Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılı dolayısıyla ve demokrasi mücadelesinde hayatını kaybeden aydınlar için, Kadıköy Belediyesi Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi’nde (TESAK) “Demokrasi Mücadelesinde Şehitleri Anarken” başlıklı bir etkinlik gerçekleştirildi.
Cumhuriyet Gazetesi ve Cumhuriyet Kitapları’nın katkılarıyla 24 Ocak Cumartesi günü düzenlenen programda; sosyolog ve yazar Emre Kongar, gazeteci-yazar Zülâl Kalkandelen ve gazeteci Çağdaş Bayraktar konuşmacı olarak yer aldı.

“HEPSİ BİZİM İÇİN ÖLDÜ”
Sosyolog ve yazar Emre Kongar, Uğur Mumcu’nun 33 yıl önce Atatürk, Cumhuriyet ve devrimler adına mücadele ettiği için, bu değerlere karşı olanlar tarafından öldürüldüğünü vurguladı. Kongar, “Demokrasi savaşçılarımız; Atatürk yolunda giden düşünürlerimiz, yazarlarımız, aydınlarımız aslında bizim için öldüler. Bunu topluma yeterince anlatabildiğimiz kanısında değilim. Uğur Mumcu’dan önce Kubilay, Kurtuluş Savaşı’nın kahraman şehitleri… Hepsi bizim için öldü.” dedi.
1976–1977 yıllarında yaşanan gençlik eylemleri ve sağ-sol çatışmalarına da değinen Kongar, özellikle Trakya’da motosikletle giderken kurşunlanarak öldürülen öğrencilerinin haberlerinin kendisini derinden etkilediğini, bu sürecin Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesiyle sona erdiğini düşündüğünü ifade etti.
Yaşananların tesadüfi ulusal ya da uluslararası terör eylemleri olmadığını belirten Kongar, bunun bilinçli politik projelerin sonucu olduğunu vurgulayarak, “Bu, dünya siyasetini etkileyen ve Türkiye’yi biçimlendiren tercihli projelerin görünümüdür. Emperyalizm, sömürdüğü ülkelere kendi kültürlerini ve değerlerini aktarırken, ortaya çıkan çelişkileri bu kez ölümle bastırmaya çalıştı. Antiemperyalizmi doğuran da bu çelişkinin kendisidir.” diye konuştu.

“AYDINLIĞI SAVUNDULAR”
Ahmet Taner Kışlalı’nın öğrencisi olan gazeteci-yazar Zülâl Kalkandelen, Uğur Mumcu başta olarak, ocak ayının Türkiye için birçok aydının kaybedildiği acı bir dönem olduğuna dikkat çekti. Cumhuriyet devriminin ilerici bir hamle olduğunu belirten Kalkandelen, “Saltanat ve hilafetin kaldırılmasıyla egemenlik millete verilmiş, laik ve bilimsel eğitim başlatılmış, kadın toplumsal yaşamda hak ettiği yere taşınmıştır.” dedi. Bugünkü tabloya bakıldığında bir karşı devrim sürecinin yaşandığını savunan Kalkandelen, “Türkiye’de bugün bulunduğumuz nokta, karşı devrimin son aşamasıdır.” ifadelerini kullandı. Karşı devrimin başlangıcına ilişkin farklı görüşler olduğunu belirten Kalkandelen, “Ben bu sürecin daha ilk Meclis’te başladığını düşünüyorum” dedi.

Cumhuriyet tarihinin ilk devrim şehidi olarak anılan Kubilay Olayı’na değinen Kalkandelen, Serbest Fırka deneyimini hatırlatarak, bu sürecin nasıl devrim karşıtlarının odağına dönüştüğünü aktardı. Kalkandelen, “Bugün andığımız Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Necip Hablemitoğlu; Cumhuriyet’i, laikliği ve aydınlanmayı savundukları için yaşamlarını yitirdiler.. Hepsi daha iyi bir ülkede yaşayabilelim diye mücadele etti. Ortak noktaları ise Cumhuriyet devrimini sahiplenen, aydın ve sorumluluk sahibi insanlar olmalarıydı.” diye konuştu.

“AHENKLİ VE HİCİVLİYDİ”
Gazeteci Çağdaş Bayraktar ise Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın kendisi için önemli birer rol model olduğunu belirterek, “Uğur Mumcu’da bir ahenk vardı. En ağır konuları bile ince bir dille, hicvi de barındırarak yazıyordu. O dönem bunun neden etkileyici olduğunu tam kavrayamıyorduk; sonradan bir gazeteci için politik bilincin ne kadar hayati olduğunu gördük.” dedi.
Mumcu’nun fikri takibin önemini gösteren bir gazeteci olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Uğur Mumcu ‘okumaz yazar’ derdi. Okumanın, derinleşmenin ne kadar değerli olduğunu bize gösterdi. Bugün onu anarken, gerçekten anlamamız ve daha çok okumamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.