"Ebeveyn, çocuğunu algoritmadan daha iyi tanımalı"

Okul baskınları ve artan dijital bağımlılık tartışmaları sürerken, Türkiye’de yeni bir ebeveyn dalgası yükseliyor. "Akıllı Telefonsuz Çocuk Hareketi" kurucusu Uzm. Psk. Ecem Uzun Adaş’a göre çözüm ekran sınırı belirlemekte ve en önemlisi ekranın yerine “ilişki” koyabilen bir ebeveynlik anlayışında saklı.

29 Nisan 2026 - 15:04

Son dönemde yaşanan ve tüm toplumu sarsan okul baskınları, gözleri bir kez daha çocukların dijital dünyasına çevirdi. Şiddet içerikli oyunlar, denetimsiz sosyal medya mecraları çocukların güvenliğini ve ruh sağlığını tehdit ediyor. Tam da bu tartışmaların odağında, İngiltere’de başlayıp dünyayı saran bir akım Türkiye’de de kök salıyor: Akıllı Telefonsuz Çocuk Hareketi.

Ebeveynlerin yaşadığı "akıllı telefonu olmazsa çocuğum dışlanır mı?" korkusunu kolektif bir dayanışmaya dönüştürmeyi hedefleyen bu hareketin Türkiye ayağını, Uzm. Psk. ve oyun terapisti Ecem Uzun Adaş başlattı.  Çocuklar, ergenler ve ailelerle çalışan Adaş ile ekran süresinden tuşlu telefonlara, yoksunluk krizinden nomofobiye pek çok konuyu masaya yatırdık.

Güncel konuyla başlayalım; okul baskınları konusunda yorumunuzu duymak isteriz.

Okul baskınları maalesef tek bir sebep ile açıklanabilecek durumlar değil. Bir çok değişkenin ve bu değişkenler ile birlikte gelen yoğun bir ihmalin sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Ekranlar ebeveyn çocuk arasındaki ilişkisel boşlukları maalesef ki çok iyi doldurdu. İlişkide boşluklar olduğunda ebeveynlerin çocuklarının ne yaşadığı, ne zorluklar içerisinde olduğu, nelerden keyif aldığı, ne kadar görüldüğü, duyulduğu aslında duygusal ihtiyaçlarının ne kadar karşılandığı konusunda fikirlerinin ne kadar az olduğunu görüyoruz. Çocuk evdeydi, odasındaydı, güvendeydi, bilgisayarda ne kadar tehlikeli bir şey yapıyor olabilirdi ki? Tek sebep bilgisayar ve içerikler demek uygun olmaz ancak yaşlarına uygun olmayan -özellikle şiddet içerikleri- oyunlar, haberler çocukların bu tarz eylemleri normalleştirmesine yol açıyor. Gerçekçi grafiklerle o kadar ‘gerçek’miş gibi yaşanıyor ki oyunlar, uygun koşullar sağlandığında çocuk da saldırıya geçmekten çekinmiyor.

Hem bir psikolog hem bu hareketin kurucusu olarak çözüm önerileriniz neler?

Akıllı Telefonsuz Çocukluk Hareketi kapsamında altını çizdiğimiz en önemli konulardan biri ekranla ilişkiyi mümkün olduğunca ertelemek ve hayatında ekran var ise ‘Ebeveyn Takibi’ olması. Çocuklarımızı takip etmek zorundayız, takip etmeme gibi bir lüksümüz yok artık. Kimlerle sohbet ediyor, ne tür oyunlar oynuyor, bu oyunların chat kısmı var mı, ne tür içeriklere maruz kalıyor, keşfetinde neler var? Ebeveyn kendi çocuğunu algoritmadan daha iyi tanımalı. Bunun aksi olduğu sürece maalesef gerçek hayatta görülmeyen, duyulmayan, kendini yeterli hissetmeyen çocuklar görülmek, duyulmak ve yeterli hissetmek için kendilerini bu tür trajediler içerisinde bulabilir. 

Bu hareketi zaman başlattınız? İngiltere merkezli aynı isimdeki akımını Türkiye'ye taşıdınız sanırım. 

Hareket Şubat 2024’te İngiltere’de başladı. İngiltere’de haberlerde karşıma çıkan bu hareketi Türkiye’de nasıl aktive edebilirim diyerek hareketin kurucuları ile iletişime geçtim. Kendileri bu hareketin kaynaklarından faydalanabileceğimi, ülkemde başlatabileceğimi belirttiler. Özellikle ebeveynlerin organize olması fikrini, ebeveynlere ulaştırmayı çok değerli buldum. Böylelikle Türkiye’de 2024 Kasım’da aktif hale geldik, seminerler serisi başladı ve  devamı geldi. Dünyada on binlerce ebeveynin dahil olduğu büyük bir ağdan bahsediyoruz. Türkiye’de de binlerce ailenin bu konuda organize olduğunu görüyoruz, hareket  giderek büyüyor.

Dünyada başka hangi ülkeler bu konuda adımlar atıyor?

Avustralya, Hollanda, Kanada, Brezilya, Danimarka, Finlandiya, İtalya gibi birçok ülkede  yayılıyor. Hatta bazı ülkelerde bu konu yasa seviyesine taşındı. İngiltere’nin Barnet ilçesi bu hareketi destekleyen ilk ilçe olarak tarihe geçti. İlçedeki tüm okullarda okul içinde telefon kullanımı kısıtlandı, ailelere bu konuda bilgilendirme mektupları iletildi. İngiltere’de toplam 15,349 okul bu hareketi destekliyor, 180 bin’den fazla ebeveyn de bu hareketi destekleyen imzayı attılar.

Sizi bu hareketi başlatmaya yönelten o "kırılma anı" neydi? 

Hem çalıştığım hem de yakın çevremde gözlemlediğim ebeveynlerin hissettiği yalnızlık ve baskı oldu. Ebeveynler bir yandan amaç iletişim “ulaşabilmeliyim,  içim rahat etmiyor” diyor, bir yandan da çocuk “herkesin var” diye baskı kuruyor. Hareket kapsamında yaptığımız araştırmada şunu gördük; ebeveynler 13 yaşında telefon vermek istiyor ancak çocukların telefona sahip olma yaşı ortalama 10,5. Yani aslında telefonu daha geç vermek istiyor ama ortalama 3 yıl daha erken veriyor. Bu tamamen sosyal baskı ve çaresizlik hissiyle alınmış bir karar.

"Akıllı telefonsuz çocukluk" dediğinizde tam olarak neyi kastediyorsunuz? Ekrandan tamamen kopuş mu, yoksa sınırları yeniden çizmek mi?

Tamamen kopuş değil. Bu hareketin çıkış noktalarından biri 'Sıfır ekran değil, kontrollü ekran'. Burada sınırları yeniden çizmekten bahsediyoruz. Hedefimiz çocukların teknoloji ve ekranlarla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmesi için yaşa uygun, kontrollü ve bilinçli kullanıma teşvik etmek. Bireysel akıllı telefona sahip olmadan kontrollü kullanım becerilerinin gelişmesi çok önemli. Özellikle 14 yaşa dek akıllı telefon vermemek gibi net bir çerçeve var.

Sadece telefon mu hedefte, yoksa bilgisayar, tablet ve televizyon gibi diğer ekranlar da bu kapsamda mı?

Evet hepsi. Çünkü mesele cihaz değil,  maruz kalınan içerik ve ekran süresi. Ama akıllı telefon en kritik olan çünkü taşınabilir, kontrolsüz ve kişisel. Çocuk ile birlikte tuvalete, banyoya, yatak odasına taşınabiliyor. Bu durumda da ebeveynin kontrolü zor oluyor. Örneğin çocuğun hayatında çizgi film elbette olacak ancak televizyondan olmasını öneriyoruz.  İzleme mesafesi, ebeveynin de içeriği kontrol edebilmesi ve anlık ‘kaydırma’ gibi değişikliklerin mümkün olmaması en önemli faktör.

Ebeveynlerden "Dayanamadım, verdim telefonu" cümlesini duyuyorsunuzdur keza kamusal alanlarda önüne tablet-telefon konulup ‘susturulan’ çocukları görüyoruz.  Bu mesele bağımlılık mı, alışkanlık mı, ebeveynlik krizi mi?

Hepsi. Erken yaştan itibaren yoğun kullanıma maruz kalan çocuk tarafında bağımlılık benzeri davranışlar var. Yoksunluk halinde yaşanan duygusal krizler, ekrandan ayrılmakta zorluk,  elindeyken süreyi daha da uzatmada ısrarcı olma gibi davranışlar görülebiliyor. Günlük hayatta hızlı şekilde alışkanlığa dönüşüyor ancak en temelde başlangıçta kontrollü başlasa da zaman içerisinde çocuğun alışkanlığı geliştikçe ebeveynlerin sınır koymakta zorlandığı bir krize dönüşebiliyor.

EN KRİTİK ZARAR NE?

"Akıllı" denilen bu cihazlar, isminin aksine çocuğa en büyük zararı hangi noktada?

En kritik zarar beyin gelişiminde dikkat ve duygu yönetiminde. Çocuğun odaklanma süresi kısalıyor,  derin düşünme becerisi zayıflıyor. Aynı zamanda duygularını regüle etmeyi öğrenemiyor; sıkılmayı, beklemeyi, çözüm üretmeyi öğrenemiyor. Bunlar gelişimin en kritik parçaları. Aynı zamanda sosyal gelişimi ve dil gelişimi de sekteye uğratıyor. Yoğun ekrana maruz kalan çocukların sosyal becerileri gelişemiyor, sosyal becerileri gelişemedikçe arkadaş edinemiyor ve daha çok ekran  talep ediyorlar. Böyle kısır bir döngü.

Akıllı telefonla büyümeyen bir çocukla, sürekli ekrana bakan bir çocuğun dünyayı  algılayışındaki en büyük fark ne? 

Çok net bir fark var: Ekransız büyüyen çocuk dünyayı deneyimleyerek öğreniyor. Merak duygusu aktif, sebep sonuç deneyimleriyle öğrenme gerçekleşiyor, çevresinde olup bitenlere daha duyarlı.  Ekranla büyüyen çocuk ise zamanla o dijital dünyaya daha fazla kapılıp giderek gerçek dünyaya olan merak ve ilgisi azalıyor. Yapılan bir araştırmada şu görülüyor; ekranla büyüyen çocuklar anılarını hatırlamakta zorlanıyor. Elinde sürekli ekran olduğunda beyin bulanık bir şekilde işliyor anıları ve hatırlamakta zorlanıyor. Aslında çocukların  ‘çocukluklarını’ çalıyor diyebiliriz. Birinde aktif bir hayat var, diğerinde pasif tüketim. Bu da sosyal becerilerden, duygusal ve bilişsel gelişimden hayal gücüne kadar her şeyi etkiliyor.

- "Sınıfta herkesin telefonu var, benim çocuğum dışlanacak" diye düşünen ebeveyn, bununla nasıl başa çıkabilir?

Bu hareketin en önemli noktası zaten bu: bu konuda endişelenen ebeveynlerin yalnız hissetmemesi ve birlikte hareket etmesi. Ebeveynler birlikte hareket ederse bu sorun ortadan kalkıyor. Bireysel mücadele değil kolektif bir hareket olmasını önemsiyoruz. 5 kişilik bir yakın arkadaş grubunda sadece 1 çocuğun akıllı telefonu olmazsa o çocuk dışlanabilir. Ancak o 5 çocuktan 3'ünün olmaz, 2'sinin olursa artık dışlanma söz konusu olmaz. 

Eğitim sisteminin dijitalleşmesi işinizi zorlaştırıyor mu?

Evet, zorlaştırıyor. Çünkü “eğitim için gerekli” bahanesiyle kontrol zorlaşıyor. Ama burada da ayrım önemli; Eğitim amaçlı kullanım ile eğlence amaçlı sınırsız kullanım ayrımı yapabiliriz. Artık Avrupa’da bazı ülkelerde sınıflardan akıllı tahtalar ve tabletlerin çıkartılması, yerine kağıt kalem ve kitabın gelmesi için milyonlarca dolar harcanıyor.  Umuyorum ülkemizde de benzer adımlar atılır. Gelen talepler doğrultusunda okullarda seminerler organize ediyoruz. O okullardaki ebeveynlerin  bu hareketten haberdar olarak, birlikte hareket etmesini önemli buluyoruz. Şu an dernekleşme sürecindeyiz. Derneğe dönüştükten sonra daha geniş çaplı projelere başlamayı hedefliyoruz.

Ekranı elinden alınan çocuğun yaşadığı "yoksunluk krizi" anında anne-baba ne yapmalı?

Ebeveynin sakin kalması en kritik nokta. Ebeveynin de bu krize duygusal olarak yüksek tondan dahil olması durumunda her iki taraf da duygusal olarak yıpranıyor.  Sakin kaldıktan sonra çocuğu sakinleştirmek, sınırı net çizmek ve alternatif sunmak gerek.

- Nedir bunlar? Çocuğun elinden ekranları alan aileler ne koymalı yerine?

Önce sorumluluklar, sonra ekran süresi öneriyoruz.  Telefonu aldıktan sonra ödeve ya da başka bir sorumluluğa geçiş yapması daha zor çocuğun. Böyle bir durumda kriz çıkma olasılığı daha yüksek. Ekran süresi dolduğunda devamında ebeveyni ile ilişkisel bir etkinliğe (birlikte oyun oynamak,  spor yapmak, sohbet etmek gibi) geçiş yapması en kıymetlisi olur. Çocuğun sevdiği bir aktiviteyi birlikte yapmak önemli. Ebeveynin çocuğunun neyi sevdiğini bilmesi, o anda sadece bedensel değil zihinsel ve duygusal olarak çocuğuna eşlik etmesi önemli. Ekranı kaldırıp yerine “ilişki” koymak gerekiyor.

- Ebeveynlerin en büyük dilemması; "Çocuğuma ulaşmak zorundayım." Onlara önerebileceğiniz güvenli orta yol nedir?

Amaç iletişim ise akıllı telefon riskini almaya değer mi? Biz tuşlu telefonlarla büyüyen bir nesildik ve o kademeyi çok hızlı atladık. Bir anda evdeki anne babanın yedek telefonu çocuğa önce oyun telefonu diyerek sonra da iletişim aracı olarak tahsis ediliyor. Amaç iletişimse akıllı telefon şart değil. Sadece arama ve mesajlaşma olan cihazlar var. Hem ebeveynin içi rahat ediyor hem çocuk kontrolsüz internete girmiyor. Çocuklar tuşlu telefon kullanmak istemeyebilir ancak akıllı cihazları ‘akılsız’ hale getirebilen bazı yöntemler ve ebeveyn  denetim uygulamaları mevcut. Sınırlı şekilde telefon kullanımına bu şekilde başlayabilirler. Önemli olan ebeveynin bu noktada kontrolü bırakmaması.

Olaya bir de yetişkin açısından bakalım. Nomofobinin (akıllı telefonsuz kalma korkusu) çocuklara kadar indiğini biliyoruz ama önce ebeveynlerin kendi telefon kullanımını  sınırlayıp örnek olması gerekmez mi?

Kesinlikle evet. Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü yapar. Hareketin ilk hedeflerinden biri  ebeveynlerin kendi kullanımlarını kontrol altına almaları. Ebeveyn sürekli telefondaysa çocuğa “kullanmak yok” demesinin hiçbir gücü yok. Bu iş rol model olmakla başlıyor.

Akıllı Telefonsuz Çocuk Hareketi olarak ebeveynlere, eğitimcilere, aslında halka açık ücretsiz seminerler düzenliyoruz. Eğitim kurumları ve şirketlerle iş birlikleri yaparak o kurumların ebeveynlerine özel seminerler de gerçekleştirebiliyoruz.  Ayrıca yine ücretsiz olarak düzenlediğimiz eğitmen eğitimleri ile Türkiye’nin farklı illerinde gönüllü eğitmenlerimiz bu konuda yüz yüze seminerler planlıyorlar.

Bir ebeveyn şu an bu satırları okuyorsa, hemen bugün neyi değiştirmeli?

Bu soruya tek bir cevap vermek zor, yaş grubuna çocuğun ekranla olan ilişkisine göre değişebilecek birçok yanıt var ancak bugün ebeveyn kendi ekran kullanımına bakarak ‘Çocuğum ekranı benim kullandığım şekilde kullansa bundan memnun olur muyum?’ sorusunu kendisine sorarak dürüst bir  şekilde yanıtlamasını isterim. Oradan gelen cevaba göre bir yol haritası çıkararak, değişimi basit adımlarda kendi evlerinde başlatabilirler.

Yine güncel bir konuyla kapatalım röportaj; geçtiğimiz günlerde TBMM’de sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini de içeren kanun teklifi kabul edildi. Devlet ve STK’lar bu konuda ne yapmalı?

Devlet politikaları olarak, ebeveynlere eğitimler verilmeli, koruyucu önleyici çalışmalar artmalı. Okullarda ekran kullanımı ile ilgili net sınırlar belirlenmeli. Çocukları koruyacak şekilde operatör bazlı güvenli internet çözümleri geliştirmeli.  

 

 


ARŞİV