Eğitim Reformu Girişimi tarafından hazırlanan ve geçtiğimiz haftalarda paylaşılan Eğitim İzleme Raporuna göre örgün eğitim dışında kalan çocukların sayısı 1,5 milyona yaklaştı. Bu veriler, eğitime erişim sorununun giderek daha görünür ve yapısal bir nitelik kazandığını gösterirken, yoksulluk, çocuk işçiliği, erken yaşta evlilikler ve MESEM uygulamaları, çocukların eğitimle kurduğu bağı zayıflatan başlıca etkenler olarak öne çıkıyor. Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Politika Analisti Kayıhan Kesbiç, ERG verileri ışığında örgün eğitim dışında kalan çocuklara ilişkin mevcut durumu ve bu tablonun arka planındaki nedenleri değerlendirdi.

ÖRGÜN EĞİTİM NEDEN ÖNEMLİ?
Kesbiç, tüm çocukların örgün eğitim kurumlarına kayıtlı olmasının nitelikli eğitimin ilk koşulu olduğunu vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı: “2024-25 verilerine göre, Türkiye’de zorunlu eğitim çağındaki 1 milyon 470 bin 694 çocuk örgün eğitim dışında. Bu çocuklar ya eğitimin tamamen dışındalar ya da açıköğretim liselerine veya MESEM’lere devam ediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaklaşık 611 bin 612, Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu 192 bin 638 çocuk olmak üzere toplam 804 bin 250 çocuk eğitimin dışında. 18 yaş ve altında 273 bin 557 açıköğretim lisesine devam eden çocuk ve yine aynı yaş grubunda MESEM’lere devam eden 392 bin 887 çocuk var. Açıköğretim liseleri ve MESEM’lere devam eden öğrenci sayısı, eğitim dışındaki çocuk sayısına eklendiğinde neredeyse bir buçuk milyon çocuğun örgün eğitim hizmetlerinden yararlanamadığını görüyoruz.”
Örgün eğitimin çocukların yaşamındaki rolüne de dikkat çeken Kesbiç, bu kurumların çocukların iyi olma hâlini izleme ve koruma işlevi açısından kritik olduğunu ifade etti. Kesbiç, bu durumu şöyle değerlendirdi: “Örgün eğitimin bir diğer önemi, çocuk koruma sisteminde aldığı roldür. Örgün eğitim içerisinde yer alan okullar, çocukların iyi olma hâllerini destekleme, çocukların içinde bulundukları durumları izleme ve olası sorunları önleme potansiyeline sahipler ve ERG olarak bu nedenle örgün eğitimin önemini vurguluyoruz.”

OKUL YERİNE İŞE GİDİYORLAR
Eğitimden kopuşun özellikle 14–17 yaş grubunda yoğunlaştığını söyleyen Kesbiç, “Zorunlu eğitim çağında olmasına karşın eğitim dışında olan yaklaşık 611 bin 612 çocuğun, 440 bin 850'sini bu yaş grubundaki çocuklar oluşturuyor. Bu yaş grubunda eğitim dışına çıkışın iki temel nedeni var. Çocuklar, bu yaşlarda çalışmaya ve dolayısıyla eğitimden kopmaya başlıyor. Veriler, 15-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 24,9’unun işgücünde olduğunu ve son yıllardaki en yüksek oran olduğunu ortaya koyuyor. Oğlan çocuklar kızlara kıyasla daha yoğun bir şekilde işgücüne katılıyor. Her üç oğlandan biri işgücüne katılırken, kızlarda bu oran yüzde 13,7 seviyesinde.” diye konuştu.
“KIZ ÇOCUKLARI RİSK ALTINDA”
Kız çocuklarının yaşadığı görünmeyen emeğe de dikkat çeken Kesbiç, eğitimden kopuşun yalnızca istihdam verileriyle açıklanamayacağını vurguladı: “Ancak, kız çocuklar da bu veri içerisinde yer almayan ev içi emek faaliyetlerine yoğun bir şekilde zaman ayırıyorlar ve bu durum kızların eğitimden kopmalarına yol açıyor. Bu yaş grubunda yoğunlaşmasının ikinci nedeni ise, çocuk yaşta erken ve zorla evlilikler. Yıllar içerisinde, çocuk yaşta erken ve zorla evlendirilen çocuk sayısı önemli ölçüde azalmış olsa da çoğunlukla kız çocukları bu risk altında yaşıyorlar ve bu durum onların eğitimden kopuş süreçlerini hızlandırıyor. 16-17 yaş grubunda zorla evlendirilen oğlan oranı yüzde 0,1 iken kızlarda bu oran yüzde 1,6.”
MESEM’LER EĞİTİMİN NERESİNDE?
Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) devam eden çocukların durumuna da değinen Kesbiç, bu sistemin çocukları gerçekten eğitimde tutup tutmadığının tartışmalı olduğunu söyledi. Kesbiç, MESEM’lerdeki uygulamaları şu ifadelerle aktardı: “MESEM’lere devam eden çocuklar, istatistiki anlamda eğitim içerisinde hesaplanıyorlar. Oysa MESEM öğrencileri, haftada bir gün okullarda teorik eğitim, haftanın 4-5 günü ise işletmelerde pratik eğitim alıyorlar. İşletmelerdeki koşulların çocukların iyi olma hâlleri gözetilerek yeniden düzenlenmediği, var olan koşullara dair ek denetimler veya önlemler alınmadığı için hem kazalar hem de çocukların gelişimi açısından ciddi sorunlar yaşanıyor.”
Bu çocukların okulun koruyucu işlevinin dışında kaldığını belirten Kesbiç, şu değerlendirmede bulundu: “Bu çocuklar daha önce de bahsettiğimiz gibi okulun sağladığı koruma işlevi dışında yer alıyorlar ve bu nedenle yaşadıkları sorunlar yakından izlenemiyor ve önlenemiyor. MESEM’ler öğrencilerin eğitimde tutunmalarını mı sağlıyor yoksa kopuşu mu hızlandırıyor?’ sorusuna tek bir cevap vermek zor olsa da MESEM öğrencilerinin önemli bir bölümünün sosyoekonomik olarak dezavantajlı ailelerden geldiklerini ve çalışmak zorunda olduklarını söylemek gerekiyor.”

YOKSULLUK ÇOCUKLARI EĞİTİMDEN KOPARIYOR
Yoksulluğun eğitime erişimde belirleyici bir rol oynadığını söyleyen Kesbiç, bu etkinin özellikle okulöncesi ve lise kademelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Kesbiç, tabloyu şu sözlerle anlattı: “Yoksulluğun iki kademe üzerinde önemli bir etkisi olduğunu söylebiliriz: Okulöncesi ve lise kademeleri. Yoksulluğun özellikle lise kademesindeki çocuklar üzerinde bir çalışma baskısı yarattığını ve bu durumun onları eğitimden kopardığını görüyoruz.”
Okulöncesi eğitimin ücretli yapısına dikkat çeken Kesbiç, bu durumun eşitsizlikleri derinleştirdiğini belirterek şöyle konuştu: “Okulöncesi kademesinde henüz herhangi bir yaş grubunun zorunlu eğitim kapsamında olmaması ve devlet okullarında bile okulöncesi eğitimin ücretli olması, sosyoekonomik durumun bu kademeye erişimde belirleyici olmasına neden oluyor. 3-5 yaş grubuna dair veriler, çocukların yalnızca yarısının okulöncesi kurumlarına kayıtlı olduğunu gösteriyor. Neredeyse her beş çocuktan biri özel okullara gidiyor. Bu da yoksul ailelerden gelen çocukların okulöncesi eğitimine erişimlerini kısıtlıyor, bilişsel ve sosyal duygusal gelişimlerini etkileyerek eğitim hayatlarına avantajlı ailelerden gelen çocuklara kıyasla daha geriden başlamalarına yol açıyor.”

“DESTEKLER YETERSİZ”
Maddi yoksunluk ve beslenme sorununun çocukların eğitim hayatını doğrudan etkilediğini söyleyen Kesbiç, mevcut desteklerin yetersiz kaldığını ifade etti. Kesbiç, bu durumu şöyle dile getirdi: “Halihazırda var olan sosyal destekler ve öğrencilere verilen burslar, çocukların yaşadığı maddi yoksunluğu ve beslenme sorununu tamamen ortadan kaldırmak için yetersiz kalıyor. Maddi yoksunluk ve beslenme sorunu yaşayan çocuklar, küçük yaşlarda okulda derslerine yoğunlaşırken sorunlar yaşıyorlar. Bilişsel ve fiziksel gelişimleri akranlarına kıyasla geri kalıyor, akademik kazanımları olumsuz şekilde etkileniyor.”
Bu çocukların eğitimden kopma riskinin daha yüksek olduğunu belirten Kesbiç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çocuklar, daha fazla devamsızlık yapıyorlar ve eğitimi terk etme riski altındalar. Yaş ilerledikçe de bu çocuklar aile ekonomilerine destek vermek ya da ev içi işlerin sorumluluklarını almak için daha fazla devamsızlık yapmalarına ve okulu terk etmelerine yol açıyor.”
ERG’nin politika önerilerine de değinen Kesbiç, kısa ve uzun vadede atılması gereken adımları şu sözlerle sıraladı: “Kısa vadede atılması gereken adımlar, sosyal desteklerin etkisini artırmak olacaktır. Bunun için de sosyal yardımlara ayrılan bütçelerin yükselmesi gerekiyor. Ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği gibi yeni sosyal politika uygulamalarının eğitim dışında kalan çocuk sayısını azaltacağını düşünüyoruz. Buna ek olarak, okul terki riski altındaki çocukların belirlenmesi ve bu çocukları okul terkine iten sebeplerin belirlenmesi ve çözülmesi önemli, bu da sistem içerisinde var olan erken uyarı mekanizmalarının yaygınlaşmasıyla ve etkili kullanımıyla mümkün. Uzun vadede ise yoksulluğun ortadan kaldırılmasının ve gelir eşitsizliğinin azaltılmasının eğitime dair bugün tartıştığımız birçok sorunu çözeceğini söyleyebiliriz.”