Yeni yılın başlangıcında en düşük emekli aylığı 20 bin TL’ye, ortalama emekli aylığı ise yaklaşık 23 bin 550 TL’ye yükseltilse de dört kişilik bir aile için açlık sınırının 35 bin TL’yi, yoksulluk sınırının ise 115 bin TL’yi bulması emeklilerin alım gücünü ciddi şekilde eritti.Temmuz ayında yapılacak ara zam beklentileri sürerken, Forum Enstitüsü’nün “Türkiye’de Emekli Yoksulluğu” araştırmasına göre emekli olup çalışan ya da iş arayanların yüzde 89,4’ü geçim sıkıntısı nedeniyle çalışmayı sürdürüyor. Rapora göre emeklilik artık ücretli çalışma yaşamının ardından güvence sağlayan bir sosyal hak olmaktan uzaklaşırken, eksik kalan gelirlerin ek iş, kayıt dışı çalışma, borçlanma ve aile desteğiyle tamamlanmaya çalışıldığı kırılgan bir yaşam rejimine dönüşüyor. Türkiye’de yaşlı nüfusun hızlı artışı da bu dönüşümü daha görünür hale getiriyor. TÜİK verilerine göre 2025 itibarıyla 65 yaş ve üzeri nüfus 9 milyon 583 bine ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 11,1 olurken, son beş yılda yaşlı nüfus yüzde 20,5 arttı. Yaşlı bağımlılık oranı ise yüzde 16,2’ye yükseldi.
TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, emeklilik sonrası çalışmanın gönüllü değil zorunlu hale gelmesi oldu. Emekli olup çalışan ya da iş arayan katılımcıların yüzde 89,4’ü geçim zorunluluğunun temel neden olduğunu, yüzde 76’sı ise emekli maaşının artması durumunda çalışmayı bırakacağını belirtti. Bu sonuçlar, emeklilik döneminin artık “dinlenme” değil, çalışma yaşamının farklı biçimlerde sürdürülmesi anlamına geldiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre emeklilik sonrası çalışma, düşük maaşlar, yüksek kira giderleri, çocukların eğitim masrafları, sağlık harcamaları ve artan gündelik yaşam maliyetleri nedeniyle kitlesel bir geçim stratejisine dönüşmüş durumda. DİSK-AR verileri de bu tabloyu destekliyor. 2002’de çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı yüzde 36,6 iken, 2024 sonunda bu oran yüzde 65,7’ye çıktı. Çalışan ya da iş arayan emekli sayısı ise 7 milyon 904 bine ulaştı.
TOPLUMSAL REFAH KARŞISINDA GERİLEDİ
Rapora göre emekli aylıkları son 20 yılda yalnızca enflasyon karşısında değil, genel refah düzeyi karşısında da önemli ölçüde geriledi. 2026 yılı itibarıyla en düşük emekli aylığı: 20 bin TL, ortalama emekli aylığı ise sadece 23 bin 550 TL oldu. Ayrıca ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı 2002’de yüzde 46,4 iken, 2025’te yüzde 29’a geriledi. Emekli aylıkları ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH içindeki payı Türkiye’de yüzde 3,7’de kalırken, AB-27 ortalaması yüzde 9,8 seviyesinde bulunuyor. Bu veriler, emeklilerin milli gelirden aldığı payın da sistematik biçimde küçüldüğünü gösteriyor.
Araştırmada kira yükü, konut sahipliği eksikliği, kış aylarında ısınma masraflarını karşılayamama, artan sağlık harcamaları, borç baskısı, sosyal etkinliklerden uzaklaşma ve dijital hizmetlere erişim zorlukları öne çıkan kırılganlık alanları olarak sıralandı. Özellikle kayıt dışı çalışma geçmişine sahip emekliler daha ağır ekonomik baskı altında bulunurken, çalışma yaşamında çok sık kayıt dışı çalışanların yüzde 96’sı temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtti. Acil bir durumda 20 bin TL bulabilme kapasitesinin düşüklüğü ve beklenmedik harcamaları karşılayamama oranları da emeklilerin finansal dayanıklılığının son derece sınırlı olduğunu ortaya koydu.
KADINLAR DAHA AĞIR YAŞIYOR
Araştırmanın toplumsal cinsiyet boyutu, kadın emeklilerin çok daha kırılgan koşullarda yaşadığını ortaya koydu. Bakım emeği nedeniyle çalışma hayatına ara vermek zorunda kalan kadınların gelir düzeyi daha düşük olurken, emeklilik döneminde daha yüksek yoksulluk, daha düşük sosyal güvence, daha fazla ekonomik bağımlılık ve daha yüksek bakım kaygısı yaşadığı belirtildi. Özellikle yalnız yaşayan kadın emekliler ekonomik açıdan daha kırılgan gruplar arasında yer aldı. Kadınların görünmeyen bakım emeği nedeniyle prim günleri, çalışma süreleri ve gelir düzeyleri erkeklere kıyasla daha düşük kaldı.
SOSYAL DIŞLANMA ARTIYOR
Raporda ekonomik sorunların yalnızca maddi değil, sosyal ve psikolojik etkileri de öne çıktı. Maddi nedenlerle sosyal etkinliklere katılamama, yaşam memnuniyetinin düşmesi ve gelecek kaygısının artması, emekli yoksulluğunu çok boyutlu hale getiriyor. Araştırmaya göre emekliler için yoksulluk: gelir eksikliği, sağlık kırılganlığı, sosyal geri çekilme, aile içi bağımlılık, haysiyet kaybı ve gelecek güvencesizliği başlıklarında derinleşiyor.
Raporun genel değerlendirmesine göre Türkiye’de emeklilik sistemi, yaşlılıkta korunma sağlayan bir sosyal hak rejimi olmaktan uzaklaşıyor. Emeklilik artık birçok kişi için bağımsız bir gelir statüsü değil; eksik kalan yaşam maliyetlerinin farklı yollarla telafi edilmeye çalışıldığı bir ara rejime dönüşüyor. Bu durum yalnız mevcut emeklileri değil, geleceğin emeklilerini de daha kırılgan hale getiriyor.
Araştırmada emekli yoksulluğunu azaltmak için şu önerilere yer verildi:
Emekli maaşları yaşam maliyetine göre yükseltilmeli.
Aylık bağlama oranları emekli lehine yeniden düzenlenmeli.
Yaşlı yoksulluğuna özel sosyal koruma programları oluşturulmalı.
Sağlık ve barınma destekleri artırılmalı.
Kadın emeklilere yönelik özel sosyal güvenlik politikaları oluşturulmalı.
Sosyal katılımı artıracak kamusal destek mekanizmaları kurulmalı.