küçük İskender: Cangüncem

Usta yazar ve şairlerin eserlerinden küçük alıntılara yer verdiğimiz “Edebiyat Hayatından Hatırlamalar” köşesi bu hafta küçük İskender ile devam ediyor.

01 Temmuz 2022 - 11:18

KÜÇÜK İSKENDER (28 Mayıs 1964- 3 Temmuz 2019)

küçük İskender (Derman İskender Över), 28 Mayıs 1964’te İstanbul’da dünyaya geldi. Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde beş yıl eğitim gördü. Tıp eğitimini de, daha sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü de yarıda bıraktı.

İlk şiiri Milliyet Genç Sanat Dergisi'nde, İskender Över ismiyle çıktı. Profesyonel olarak 1985'te Adam Sanat Dergisi'nde şiirleri yayımlanmaya başladı. Şiir, roman, deneme, günlük gibi pek çok edebî türde eserler verdi. Yurt dışında yayımlanan antolojilerde şiirleriyle yer aldı. 2000 yılında Orhon Murat Arıburnu, 2006 yılında Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü kazandı. 2014’te Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü, 2017’de Necatigil Şiir Ödülü’nü aldı. Avrupa ve ABD’de şiir okumalarına, panellere, sempozyumlara katıldı. Ağır Roman ve O Şimdi Asker’in de bulunduğu beş filmde rol aldı. 3 Temmuz 2019’da hayatını kaybeden küçük İskender verdiği bir röportajda, “Benim öldüğümü duydukları gün dansa gitsinler. Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar. Arayanlar varsa parti versinler. O gece. Çok eğlensinler. Ben öldüm diye eğlenmesinler. Böyle bir adam yaşadı diye eğlensinler.” demişti.

küçük İskender’in Can Yayınları tarafından yayımlanan Cangüncem ve Bir Çift Siyah Eldiven kitaplarından kısa bölümler paylaşıyoruz.

Cangüncem

Lütfen

bir dakika

Bu toplamdaki şiirseller, hayaller, görüntüler, açılımlar, etütsüz belirlemeler, deneysel değinmeler ve hezeyanlar doğaçlama yazılmış, karalanmış cangüncemlerden, güncelerimden aynı savruklukla derlenmiştir.

Bölümler arasında yer yer görülebilecek benzerlikler, tekrarlar ve kopukluklar, bana özgü duyumların, yöneltildiği kişilerin adlarının ve yaşanan ilişkilerin çoğunun bu toplama alınmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca defterler, günümüzden geçmişe doğru temize çekilmiş, zaman karmaşası bilinçli olarak– dibe, başlangıca, fötal duyarlığa itilmeye çalışılmıştır. İlgilenenler için, defterlerin tutulduğu tarihler, sırasıyla ilişikte belirtildi.

Her türlü bozukluk, koruma altına alındı!

Dünyamdaki kimi adları, bilerek atladım. Kendimi tutkularımla sınırlandırmaya çabalamam, böyle bir sonuç doğurdu.

Bu çalışmanın yayımlanmasının başlıca dört nedeni var:

l. Bazı düşüncelerin baskın zaaflar sonucunda geldiği samimi(uç) noktaların okura birinci elden, subjektif sansürle aktarılması.

2. Bugüne dek inatla savunduğum ‘okura açılmış bir edebiyatçının özel hayatının, o edebiyatçının ortaya koyduklarını yorumlamada baz alınması gerektiği ilkesi’ni geçerli kılmak.

3. Bir söyleşimde açıkladığım ‘Türkçe yazsam da Türkçe Şiir’in dışındayım, savının okur ve ilgili eleştirmenler önünde tartışılabilmesini kolaylaştıracak ‘ara grafik’in belgelenmesini sağlamak.

 4. Olası bir ölümü izleyen süreçte ‘günceler’in denetimli / denetimsiz basılıp basılmayacağı ikilemini nötralize etmek.

Hayatıma hoşgeldiniz.

küçük İskender

Mayıs 1994, İstanbul

 

dokuz

 

ayağı kırık bir at var kalbimde

kim vuracak?

On

sonra biri görünür, bir ses bozulmaz.

kirli ağustos’un sıcağından bezgin bir eylül’ün

tahtına çıkılır

on bir

gecesi ölümsüz bir sevgili yoktur

geceyi ölümsüz bir yalpalayış sırtlanır.

bir erkek kardeşim olsa hemen ölür.

bir çiçek yanar, yanışı hatırda kalır.

yirmi iki

aşk, çıkılamamış bir kıtanın, ancak hissedilebilen

bitki örtüsüdür.

yirmi beş

sanki hangi sevdanın balistik raporu var ki.

umut ile ruhumun eklem yerindeki bu kireçlenme

ne zaman başlamıştı?

kırk yedi

yaşadığım çağı seviyorum. çünkü hayat bana bir şair

olarak öncelik tanıyor anlam ve öğe bakımından.

yaşadığım ülkenin kültürü yalnızca güzel ve

keyif verici; birey olarak gelişmemi engelliyor.

yaşadığım ülkenin insanlarından kendim de dahil olmak üzere hiç memnun değilim. Bu insanların bu gezegenden ne beklentileri olduğunu henüz anlayamadım. İtibar çıkmazı’nda oturuyorum.

elli dokuz

anlayamadığım:

lanetli bir yönde oluşum

en büyük taraftar, pusuladır.

seksen dokuz

yalnızca bilmek, şiiri öldürür, şairi

kısırlaştırır. şiir, şairi için yanlış

düşen telefon numarasıdır.

yüz on

oy verme işlemim tamamlandı. Hiçbir ‘his’

tek başına iktidara gelemedi.

yüz otuz sekiz

en uzun yüzümle

sizin mazilerinizin konakları önünde

geceleri

ıslık çalmaktayım.

yüz kırk bir

korkulardır insanın yaşını büyüten.

gözlerini kısaltan ve kişiyi kavramlı, hacimli kılan. korkulardır sevgiyi çoğullayıp

düşüncelerini çarçabuk tüketen.

çok korkunuz

yüz kırk sekiz

üstümdeki bu hüzün

kuluçkadan ne zaman kalkacak

yüz altmış iki

hatıraya elini süremezsin

gözkapakların birikir.

iki yüz yirmi bir

kim bilir, onu bıraktığım yerde

hangi çiçek açtı, nasıl bir yağmur yağdı oraya apansız

hangi sinema yapıldı da

hangi film oynuyor

kimler yer gösteriyor şimdi orada

bölünüp çoğalan yalnızlığa

iki yüz altmış beş

bir tek benim üzülmem diyalektiğe aykırı

iki yüz kırk iki

bir aşk kuyusu var içimde

kaç çocuk düştü de boğuldu

çıkamadı bir türlü!

ah bir türlü!

iki yüz altmış altı

talihin üstüne rastlantısallıkla yürümeli

üç yüz yirmi dört

hüzne yatay geçiş yapan yalnızlığımı

hangi örgüt üstlendi?

üç yüz kırk üç

ezbere bildikleri tek adres

dünyadır bazı bitkilerin

üç yüz yetmiş yedi

öyle bir terk ettin ki beni

kan oturdu hayatıma…

Dört yüz üç

herkes kendi kendisinin psikayatristi, başkalarının

psikoloğudur. sofrayı bu kez kuran kaldırmayacak,

çünkü biz masayı devireceğiz! şiire ahlak misyonu,

terbiye, süzme kibarlık yüklemeye çalışanlar sitemin

şairleridir. 1980 sonrası şiirimizin en olumsuz

gelişimi, bu patolojik rezalettir. bazı amip şairler,

şiiri yönlendirme yolunda gayet güçlü adınlar atabilmeyi

becerebilmişlerdir; ben bunların ortaya çıktığı zamanlarda

ne yazık ki yoktum, ama yine de okurdan özür dilerim.

dört yüz dört

şiirin içindeki su sözcüğü,

şiirin içindeki ateş sözcüğünü

 söndürebilir

 

Bir Çift Siyah Eldiven

alpha

nehirlere karışan zehirli atıklar gibi
ağır ağır akarak kanıma karışmakta
yokluğun!

hiç sormadım, neydi başka elbiseler içinde bulduğun
aynı askıyla dolaba kaldırılan iki güzel yelektik biz
güveye benzer bir şey oldu suskunluğun!.. anladım ki:

aşk naftalinlenmiyormuş meğer, eğer kanıtlanmıyorsa suçun!

naz

Ağaçlar

göğe doğru büyür

sanırsın

 

Oysa uzanırlar birbirlerine

ağaçlar yaklaşmaya çalıştıkça

bazen şımarıp geri çekilir gökyüzü, tüm görkemiyle

 

çocuklar, itmekteyken ağaçları yukarı, ölürüm yeryüzünde.

çubuk

Adıyla çağıracak kadar samimiydik sonbaharla
örtüler geldi rüzgârla örterek rüzgârı
sen bir tek bana yoksuldun o sıra

Yapılırken içine ırmak karışmış bir ayna
bunu durmadan kanıtlayacak sana,
aynaya bakarken, yalnızca bana baktığını unutma!

ayrılıp giderken, sakın! sakın aynayı geceye ters tutma!

 

vaha

Ağaçların ağaç olmaktan bıktıkları gün gel

sana toprak yedireyim

mavi tahta bir kaşıktan,

Sonra oturup başka bir yerdeki acılardan sözedelim biraz

sana güzel şarkılar söyleyeyim, ölmüş bir üstad’tan

kalma kara bir tamburu çalaraktan; ağla sen!

küçük ırmağın yatakta, ebeveynleri dağların arasına girdiği an

özeleştiri

Suç

büyüyünce

şiir

 

Saçların

Çözülünce

ihanet olur

tutamam kendimi… cinayet olur!


ARŞİV