Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre dünya genelinde yaklaşık her sekiz kişiden biri ruhsal bozuklukla yaşıyor. Küresel ölçekte ruh sağlığı hizmetlerine erişimde ciddi eşitsizlikler sürerken, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde psikolojik desteğe ihtiyacı olan bireylerin büyük bölümü gerekli tedaviye ulaşamıyor. Türkiye’de ise Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) teorik olarak uzman desteğine erişimi kolaylaştırsa da psikiyatrist sayısındaki yetersizlik, artan talep ve uzun bekleme süreleri ruh sağlığı hizmetlerine fiili erişimi zorlaştırıyor. Ruh sağlığı alanındaki bu yapısal tablo sürerken, yapay zekâ destekli dijital araçlar özellikle gençler arasında duygusal destek, kaygı yönetimi ve psikolojik destek arayışında giderek daha görünür hale geliyor. Peki bu durum olumlu bir gelişme mi yoksa risk mi?
Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Eğitim Sekreteri Dr. Öğretim Üyesi Şahabettin Çetin’e göre yapay zekânın ruh sağlığı alanındaki yükselişi yalnızca teknolojik bir gelişme değil aynı zamanda kamusal hizmetlerdeki yetersizlikler, ekonomik baskılar ve gençlerin artan sosyal sorunlarıyla doğrudan bağlantılı.

“DÖRT KİŞİDEN BİRİ KULLANIYOR”
Son dönemde yapılan araştırmalar, özellikle gençlerin duygusal destek, kaygı ve stres yönetimi için yapay zekâ araçlarına yöneldiğini gösteriyor. Türkiye’de gençlerin ruh sağlığı hizmetlerine erişim sorunları düşünüldüğünde benzer bir yönelimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekâ teknolojilerinin günlük yaşamda erişilebilirliğinin hızla artması, elbette dünyayla paralel olarak ülkemizde de görülüyor. Henüz kanıta dayalı kesin sonuçlar elimizde olmasa da çevremizden ve başvuran hastalarımızdan duyduklarımız bunun işaretlerini veriyor. Geçtiğimiz yıl yurt dışında yapılan araştırmalar, genç nüfusta kabaca dört kişiden birinin yapay zekâyı ruhsal destek amacıyla kullandığını gösteriyor. Dil modellerinin gündelik yaşamımızda yayılma hızına bakarsak, bu oranın günümüzde daha da yüksek olduğunu tahmin etmek güç değil.
Elbette bu kullanımın yaşamı kolaylaştıran pek çok yönü var. Ancak ruhsal destek amacıyla yapay zekâ araçlarının kullanımını yalnızca etkileyici bir teknolojik ilerleme olarak değerlendirmek doğru değil. Gençler bugün eğitim, ekonomi, istihdam ve gelecek belirsizliğiyle; kim olduklarına ve yaşamlarına nasıl anlam katacaklarına dair pek çok soruyla karşı karşıya. Buna karşın nitelikli ruh sağlığı desteğine ulaşmak her zaman kolay değil. Kamusal hizmetler yoğun, süreler kısıtlı; özel destek ise oldukça pahalı. İnsanlar yalnızca profesyonel desteğe değil, sosyal yaşama da ekonomik nedenlerle erişmekte zorlanıyor. Yapay zekâ, duygusal yoksunluğu hafifletmenin bir aracı olabilir. Dolayısıyla teknolojinin sunduğu olanakların yanı sıra, kamu sağlığı sisteminin yarattığı erişim sorunlarını da hesaba katmalıyız.
Gençlerin ruh sağlığı desteği arayışında dijital araçlara yönelmesi, sizce mevcut ruh sağlığı politikaları açısından ne anlatıyor?
Bu tablo, ruh sağlığının yalnızca bireysel değil aynı zamanda sosyal, ekonomik ve politik bir mesele olduğunu gösteriyor. Gençlerin yalnızca terapiye değil; güvenli geleceğe, ekonomik istikrara, sosyal destek ağlarına ve adalet duygusuna ihtiyacı var. Bu koşullar sağlanmadığında, dijital araçlar geçici rahatlama sunsa da yapısal sorunları çözemez. Yapay zekâ ücretsiz Mars seyahati sunsa bile, toplumsal güvencesizlik koşullarında gerçek bir ruh sağlığı çözümü yaratamaz.

ROBOT MU İNSAN MI?
-Yapay zekânın hızlı ve düşük maliyetli bir destek sunması, Türkiye’de terapiye erişimde ekonomik veya toplumsal engeller yaşayan bireyler için nasıl bir rol oynayabilir?
İlk bakışta bu, dezavantajlı gruplar için olumlu bir seçenek gibi görünebilir. Sıkıntısını hiçbir şekilde başka bir insana anlatamayan biri için, bunu bir robota dahi olsa yazmak başlangıç olabilir. Ancak bir insan klinisyenle yapılan görüşmede yalnızca sözcükler değil; tonlama, duygusal aktarım, sessizlikler ve ilişkinin kendisi de değerlendirilir. İnsan derdini başka bir insana açtığında, anlaşılma ve zihinde yer edinme duygusu başlı başına iyileştirici olabilir. Bunu, sözlerinin sorumluluğunu taşımayan bir robot sağlayamaz.
Erişim güçlüğü yaşayan bireylerin, sınırlı ve yanıltıcı olabilecek bir destek modeliyle oyalanma riski de var. Bu durum toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizliği daha da görünür hale getirebilir. Yapmamız gereken şey, yapay zekâyı toplum sağlığını gözeten bir perspektifle kamusal ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştıran bir araç haline getirmek. Dünya Sağlık Örgütü de kısa süre önce yaptığı çalıştayda, yapay zekânın benimsenme hızının, onun ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlama kapasitemizin önüne geçtiğini vurgulayarak düzenleme çağrısında bulundu. Ayrıca “mahremiyet” konusu da oldukça tartışmalı; büyük dil modellerinin veri yapısı düşünüldüğünde, paylaşılan bilgilerin ne ölçüde gizli kaldığı ciddi bir soru işareti.
-Araştırmalar, bazı kullanıcıların yapay zekâyı kişisel destek aracı gibi gördüğünü; ancak yanıtların zaman zaman yüzeysel kalabildiğini da ortaya koyuyor.
Ruhsal sıkıntılar, kişisel destek ihtiyacının yalnızca bir boyutu. Yapay zekâ birçok alanda yüzeysel ama pratik çözümler sunabiliyor. Ancak ruh sağlığı alanındaki en büyük sınırlılığı da bu yüzeysellik. Kısa süreli rahatlatıcı öneriler ya da zihinsel karmaşayı azaltıcı yönlendirmeler sağlayabilir. Bunu doğrudan bazı hastalarımızdan da gözlemliyoruz. Ancak burada temel sorun, verilen desteğin sorumluluk taşımamasıdır. Bir terapist, hekim ya da arkadaş tavsiye verirken belirli bir etik ve insani sorumluluk üstlenir. Yapay zekâ ise böyle bir sorumluluğa sahip değil. Dolayısıyla fırsat sunduğu kadar, yanlış yönlendirme ve derin sorunların yüzeysel çözümlerle geçiştirilmesi gibi ciddi riskler de taşıyor.

“KRİTİK BİR ALAN”
-Ruh sağlığı profesyonellerinin yapay zekâyı raporlama, araştırma ve idari iş yükünü azaltmak için kullandığı görülüyor. Türkiye’de uzmanlar açısından bu teknoloji sizce daha çok hangi alanlarda etkili olabilir?
Yapay zekâ, klinik ve akademik pratikleri hızlandıran önemli bir araç olabilir. Raporlama, veri analizi, araştırma süreçleri ve idari yüklerin azaltılmasında ciddi katkılar sunabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel mesele mahremiyettir. Bir uzmanın vaka öyküsünü ya da danışan bilgilerini yapay zekâ sistemlerine aktarması önemli etik sorunlar doğurabilir.Bununla birlikte, insan denetimi korunmak şartıyla toplum tabanlı araştırmalar, veri derleme, çok merkezli çalışmaların koordinasyonu ve bilimsel raporlamada oldukça yararlı olabilir.
-Dünya Sağlık Örgütü, ruh sağlığı amaçlı yapay zeka sistemlerinde etik, güvenlik ve regülasyon eksikliğine dikkat çekiyor. Türkiye’de bu alanda nasıl bir yasal ve kurumsal hazırlığa ihtiyaç var?
Türkiye’de yapay zekâ düzenlemelerinden önce daha temel bir ihtiyaç bulunuyor: kapsamlı bir ruh sağlığı yasası. Halihazırda ruhsal destek alanında bilim dışı, sahte ya da yetkin olmayan birçok kişi hizmet sunduğunu iddia ediyor. Bu yalnızca ekonomik değil, ciddi psikolojik zararlar da doğurabiliyor. Toplum ruh sağlığı ne yalnızca dijital algoritmalara ne de serbest piyasa koşullarına bırakılabilecek kadar kritik bir alan. Bu nedenle güçlü etik standartlar, kamusal denetim, mesleki yeterlilik ve dijital sistemlere yönelik açık yasal çerçeveler oluşturulmalı.
-Yapay zekâ destekli ruh sağlığı araçları erişimi artırma potansiyeli taşıyor. Ancak insan temasının azalması da tartışılıyor.
Yapay zekâ, insan temasının yerine geçmeye başladığında sınırların net biçimde çizilmesi gerekiyor. Ruhsal destek; yalnızca tavsiye vermek, semptom sıralamak ya da ilaç önermek değildir. Gerçek iyileşme çoğu zaman görülmek, duyulmak ve ilişki içinde anlaşılmakla mümkündür. Bu nedenle yapay zekâ, insan desteğine ulaşmayı kolaylaştıran destekleyici bir araç olabilir; ancak onun yerini alan bir sistem olmamalı.Doğru tasarlandığında hibrit modeller oldukça yararlı olabilir. Yapay zekâ; risk durumlarını saptama, psiko-eğitim sağlama, ilaç takibi, semptom izleme ve başvuru süreçlerinde kolaylaştırıcı rol oynayabilir.