bildiğim
Ve serseriliğimdi aşklar
bir masalcıydım belki de
yaşadım o büyük serüvenleri
yolculuklar tarihimdi benim
Acılar yaşanıyordu yurdumda
peşpeşe yakılıyordu kentler
Bense hep oralardaydım
daha yangın başlamadan önce
Hayır! yetmiyor aşkları
ayrılıkları ve büyük
serüvenleri anlatmaya
iyi bir şiir bile bazan
Ama ben yine de hep
anlatıp durdum ne varsa
ve neyi yaşamışsam
dövüşmesini bildiğim kadar
(Su Çürüdü)
GİDERSEN YIKILIR BU KENT
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken
Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma
Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam
Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık
Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine
Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde
(Belki Yine Gelirim)
ZAMAN KEKEMEYDİ
Gün bitti, elindeki güller de soldu
anımsanacak neler kaldı bugünden
paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
belki bir türkü söyleriz geceye karşı
saçlarını tarazlayan bir şafak olur
Zaman kekemeydi ve tarihe sızan
soytarılar gördük gencömrümüzde
ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı
Rüzgar suyu soğutsun su terli bedenlerimizi
ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
gidersek gülüşler azalır buralarda
kim bulur kayıp adresteki dostları
Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
ve ancak yeni bir yorumu oluyor aşkın
saçlarından sızan bu karanlık yağmur
ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar
Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
çözdükçe savrulan rüzgardı saçların
ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
-Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
kendimi, seni ve bütün dünyayı
(Belki Yine Gelirim)
GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME
Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur cellat olur her gece
Her gece yeniden bir talan başlar
acı ses olur, ses deli bir yağmur
eski bir eylüle gireriz böylece
Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğine
(Belki Yine Gelirim)
AYRILIK AYRACI
Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde
Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda
Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü
Birden ayrımsadık ki ayrılık orda başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını
(Çocuksun Sen)
AŞKLAR MI /I
Aşklar mı diyordun, anladım
Senin incindiğin benimse
Yollara düştüğümdür yeniden
(Çocuksun Sen)
ŞAİRİN BAHŞİŞİ
Ölürüm diyor ki,
-Ne diyor ölüm?
-Cemal hariç değil!
Diyor ki,
-Ne diyor Cemal Süreya?
-Her ölüm erken ölümdür/
üstü kalsın
-Olur diyor ölüm, kabul!
(Çocuksun Sen)