Kadıköy Kent Konseyi Kadın Meclisi ile Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Kadıköy Şubesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM) bir panel düzenledi. “Eşitlik Bir Lütuf Değil Haktır” başlığıyla gerçekleştirilen panele insan ve kadın hakları aktivisti Hülya Gülbahar ile Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi Başak Ovacık konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise Suna Schulz üstlendi.
Panelin açılışında söz alan Kadıköy Kent Konseyi Başkanı Mahmut Tanyol, “1857 yılında Amerika’da yaşanan bir kıvılcım ve sonrası dünyadaki insanların eşit olması için çaba göstermemizi ve bunun için mücadele etmemizi ön safa çıkarmıştır. Tabi ki bizim liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1934 yılında İsviçre ve Fransa gibi dünyanın birçok ülkesinde seçme ve seçilme hakkı yokken, Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermiştir.” dedi.
OYUNCAKLARIN VE MESLEKLERİN CİNSİYETİ YOKTUR
Başak Ovacık, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca normatif bir hak talebi olmadığını belirterek, “Toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca bir hak meselesi değil; aynı zamanda ekonomik kalkınma, kurumsal performans ve demokratik kalite açısından da ölçülebilir sonuçları olan yapısal bir mesele.” dedi. Toplumsal cinsiyetin sosyal bir kavram olduğuna dikkat çeken Ovacık, “Toplumun bizden beklentileriyle ilgili bir durumdan söz ediyoruz. Eğer kadınsanız toplum sizden anne olmanızı, evi çekip çevirmenizi, çocuklara ve yaşlılara bakmanızı bekliyor. Bu kavram toplumdan topluma değişiyor; nasıl biyolojik cinsiyet demografik bir kavramsa, toplumsal cinsiyet de sosyal bir kavram ve ülkeden ülkeye, hatta yüzyıldan yüzyıla değişebiliyor.” diye konuştu. Kalıp yargıların ve algıda seçiciliğin çok erken yaşlarda başladığını vurgulayan Ovacık, “Daha anaokulu seviyesinde cinsiyet yanlılığı ortaya çıkıyor. Oyuncak mağazalarına girdiğimizde bir tarafta mavi duvarlarda ‘erkek oyuncakları’ olarak kamyon, uçak, puzzle gibi ürünler; diğer tarafta pembe duvarlarda bebekler, prensesler ve tütüler görüyoruz. Çocukları bu şekilde kodlamaya başlıyoruz.” dedi. Masalların ve kültürel anlatıların da bu kalıpları pekiştirdiğini ifade eden Ovacık, “Çocuklara Külkedisi, Pamuk Prenses gibi hikâyeler anlatıyoruz; beyaz atlı bir prensin gelip kurtaracağı kırılgan bir karakter yaratıyoruz. Bu rolleri oyuncaklardan, masallardan ve kitaplardan başlayarak öğretiyoruz. Oysa oyuncakların da mesleklerin de cinsiyeti yoktur.” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE 135’İNCİ SIRADA
Ovacık, Davos Ekonomik Zirvesi kapsamında hazırlanan küresel toplumsal cinsiyet eşitliği verilerine de değinerek Türkiye’nin sıralamasına dikkat çekti. “Ülkeler eğitim, ekonomik katılım, sağlık ve siyasal güçlenme gibi alanlarda değerlendirildiğinde Türkiye 2025 yılı itibarıyla 148 ülke arasında 135’inci sırada yer alıyor. Bir yıl önce ise Türkiye 127’nci sıradaydı.” dedi. Türkiye İstatistik Kurumu ve UN Women’ın 2025 yılı araştırmalarından örnekler paylaşan Ovacık, kadınların iş gücüne katılım oranının birçok ülkede erkeklerin gerisinde olduğunu belirterek, “Türkiye’de 15 yaş üstü kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 35,8. Kadın ve erkek ücretleri arasında da ciddi bir eşitsizlik var; uluslararası çalışma verileri, kadınların ortalama kazançlarının erkeklerden daha düşük olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı. Üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarında kadın oranının yüzde 26,6 olduğunu söyleyen Ovacık, akademide de benzer bir tablo bulunduğunu dile getirdi. “Türkiye’de 209 üniversite var ancak bunların yalnızca 15-16’sı kadın rektör tarafından yönetiliyor. Bu da kadın rektör oranının yaklaşık yüzde 3 olduğunu gösteriyor.” diye konuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki temsile de dikkat çeken Ovacık, “Bugün Meclis’te 600 milletvekili bulunuyor ve bunların yalnızca yüzde 19,9’u kadın. Kabinede ise yalnızca bir kadın bakan var. Yerel yönetimlere baktığımızda il ve ilçe belediyeleri, meclis üyelikleri ve muhtarlıklarda kadın oranı yaklaşık yüzde 3 seviyesinde.” şeklinde konuştu.

KADIN BAŞINA GÜNLÜK 51 KURUŞ
2026 yılı bütçesinde kadınların güçlendirilmesi için ayrılan payın, kadın başına günlük 51 kuruş olduğunu söyleyen Hülya Gülbahar, “Dolayısıyla kadınları toplum içinde güçlendiremiyorsunuz. Tabi ki kadına karşı şiddeti de önleyemiyorsunuz.” dedi. Aile yılında, aileye ayrılan bütçenin, kadına ayrılan bütçenin üç katı olduğunu kaydeden Gülbahar, “Fazla ama o ayırdığı da para değil. Her şeyimiz ideolojik propaganda üzerine kurulu.” şeklinde konuştu.
Gülbahar, kadınların tarih boyunca baskıya karşı mücadele ettiğini vurgulayarak, “Baskının olduğu her yerde direniş vardır. Kadınları baskı altına almaya çalışan herkese karşı dünyanın her yerinde, tarihin her döneminde kadınlar direnmiştir. Kadına yönelik şiddet de bu mücadelenin bastırılmaya çalışıldığı süreçlerden doğar.” dedi. Osmanlı döneminde de kadınların güçlü bir mücadele geleneği olduğunu hatırlatan Gülbahar, “Kadınlar çok ciddi mücadele etti, çok ciddi bir mücadele geleneği var. Kadınların mücadele geleneği doğru önderlikle buluştuğunda aynen cumhuriyet reformları gibi büyük reformlar olur. Türkiye’de de yapmamamız gereken şey o doğru önderlikle, doğru mücadeleyi buluşturmak. Bunu yaptığımız anda birçok sorunu çözebiliriz.” ifadelerini kullandı.
MEDENİ YASA
Medeni Yasa’nın laikliğin temel dayanaklarından biri olduğunu vurgulayan Gülbahar, “Laik bir toplumsal yaşamın temelini Medeni Yasa oluşturur. Kadın ya da erkek fark etmeksizin eşit yurttaşlığın güvencesi; doğumdan miras haklarına kadar yaşamın her alanını düzenleyen Medeni Yasa’dır.” dedi. Medeni Yasa’nın eşit yurttaşlık ve laiklik ile doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Gülbahar, “Halkın, halkla ilgili kanunlarını yine halk yapar; beğenmezse değiştirir. 1926 Medeni Kanunu en medeni ülkelerden biri olan İsviçre’den çevrilmişti ancak ‘ailenin reisi erkektir’ diyordu. Kadınlar buna itiraz etti ve bu madde 2002 yılında değiştirildi.” ifadelerini kullandı. Laik kanunların dokunulmaz dogmalar olmadığını kaydeden Gülbahar, “Ama siz dini kuralları bir toplumsal yaşam biçimi haline getirirseniz tartışamayız bile, değiştiremeyiz. O yüzden Medeni Yasa’nın kadın erkek herkes için en önemli yanlarından biri yasa yapma yetkisi. Kendi hayatına geleceğine sahip çıkma yetisini tanımaktır.” ifadelerine yer verdi.