Engelli emekliliğinde mağduriyet arttı

Geçen yıl yürürlüğe giren düzenlemeyle engelli emekliliğinde değerlendirme sistemi değişti. EMED Topluluk ve Örgütlenme Sorumlusu Ufuk Serim, yeni kriterlerin çok sayıda engelli çalışanın emeklilik hakkına erişimini zorlaştırdığını söyledi

13 Ağustos 2026 - 16:30

15 Ocak 2025’te yürürlüğe giren 7538 sayılı kanunla engelli çalışanların emeklilik koşullarında yapılan değişiklik, çok sayıda kişinin emeklilik başvurusunun reddedilmesine ve çeşitli mağduriyetlere yol açtı. Benzer sorunları yaşayan engelli bireylerin bir araya gelmesiyle 7 Temmuz 2025’te kurulan Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği (EMED), kazanılmış hakların ve önceki sisteme göre oluşan emeklilik beklentilerinin korunması için mücadele yürütüyor. EMED Topluluk ve Örgütlenme Sorumlusu Ufuk Serim ile düzenlemenin etkilerini, yaşanan mağduriyetleri ve çözüm önerilerini konuştuk.

“DAHA DAR KAPSAMLI BİR SİSTEME GEÇİLDİ”

Serim, “Önceki sistemde engelli çalışanlar; engellilik oranı, sigorta başlangıç yılı ve prim gün sayısına göre belirlenen şartları sağladıklarında, yaş şartı aranmaksızın emekli olabiliyordu. Örneğin; yüzde 80–100 oranında engelliliği bulunanlar için 15 yıl ve 3 bin 600 gün, yüzde 60–79 oranında olanlar için 18 yıl ve 4 bin gün, yüzde 40–59 oranında olanlar için ise 20 yıl ve 4 bin 400 gün şartı uygulanıyordu. Bu oranlar belirlenirken Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ICF – İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması yaklaşımı esas alınıyordu. Ancak 15 Ocak 2025 tarihinde, 7538 sayılı Kanun ile bu yapı değiştirilerek çalışma gücü kaybı/maluliyet esaslı, daha dar kapsamlı bir değerlendirme sistemine geçildi. Uzun yıllardır uygulanan vergi indirimli emeklilik tamamen kaldırıldı. Vergi indirim belgesi artık emeklilik işlemlerinde kullanılamadığı gibi, kamu hastanesinden alınan sağlık raporu da tek başına yeterli kabul edilmiyor.” dedi.

Kamu hastanesinden alınan sağlık raporuyla SGK’ya başvurulduğunda kişiden yeniden sağlık raporu çıkarması istendiğini belirten Serim, “Örneğin İstanbul’da bu süreç 6 ila 9 ay sürebiliyor. Ardından ‘durum bildirir belgesi’ adı altında ek bir rapor talep ediliyor; yeniden randevu alınarak hastalığın türüne göre MR, röntgen, odyometri testi, tomografi ve benzeri tetkikler tekrarlanıyor. Hazırlanan rapor hastane tarafından SGK’ya iletiliyor ve SGK Kurulu tarafından yeniden değerlendirmeye alınıyor. Bu aşama da yaklaşık 3–4 ay sürüyor. Yaklaşık bir yılın sonunda ise başvuru sahibine, ‘Çalışma gücü kaybı yönetmeliğine göre belirlenen düzeyde çalışma gücünü kaybetmediğinize karar verilmiştir.’ denilerek emeklilik talebinin reddedildiği bildiriliyor.” şeklinde konuştu.

“YÜZDE 97’NİN BAŞVURUSU REDDEDİLİYOR”

“Burada tamamen emeklilik hakkının ortadan kalkmasından ziyade, engelli bireylerin daha önce yararlandığı engellilik oranına dayalı erken emeklilik sisteminin kaldırılmasından söz ediyoruz” diyen Serim, “EMED olarak yaptığımız anket çalışmasında, her 100 kişiden 97’sinin engelli emeklilik başvurusunun reddedildiğini gördük. Oysa emeklilik hakkı, çalışma hakkından doğan en doğal haklardan biridir. Bizler işe başladığımızda, 18–20 yıl çalıştıktan sonra emekli olabileceğimiz yasada açıkça tanımlanmıştı; kural belliydi. Süremizi ve prim gün sayımızı tamamladık, SGK’ya gittik ancak bu kez ‘Yasa değişti, emekli olamazsınız.’ denildi. Hatta çok çarpıcı örnekler var: Bazı engelli arkadaşlarımız 13 Ocak 2025’te SGK’ya emeklilik başvurusu yapmak için gidiyor, kendilerine ‘Sistem arızalı.’ ya da ‘Bugün yoğunluk var, yarın gelin.’ deniliyor. İki gün sonra yeniden gittiklerinde ise yasa değiştiği gerekçesiyle emekli olamayacakları bildiriliyor. Bazı üyelerimizin elinde ise SGK tarafından verilmiş, ‘Yıl ve prim şartını doldurması hâlinde 2026’da’ ya da ‘2027’de emekli olur.’ şeklinde resmi yazılar bulunuyor. Bir üyemiz, yalnızca 13 gün sonra emekli olabilecekken, değişen şartlar nedeniyle şimdi yaklaşık 20 yıl daha beklemek zorunda kalıyor.” ifadelerini kullandı.

“ENGELLİ EMEKLİLERİN AYLIKLARI KESİLİYOR”

Serim, “Değişiklik yalnızca bundan sonra emekli olacak kişileri değil, daha önce engelli statüsünde emekli olmuş ve emekli aylığı bağlanmış vatandaşları da etkiledi. Bazı engelli emeklilerin aylıkları, yeniden yapılan kontrol muayeneleri ve değişen değerlendirme kriterleri sonucunda kesildi. Bunun yanı sıra hâlihazırda çalışan, emeklilik şartlarını tamamlamış ya da emeklilik planını önceki sisteme göre yapmış engelli bireyler de ciddi mağduriyetler yaşıyor.” dedi.

Emeklilik hakkına erişimin fiilen ortadan kaldırıldığını dile getiren Serim, “İşe başladığımız dönemde, engellilik oranımıza göre 18–20 yıl çalıştıktan ve gerekli prim gün sayısını tamamladıktan sonra emekli olabileceğimiz yasayla açıkça tanımlanmıştı. Biz de çalışma hayatımızı ve gelecek planlarımızı bu kurallara göre şekillendirdik; yıllarca çalıştık, primlerimizi ödedik ve gerekli süreleri tamamladık. Ancak herhangi bir geçiş süreci tanınmadan, bir gecede değiştirilen mevzuatla birlikte çok daha zorlayıcı kriterlere ve sigortacılık anlayışı üzerine kurulu yeni değerlendirme usullerine tabi tutulduk. Bu durum, yıllar içinde kazanılmış emeklilik hakkına erişimi fiilen ortadan kaldırdı.” şeklinde konuştu.

“DÜZENLEMENİN ETKİLERİNİ ŞİMDİDEN GÖRÜYORUZ”

Sosyal güvencesini kaybeden kişiler için ciddi bir mağduriyet yaşandığını aktaran Serim, “Biz bu değişikliğin ekonomik gerekçelerle, SGK üzerindeki emeklilik yükünü azaltmak ve emeklilik değerlendirmelerini daha sıkı denetlemek amacıyla yapılmış olabileceğini düşünüyoruz. Ancak denetim sıkılaştırılırken gerçekten engelli olan, yıllarca çalışan ve prim ödeyen kişilerin emeklilik hakkına erişiminin de zorlaştırıldığı bir tablo ortaya çıktı. Bizim itirazımız denetime değil; denetim yapılırken hak sahibi insanların sistemin dışında bırakılmasına ve yeni mağduriyetler yaratılmasına yöneliktir.” dedi.

Serim, “Eğer engelli emeklilik sisteminde gerçekten bir değişiklik yapılacaksa, öncelikle kazanılmış hakların ve haklı beklentilerin korunması, ayrıca açık ve adil geçiş hükümlerinin oluşturulması gerekir. Değerlendirme yalnızca hastalık listelerine, tek bir sağlık kriterine ya da dar bir çalışma gücü kaybı ölçütüne dayanmamalıdır. Kişinin sağlık durumu, işlevselliği, yaptığı iş, çalışma koşulları ve çalışma hayatını sürdürebilme kapasitesi bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bizim önerimiz; Dünya Sağlık Örgütü’nün ICF yaklaşımındaki işlevsellik anlayışını dikkate alan, kişiyi ve gerçek çalışma koşullarını merkeze koyan, objektif, şeffaf ve öngörülebilir bir değerlendirme sisteminin kurulmasıdır.” ifadelerini kullandı.


ARŞİV