Suadiye’deki evinin önünde 7 Mart 1990’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden gazeteci-yazar Çetin Emeç, ölümünün 36. yılında Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM) düzenlenen etkinlikle anıldı. Anma programına Emeç’in eşi Bilge Emeç, çocukları Mehveş Emeç ve Mehmet Emeç, damadı M. Özalp Birol, torunu Selin Birol ile Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı katıldı.
Program kapsamında Çetin Emeç’in yaşamını ve gazetecilik mücadelesini konu alan belgesel gösterimi yapıldı. Etkinlikte ayrıca Emeç’in kızı ve Türkiye’nin önde gelen piyanistlerinden Mehveş Emeç bir piyano dinletisi sundu. Anma programında duayen gazeteci Uğur Dündar, gazeteci ve televizyon programcısı Namık Koçak ile Suna ve İnanç Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Üyesi M. Özalp Birol’un katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirildi.

“GERÇEĞİN PEŞİNDEN GİDEN İNSANLAR YOK OLMAZ”
Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı, anma programında yaptığı konuşmada, “7 Mart 1990 sabahı, Türkiye’nin yakın tarihine acı bir gün olarak kazınan o sabah, Çetin Emeç ve yanında görev yapan Ali Sinan Ercan uğradıkları silahlı saldırı sonucu hayatlarını kaybetti. O gün yalnızca iki insanı kaybetmedik, o gün bu ülke iyi bir gazetecisini, güçlü bir kalemini, iyi insanlarını kaybetti ve basın tarihimizin hafızasına silinmeyecek bir sayfa daha eklendi. Ama tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Gerçeğin peşinden giden insanlar öldürülebilir. Ama gerçeğin kendisi yok edilemez.” dedi.
Ülke tarihinde kalemleri susturmaya yönelik karanlık dönemlerin her zaman var olduğunu söyleyen Kösedağı, “Ama bütün bu karanlık dönemlerde, değişmeyen bir şey vardı: Gerçeğin cesareti, katillerin korkusu. Gerçeğin peşinden giden insanlar yok olmaz. Onların sözleri hafızalarda kalır. Onların kalemleri yeni kalemlere ilham verir.” şeklinde konuştu.

DEDEYE MEKTUP
Emeç’in torunu Selin Birol yaptığı konuşmada, “Bugün burada dedemi anarken aslında sadece bir kalbi değil, aynı zamanda çok büyük bir sevginin, güçlü bir ailenin ve unutulmayan bir hatıranın devam ettiğini görüyoruz.” dedi.
Birol, konuşmasının devamında dedesi Çetin Emeç’e yazdığı mektubu şu sözlerle paylaştı: “Dedeciğim, sen giderken arkanda hala bugüne kadar sana tarifsiz bir aşk besleyen bir eş ve sana gönülden bağlı muhteşem yetiştirilmiş iki evlat bıraktın. Anneannem o kadar güzel yetiştirdi ki onları, sırf anneannem olduğu için söylemiyorum. Geçenlerde anneannemle seni anarken bana o kadar derin bir cümle kurdu ki hala etkisindeyim, ‘Selin, ben 16 sene sabahları Çetin yanımda belirir diye düşünerek umutlanarak uyandım’. 16 koca sene, gidişini kabullenmek çok zormuş. Annem, dayım onlar da seni öyle çok seviyor, öyle çok özlüyor ki. Klişe bir özlem değil ama bu, ne kadar dolu dolu bir özlem olduğunu gözlerinden görüyorum. Anlıyorum bazı şeyleri, senin için yapılacak en güzel şey anılarını yaşatmak ve piyasada senin gibi korkusuz, ahlaklı, dürüst meslektaşlarının çoğalmasıdır.”
“‘HOŞ GELDİNİZ’ DİYE ELİMİ SIKTIĞINI HATIRLIYORUM”
Emeç’in damadı M. Özalp Birol, “Çetin Beyi evliliğim sürecinde şahsen tanıma imkanına sahip olamadım. Biz Mehveş ile 2000 yılında evlendik, o zaman aramızdan ayrılalı 10 yıl olmuştu. Ancak daha önce profesyonel yönetici olarak çalıştığım şirketlerin birinde pazarlama gurusu diyebileceğimiz Philip Kotler konferansında, o zaman bizi kapıda karşılayan gri takım elbiseli zarif, pırıl pırıl bir beyefendinin ‘hoş geldiniz’ diye elimi sıktığını hatırlıyorum. Ama nereden bilebilirdim ki bir gün ben onun damadı olacağım.” diye konuştu.

“EN CESUR GENEL YAYIN YÖNETMENİYDİ”
Duayen gazeteci Uğur Dündar, 1986 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi hakkında yaptığı bir haberin ağır bir şekilde sansüre uğramasından dolayı, belki de mesleğini bir daha yapmamayı göze alarak TRT’den istifa ettiğini söyledi. Bu olaydan sonra Çetin Emeç’ten kendisine telefon geldiğini kaydeden Dündar, “’Erol Simavi ile seni Hürriyet’e davet ediyoruz ve TRT’de yaptıklarını burada özgürce, toplumun gerçekleri öğrenme hakkına hizmet etme amacıyla yapmanı bekliyoruz’ dedi ve ben böylece Hürriyet’te çalışmaya başladım.” dedi.
Dündar, “Meslek hayatımda 56 yılda gördüğüm, en cesur genel yayın yönetmeniydi Çetin Bey, bir benzerine rastlayamadım. Gözünü budaktan esirgemez, en yakını bile olsan eğer toplumun bilmesi gereken bir gerçek, muhabirler tarafından bulunduysa onu ‘benim haberim olmasın ama yayınlayın’ diyen bir zihniyete sahipti. Meslek ilkelerine bu kadar sıkı sıkıya bağlı, bir genel yayın yönetmeniydi. Meslek ilkelerinden ödün vermediği, halkın gerçekleri öğrenmesi için kalemini asla satmadığı için belki de bu menfur suikastın hedefi oldu.” ifadelerini kullandı.
“AKSİYON HABERLERİNİ ÇOK SEVERDİ”
Gazeteci ve televizyon programcısı Namık Koçak, Çetin Emeç ve Uğur Dündar ile çalıştıkları dönem için, “Gerçekten film gibiydi, biz o filmin içinde rollerimiz dağıtılmış kişiler gibiydik. Yılın 100 günü evin dışında geçerdi, yoğun bir tempoda çalıştık.” diye konuştu. Koçak, “Çetin Emeç aksiyon haberlerini çok severdi, haber hareketli olmalıydı. Sonuçta riski olan işlerdi, çünkü bir tarafları rahatsız ediyorsunuz. Uğur’un dediği gibi, ‘gazetecilik birilerinin yazılmasını istemediği şeyleri yazmaktır’, Emeç bunu en iyi uygulayanlardandı.” dedi.