"Ağır bir toplumsal travma yaşıyoruz"

Deprem sonrası ağır bir toplumsal travma yaşadığımızı söyleyen Klinik Psikolog Cafer Çataloluk bu duruma “Anormal duruma verilen normal tepkiler" diyor

16 Şubat 2023 - 10:30

6 Şubat sabahı yaşanan deprem ülkenin dört bir yanındaki insanları derinden etkiledi. Deprem bölgesinde yaşayanlar yakınlarının enkazdan kurtarılması, barınmak, ısınmak için mücadele ederken biz uzakta yaşayanlar olarak arama kurtarma çalışmalarının yetersiz kalması, yardımların ulaşmaması gibi nedenlerle farklı duygular yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Günlük rutinimizi devam ettirmeye çalışırken suçluluk, acı, öfke, utanç gibi duyguları aynı anda yaşıyoruz. Klinik psikolog- terapist Cafer Çataloluk ile depremi dışarıdan izleyen insanlar olarak yaşadığımız ruh halini konuştuk.

* Deprem herkesi farklı biçimlerde sarstı, özellikle deprem bölgesinde yaşamayan, depremi dışarıdan izleyenler olarak biz şu an ne yaşıyoruz?

Her şeyin başında çaresizlik hissediyor ve ne olup ne bittiğini anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bizim bir inanç sistemimiz vardı; bir gün başımıza bir şey gelirse birileri bizim yanımızda olur diye düşünüyoruz. Birileri derken de aslında istediğimiz şey, devletin istediğimiz zaman yani o bina çöktüğü zaman yanımızda olması. Şimdi devletin bina çöktüğü zaman yanımızda olmadığını öğrendik. Sonraki saatlerde alanda olsa bile ihtiyacım olduğu zaman alanda değildi ve daha sonra da çok ciddi koordinasyonsuzluk olduğunu gördüğümüz için benim başıma bunlar gelirse ne olacağını bilmiyorum. Aradan 100 küsür saat geçmiş birileri “mucize kurtuluş” diye bir şey gösteriyor. Bu çok kötü bir şey. Elbette mucize kurtuluşa seviniyoruz ama “bunca saat neredeydiler” diye düşünüyoruz. Şimdi “biz buradayız” denmesi yeterli olmuyor. Bir çocuğun ihtiyacı olduğunda anne- babası yanında olmazsa daha sonra ne kadar telafi etmeye çalışırsa çalışsın o iz hep kalır ve başkalarına güvenmekte tereddüt eder. Bu da benzer bir şey. Devleti yanımızda istiyoruz, ama yanımızda değil. Kimler gelmiş? Hiç aklımızda olmayacak insanlar gelmiş. Bugüne kadar “öteki” diye tarif ettiğimiz insanlar yanımızda ama “beriki” diye tarif ettiğimiz yanımda değil. Bu acı bir şey. Bunu izleyen kişi olarak öfkemiz var ve öfkemizi yönlendirebileceğimiz kimse yok. Birileri özür dilemiyor, istifa etmiyor, “bu bizim hatamızdı, beceremedik” diyen yok. Tam tersi ne kadar becerikli olduklarını anlatıyorlar. Ama biz karşılığının bu olmadığını görüyor ve öfkeleniyoruz.

Bütün bunlar da kafamızda bulunduğumuz yer ve aldığımız pozisyonuna bağlı olarak her seferinde zorlayıcı bir durum yaratıyor. Onun için tam bir kaosun içindeyiz.

* Bu durum bizde neye neden oluyor?

Devamlı bir yerlere bakmak devamlı bir yeri takip etme isteği içindeyiz. Haberleri izlemediğimiz için sanki o insanlara ihanet ediyormuş gibi hissediyor, ya da birilerinin yardım ettiğini görüyor, yardım yapamadığımız ya da onun kadar yapamadığımız için kendimizi kötü ve eksik hissediyoruz. Bu da bizim sosyal hayatımıza, gelecekle ilgili kurgumuza, hayatın sağlıklı devam edeceğine dair oluşturduğumuz kurgumuza çok ağır darbeler vuruyor.

ANORMAL DURUMA VERİLEN NORMAL TEPKİ

* Yaşadığımız şeye travma demek mümkün mü? Ve bizi travmatize eden şeyler neler?

Evet, bu ağır bir toplumsal travma. Bizi travmatize eden şey öncelikle insanların orada yaşadığı şey. Onun üşüdüğünü bildiğim için yorganı çekemiyorum, yemek yiyemiyorum, partnerimle yapmam gereken şeyleri yapamıyorum çünkü buna hakkım olmadığını düşünüyorum. Beni travmatize eden öncelikle bunlar. Sonra resme baktığımda karşılaştığım şeyler de bu durumu derinleştiriyor. İlişkilerimizde bile bir parça güvensiz bir durumla karşılaşırsak daha sonra ona güvenmek zor olur. Örneğin 24 yıldır İstanbul depremi bekleniyor. Yapılması gereken bir sürü şey var ne yapılmış diye baktığımızda yapılmayan bir sürü şey olduğunu görüyoruz. Bütün bunlar bizim sarılabileceğimiz umutları elimizden alıyor, kendimizi güvende hissetmiyoruz.

* İnsanlar uyumakta, çalışmakta, yemekte güçlük çekiyor. Bunlar doğal mı?

Şu anda her birimiz ağlamadan konuşamıyoruz. Bu çok doğal. Çünkü çok ağır bir şey yaşıyoruz. Ve temel güven haklarımız desteklenmedi. Bunlar anormal duruma verilen normal tepkiler. İnsanların yüzde sadece 10-15’i bu süreçten travmatize olmadan çıkıyor, yüzde 70’i bundan etkileniyor, yüzde 10-15’lik bir kesim de uzun yıllar bunun etkisinden kurtulamıyor. Yani hepimiz aynı tepkileri vermiyoruz. En çok etkilenenler geçmişte bir felaketin kurbanı olanlar oluyor.

* Bu durumun fiziki ve psikolojik ne gibi etkileri oluyor?

Mide bulantısı, kusma, yorgunluk, kalp çarpması, umutsuzluk, konsantrasyon azalması, çabuk tepki verme, aşırı yargılayıcı suçlayıcı olma, her şeyi kontrol altında tutma isteği, her an bir şeylere ulaşma çabası gibi etkileri olabiliyor. Bütün bunlar bu dönemde normal. Çünkü durum anormal. Buna anormal duruma verilen normal tepkiler diyoruz.

“SUÇLULUK DUYMAMIZA GEREK YOK”

* Bir çoğumuz utanca dönüşen yoğun suçluluk hissi yaşıyoruz. Bunun üstesinden nasıl geleceğiz?

Suçluluk hissi yaşıyoruz doğru ama suçluluk hissetmemiz için bir gerekçe yok. Depremi biz yapmadık, biz birilerine vergi verdik, yetki verdik o insanlar orada olmalıydı. Bu bizim bir suçumuz değil. Birey olarak bizim kendimizi suçlu hissedeceğimiz bir şey yok. Birey olarak bizim yapabileceklerimiz sınırlı. Burada sormamız gereken şey “Benim yapabileceklerim nelerdi, sınırlılıklarım neler ve ben neler yaptım?” Sonrasında hayatı nötralize etmek ve normalleştirmemiz lazım. Deprem olmadan önce ne yapıyorsak onları yapmamız lazım. Arkadaşlarımla buluşmam, normal sohbet etmem, evdekilerle depreme ve depremzedelere dair yorucu sohbetlerden uzak durmamız gerekli. Böylece açmazın içinden kendimizi çıkartmamız lazım. Çevremizde duygusal çöküş yaşayan insanlara da yüklenmemeliyiz. “Abartıyorsun” vb demek yerine “ne hissediyorsun, ne yaptın, ben senin için ne yapabilirim” demeliyiz. Yaklaşık 1-1,5 ay bunları yaşayacağız ve bunlar normal. Sıkışacağız, öfkeleneceğiz, kendimizi kötü hissedeceğiz. Bütün bunlar zor durumlar. Bu durum için normal ama bu normale sarılmamız lazım, normal olan normal değil, bir an önce hayatımızı normalleştirmemiz gerekli.

* Yani eski rutinimize dönmek için çabalamamız lazım öyle mi?

Çabalamamız değil, planlayıp uğraşmamız gerekli. Birbirimizi desteklemeliyiz. Bazı insanlar kahramanlık hissiyle sonuna kadar “daha ne yapabilirim “diye zorluyor. Bu durum sonunda tükenmeyi, “ben bunları yapıyorum başkaları yapmıyor” diye onlara öfkelenmeyi, ilişki sistemlerini bozmayı ve çatışmayı getirecek. Bu da bizi toplumsal başka bir yaraya taşır. O yüzden normalleşmek ve neler yapabileceğimize bakmak önemli. Orada da yapmamız gerekenler, yapabileceklerimiz var, beklemek zorunda olduklarımız var. Kendimizle “daha çok şey yapabilirim, yapmıyorum” diye kavga edersek tükeniriz.

“SAĞLIKLI İNSANLAR YARDIM EDER”

* Sürekli olayları medyadan ya da sosyal medyadan takip etmenin olumsuz bir etkisi var mı?

Sadece belirli zamanlarda, sadece sağlıklı bilgi veren insanları, kanalları takip etsinler. Çünkü burada yapılması gereken şey hayatı normalleştirmek. Sağlıklı insanlar yardım eder. Kaygı bozukluğu olan bir doktorun ameliyat yapmaya çalıştığını düşünün.

* Geçmişte depremden etkilenenlerde bu deprem ve yıkım ne gibi sonuçlara yol açar. Eski travmayı tetikler mi?

Çok ağır tetikliyor. Hayata sarılmak için bir sürü şey ürettikten sonra özellikle orada olanlar, yakını olanlar için yeni bir yıkım.

* Hem depremden etkilenen insanlar hem de kendi ruh sağlığımız için neler yapmalıyız?

Biz koca bir coğrafyayı etkileyen çok büyük bir olay yaşadık. Bu olaydan dolayı bir haber okuduğumuzda, bir şey duyduğumuzda yaralanıyoruz. Bunlar yaklaşık bir ay içinde yavaş yavaş azalacak. Ne olursa olsun hayat devam ediyor. Burada aşırı derecede aşırı korku, çaresizlik, dehşet veren hissiyat, sık sık kabus görme, duş almaktan korkma, olayı çağrıştıran her şeye karşı duyarlılık ve tepkisellik, devamlı bir şeyleri izleme gibi, ilgi azalması, yabancılaşma hissi gibi belirtilere dikkat etmek gerekiyor. Bu belirtiler bir ay geçtiği halde hala sürüyorsa travma sonrası stres bozukluğuyla ilgili düşünmek ve profesyonel destek almaya kendimizi hazırlamamız gerekiyor. İşimize sarılmak çok besleyici bir şeydir. Çünkü üreteceğimiz her şey bu toplumun yeniden kalkınması demektir. Aileyle ilgili temel sorumluluklara dahil olmak, arkadaşlarla vakit geçirmek de önemlidir. Yapacak bir sürü işimiz var. Çünkü toplumu yeniden ayağa kaldırmak ve yürümemiz lazım bu da benden başlıyor. Bu yüzden çaba sarf etmemiz lazım. Nefes egzersizi, yoga, meditasyon ya da ibadet kendimizi iyi hissettiren neyse onları yapabiliriz. Hobilerimiz neyse onlara da dönmeye başlamalıyız. Yani hem sorumluluklarımızı yerine getirmeli hem de hayatı normalleştirmeye odaklanmalıyız.

* Böyle toplumsal bir travma toplumsal bir dönüşüme neden olur mu? Bizi ne gibi değişiklikler bekliyor?

İnsanların güvende hissettikleri çevreleri, mekânları, binaları bir sürü şeyleri artık yok. Hatay’daysa bildiğimiz Hatay artık yok. Bütün bunlar da doğal olarak hem kendi hikâyemizde hem de toplumsal hikâyemizde çok ciddi dalgalanmalara sebep olacak. Bunun biriktirdiği enerji nereden patlayacak daha bilmiyoruz. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi olur onu da bilmiyoruz. Belki çok güçlü bir toplumsal toplanmaya neden olur, çok daha güçlü şeyler yapacağız. Her toplum kendi içinde travmalar yaşıyor bu travmalar yok oluşa götürmüyor aynı zamanda üretimi sağlıyor. O yüzden bu durumu doğru değerlendirmek, muhalefetinden yönetimine kadar çok ciddi zihin yorması gerekiyor. Aynı şeyin tekrar olmayacağının bize gösterilmesi lazım.

 


ARŞİV