"Veliden para talep etmek suçtur!"

Okula bağış adı altında veliden para talebinde bulunmanın suç olduğuna dikkat çeken Çayan Çalık, “Para konusuna bir şekilde muhatap edilmiş veliler, sendikamıza ulaşabilir” dedi

29 Temmuz 2021 - 10:30

Korona virüsü salgını her alanı olduğu gibi eğitim hayatını da derinden etkiledi. Bu süreçteki eğitim ve öğretim dönemi hem öğretmenleri hem öğrencileri hem de velileri çok yıprattı. Öğrenciler okullarından, öğretmenler de öğrencilerinden mahrum kaldı. Bu durum beraberinde birçok sorunu da getirdi.  Yeni eğitim ve öğretim dönemi başlamadan sorunların çözümü için atılması gereken adımlar neler? Eğitim-Sen İstanbul 2 No'lu Şube Başkanı Çayan Çalık'la konuştuk.

  • 2020-2021 yılı eğitim ve öğretim dönemi hangi sorunlarla bitti?

2020-2021 eğitim ve öğretim yılı salgınla geçen altı aylık sürecin sonunda Bakanlığın yüz yüze eğitim imkanı ve olanaklarının hayata geçirilmesi konusunda herhangi bir hazırlık içerisinde olmadığı çok kısa sürede anlaşıldı. Okullardan uzak kalan öğrencilerin eğitim hayatı başta olmak üzere duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimleri önemli ölçüde örselendi. Uzaktan eğitime uygun altyapı hazırlıklarının tamamlanmadığı, yüz yüze eğitimle ilgili hiçbir kalıcı tedbirin hayata geçirilmediği bir eğitim ve öğretim yılını geride bıraktık. Bakanlığın bu şekilde sorunlara seyirci kalması, algı yönetimini esas alıp kalıcı çözüm konusunda adım atmaması, bütün bu süreci fedakârca göğüslemesine rağmen eğitim emekçilerine yapılan saldırılar bu döneme damgasını vurdu.

“HAYAL PAZARLANDI”

  • Bu sorunların ne kadarı çözüldü, ne kadarı devam edecek?

Bakanlığın bugüne kadar gösterdiği performans dikkate alındığında sorunların devam etmesi muhtemel bir durum. Toplum olarak bunun faturasını çok fazlasıyla ödediğimiz ve ödemeye devam edemeyeceğimiz de bir gerçek. Yüz yüze eğitim olanağı yaratılmaması bir tercihti. Yüz yüze eğitim için olmazsa olmaz dediğimiz konular hakkında hiçbir adım atılmadı. Derslik sayısı arttırılmadı. Derslikte olması gereken öğrenci sayısına bir standart getirilmedi. İkili eğitim yapan okulların tekli eğitime geçişi için eğitime gerekli yatırım yapılmadı. Köy okulları açılmadı. Kadrolu, güvenceli öğretmen ataması salgın dönemi dikkate alınarak yapılmadı. Ek personel ihtiyacı karşılanmadı. Öğrencilerin eğitime ulaşımı konusunda gerekli adımlar atılmadı. Uzaktan eğitim için ise tamamen hayal pazarlandı. Milyonlarca öğrenci altyapı imkanlarından yoksun olduğu için eğitim ve öğretimin tamamen dışına çıktı. Müfredat uzaktan eğitime göre güncellenmedi. Ekran başında geçirilen uzun süre hem öğretmenleri hem de öğrencileri yordu. Bütün bu olumsuz koşullar içerisinde öğrenciler tamamen yok sayıldı. Öğrenciler vazgeçilmeyen merkezi sınavların aparatına dönüştürüldü. Öğrenci için değil sınav için eğitim anlayışından vazgeçilmedi. 

Bütünüyle öğrencilerin gelişimine katkı sunması beklenen eğitim ve öğretim faaliyetleri merkezi sınavlara, turizme ve AVM’lere yenik düştü. Salgın laik, bilimsel ve kamusal eğitimin gerekli olduğunu canımızı alarak anlattı.

  • 6 Eylül'de yeni dönem başlıyor? Yeni döneme gölge düşürebilecek en önemli sorunlar hangileri?

2021-2022 eğitim ve öğretim takviminin 6 Eylül’de başlayacağı Bakanlık tarafından ilan edildi. Nasıl başlayacağı ise halen belirsizliğini koruyor. Salgın tekrardan yukarıya doğru seyrediyor. Aşılanma çok yavaş ilerliyor. Siyasal iktidar tam sağlık politikası yerine tam güvenlik politikasıyla zamana oynuyor, zaman kazanmaya çalışıyor. Bugüne kadar yüz yüze eğitimle ilgili geçmiş dönemde yaşanan sorunlar çözülmediği gibi çözme iradesi de açığa çıkmış değil. 

Yüz yüze eğitim için sendikamız tarafından önerilen konu başlıkları halen muhatapları tarafından dikkate alınmıyor. Her şeyden önce yüz yüze eğitim ilk vazgeçilen, ilk kapatılan ve son açılması düşünülen yerler eğitim kurumları olmamalıdır. Bugünden itibaren eğitim ve öğretim hizmetlerinin sağlıklı yürütülmesi için atılması gereken adımlar netleşmeli. Maske, hijyen ve mesafe gibi üçlemenin yeterli bir salgın önlemi sağlamadığı, kişilere bırakılmış bir salgın önleme kılavuzu yerine kamusal salgın politikasının geliştirilmesi gerektiği yaşananlardan çıkarılması gereken ödevlerdir. 

“DERSLİK MEVCUDU SINIRLANDIRILMALI”

  • Ne gibi önlemlerin alınması gerekiyor?

Derslik mevcutları 18 kişiyle sınırlandırılmalıdır. İmam hatip okullarının “konforu” olan derslikteki 17-18 öğrenci ortalaması tüm kademelerde ve okul türlerinde hayata geçirilmelidir. Eğitime ek kaynak sağlanmalı, personel ihtiyacı kadrolu ve güvenceli istihdam edilmelidir. Eve yakın okul en iyi okuldur yaklaşımıyla okullarda yaratılan proje okul ile sıradan okul ayrımına son verilmelidir. 

Köy ilkokulları yeni eğitim ve öğretim yılına kadar hazır hale getirilmeli, öğrenciler yerinde eğitim alacak şekilde planlanmalı, gerekli öğretmen ataması sağlanmalıdır. Her köye bir öğretmen bir maliyet değil, toplumsal aydınlanma için bir gereklilik olduğu unutulmamalıdır. Kaynaklar özel okullar için değil, özel okulların tasfiyesini sağlayacak şekilde eğitimin kamusal bir hak olduğu gerçeğiyle hareket edilmelidir. Zorunlu eğitim 12 yıl olduğuna göre farklı program uygulayan okul türleri kapatılmalı, zorunlu eğitim kapsamında olan süre revize edilmeli, okul öncesi eğitim zorunlu olmalıdır. Ücretli öğretmen, taşeron çalıştırma gibi ucuz, güvencesiz çalıştırma politikası derhal terk edilmelidir.

  • Öğretmen ve okul tercihlerinde velilerden para istendiğine dair iddialar var, buna ne diyorsunuz?

Okula bağış adı altında veliden para talebinde bulunmak suçtur. Veli bu suçu işleyenlere karşı çıktığında kendi çocuğuna zarar verileceğini düşünüyor ve gerekli adımları atmıyor. Veliler idari şikayet mekanizmasından, suç duyurusuna kadar hukuksal girişimlerden geri adım atmamalıdır. Ortada her ne adla para istenirse istensin isteyen kişinin Anayasa'daki hükme uygun hareket etmediği unutulmamalıdır. Bu tür durumlarla karşılaşan veliler mevcut uygulamanın hayata geçilmesi için mücadele içerisinde olmalı ve kamusal eğitimi tekrardan kazanmalıdır. Bu adım çocuğun eğitim hayatından ayrı düşünülemez. Haksız uygulamalara boyun eğmek veya sessiz kalarak rıza göstermek çocuğumuza bırakacağımız en kötü miras olacaktır. 

“EĞİTİM ANAYASAL HAKTIR”

 Eğitim hizmetleri için velinin para ödememesi, o velinin ödediği vergilere sahip çıkması anlamına geleceği unutulmamalıdır. Çalışırken ya da harcarken ödediğiniz vergilerin bu hizmetlerden yararlanmak için önceden cebinizden çıkan bir para olduğunu, okulda bunun karşılığını göremeyince ödediğiniz vergilerin peşine düşmek bir yurttaşlık görevidir. Bu para konusuna bir şekilde muhatap edilmiş veliler, sendikamıza ulaşabilir. Sendikamızın kamusal eğitim talebi doğrultusunda bu konuda haklı itirazı olan velilerin yanında olacağımızı buradan bir kez daha ifade etmiş olalım.

  • Okula bağış altında yaşanan bu durumlar eğitim hayatını nasıl zedeliyor ve eğitim hayatında hangi eşitsizlikleri ortaya çıkarıyor?

Yerleşim bölgesine bağlı kayıt sistemine geçildiği için hangi mahalli sınırların hangi okula gideceği baştan belli oluyor. Veliler bu konuda iradi müdahale içerisinde olma şanslarına sahip değiller. Velilerin irade olma çabası kamu okulları ve öğretmenler arasında bilinçli bir şekilde rekabet yaratılarak, veliler okul kayıt süreçlerinde birer müşteriye dönüştürülerek açığa çıkarılıyor. Veli için iradi olma yanılsaması için gerekli psikolojik ortam başta kamusal eğitim terk edilerek sağlanıyor. Okul ihtiyaçları veliler tarafından karşılandığı sürece derinleşiyor ve daha sonrasında bu algıyı kırmak kolay olmuyor. Bu algıyı kırmakla ilgili atılacak en önemli ilk adım eğitimin anayasal ve kamusal bir hak olduğu gerçeğini her aşamada akılda tutmaktır. Bu da her şeyden önce veli kimliğine sarılmayı değil, yurttaş olma kimliğine sarılmayı gerekli kılıyor. Bir yurttaş olarak bu hizmetlerden yararlanma hakkına sahip olmak, piyasacı, rekabetçi eğitim sistemine karşı çıkmayı gerekli kılıyor. Bu bilinç dönüşümü, çocuklarımızın rekabet içinde değil, birlikte öğrenen, sosyal etkileşimle farkındalık ve kimlik kazanan, öğrenme ortamının çocuğun sosyal, duyusal ve bilişsel gelişime katkısı ile etkisi özümsenerek sağlanabilir. 

“KAMUSAL EĞİTİME SAHİP ÇIKMALIYIZ”

Bugünkü eğitim sistemi doğallığında diğer öğrenciyi kendisine rakip gören, eğitim sürecindeki ilkokuldan yükseköğrenime kadar bitmeyen soyut başarı hedefi velinin hem kendisini ve hem de çocuğu yoran bir atmosferi beraberinde getirmektedir. Farkında olarak olmayarak okul idaresinden, öğretmenine oradan veli ile öğrenciye ulaşan ve karşılıklı etkileşen bu sürecin tek kazananı piyasacı rekabetçi eğitim sistemi oluyor. Yaşanan bu gerçeklik eğitim süreci boyunca her bireyde özgünlük yaratma ihtimalini ortadan kaldırıyor, gelişim çağında olan her çocuğun kendi kimliğini kazanma serüveni maalesef meslek edinimine indirgeniyor. Meslek edinimi ve kimlik kazanımı eşitlenerek başta öğrenciler eğitim nesnesine, sonrasında tüm ilgili olanlar soyut hedefler eşliğinde eğitim sürecinin nesnesine dönüşüyor. Bu sarmal, eğitimi ve tüm bu süreci mesleğe indirgediğinden her ebeveyn çocuğu belli başlı meslek gruplarında anlamlandırmayı, bu hedefe ulaşmak için ne yapılması isteniyorsa onu yapmayı eğitim sürecinin gerek şartları olarak belleğimize yerleştiriyor. Kamusal eğitime yurttaş bilinciyle sahip çıkmayı birincil şart, ikinci olarak  bu sistemin sarmalından kurtulmayı ya da bilişsel olarak özgürleşmeyi birincil şartla eşgüdümlü sürdürmek gerekiyor.


ARŞİV