Türkiye’nin ilk ve en büyük çiftlik hayvanlarını koruma, barındırma ve rehabilitasyon çiftliği Angels Farm Sanctuary Turkey, 36 yıldır binlerce hayvana ev sahipliği yapıyor. Çiftlikte engelli, yaşlı, bakıma muhtaç çiftlik hayvanları, pet grubu hayvanlar, egzotik ve yaban hayvanları olmak üzere 165 ayrı tür bulunuyor. Arazi, geçtiğimiz yıl satışa çıkarılarak kapatılma riskiyle karşı karşıya bırakıldı. Angels Farm Sanctuary, Türkiye çapında kitlesel bir dayanışma örneği göstererek araziyi satın almak için gereken miktarı topladı. 8 Şubat’ta Kadıköy Sanat Merkezi’nde de Angels Farm Sanctuary için dayanışma kermesi düzenlenmişti. Fakat Türkiye genelinde hayvan koruma alanlarının çoğu benzer tehditlerle karşı karşıya.
Yaşatacağız Platformu’ndan Gizem Gültakan Sönmez, Türkiye’de hayvanların yaşam hakkının sistematik biçimde güvencesiz bırakıldığını belirterek, “İnsanlar Angels Farm gibi sığınakları sahiplenmeli ve seslerini yükseltmeli. Sosyal medyada konuyu görünür kılmak, dayanışmayı büyütmek ve gönüllü olmak hayati önem taşıyor” dedi.

“ARSA DEĞİL YAŞAM ALANI”
Angels Farm Sanctuary’nin satışa çıkarılması konusunu değerlendiren Sönmez, “Angels Farm gibi, koyundan keçiye; fareden farklı kuş türlerine kadar bu denli çeşitli canlıya ev sahipliği yapan yaşam alanı çok az. Öte yandan burası, Türkiye’de hayvanların yaşam hakkının nasıl sistematik biçimde güvencesiz bırakıldığının da somut bir örneği. Barınaklar dolu, koşullar içler acısı, hayvanları yaşatmak çoğu zaman gönüllülerin omuzlarında. Devletin ve yerel yönetimlerin sorumluluk almadığı bir düzende, sokakta kendi halinde yaşayan hayvanlar bile hedef alınırken, onları koruyan yerlerin ekonomik olarak sürdürülemez hale gelmesi kaçınılmaz oluyor. Angels Farm’da 165 türden binlerce hayvan yaşıyor. Bunların büyük bölümü engelli, yaşlı ya da travmalı. Çoğu, çiftliklerden ve insan sömürüsünden kurtarılmış hayvanlar. Bu arazi sadece bir arsa değil; hayvanların güvende olduğu, iyileştiği ve hayatta kalabildiği bir yaşam alanı. Bu nedenle arazinin hayvanlar için korunması ve çiftliğin faaliyetlerine devam edebilmesi hayatiydi. Yaşam hakkı savunucuları olarak elimizden geleni yaptık ve bunu başardık: Angels Farm, içinde yaşayan binlerce hayvanla birlikte artık güvende.” dedi.

“YASALAR YAŞAM ALANLARINI KORUMUYOR”
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun hayvanların yaşam hakkını güvence altına almakta yetersiz kaldığını savunan Sönmez, “5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanların yaşam ve özgürlük haklarını güvence altına almak yerine, çoğu zaman onları ortadan kaldırmaya zemin hazırlıyor. Sokakta yaşayan hayvanların toplanıp barınaklara kapatılması bu yaklaşımın en somut örneği. Barınaklarda ise ötenazi adı altında yüksek doz ilaçlarla ya da aç-susuz bırakma, şiddet gibi yöntemlerle öldürme vakaları yaşanabiliyor. Diğer türler açısından tablo daha da ağır. Hayvanlar gıda, tekstil gibi sektörlerde kaynak olarak görülüyor ve bunu önleyecek etkili bir düzenleme bulunmuyor. Hayvanların fiziksel ve psikolojik acı çekebilen canlılar olduğunu kabul eden, yaşam haklarını esas alan bir yasa ise hala yok. Mevcut yasalarda hayvanlar hala mal statüsünde değerlendirildiği için, bir arazi satıldığında orada yaşayan hayvanların geleceği büyük ölçüde belirsiz kalıyor. Bu satış gerçekleşseydi hayvanların üretici eline düşmesi, barınaklara, hayvanat bahçelerine gönderilmeleri söz konusu olabilirdi. Bu da çoğu hayvan için fiilen ölüm anlamına gelirdi. Kısacası hayvanlar hukuken değil, vicdanen korunuyor. Yaşam hakkı vicdana bırakılmamalı, hukuk ile korunmalı.” ifadelerini kullandı.

RANT VE İMAR BASKISI
Hayvan hakları savunucularına göre yalnızca özel mülkiyet değil, imar planları ve kentsel dönüşüm projeleri de yaşam alanlarını tehdit ediyor. Sönmez, rant baskısının arttığı bölgelerde önce hayvanların görünmez kılındığını, ardından alanın farklı projelere açıldığını ifade ederek şunları söyledi: "Kentsel dönüşüm ya da mega projelerin gündeme geldiği bölgelerde önce hayvanlar görünmez kılınıyor, toplanıyor, yerinden ediliyor ya da yok ediliyor. Rant devreye girdiğinde, ekosistemle birlikte hayvanların yaşam hakkı da kolayca göz ardı ediliyor. Angels Farm gibi risk altındaki yerler ise ne yazık ki az değil. Türkiye genelinde hayvan koruma alanlarının çoğu benzer tehditlerle karşı karşıya. Yüksek aylık masraflar, hukuki güvencesizlik ve artan baskılar bu alanların sürdürülebilirliğini zayıflatıyor, pek çoğu kamuoyunun gündemine bile gelemeden kapanma riskiyle karşı karşıya kalıyor.”

“HAYVANLAR BU ÜLKENİN KURBANLARI”
Hayvanların yaşam alanlarını koruma konusunda herkesin sorumluluk alması gerektiğinin altını çizen Sönmez, “İnsanlar Angels Farm gibi sığınakları sahiplenmeli ve seslerini yükseltmeli. Sosyal medyada konuyu görünür kılmak, dayanışmayı büyütmek ve gönüllü olmak hayati önem taşıyor. Ama mesele yalnızca bir sığınak meselesi değil; sorun sistemin kendisi. Örneğin okulların çocukları hayvanat bahçelerine götürmesi eğitim diye sunuluyor. Oysa bir canlının hapsedildiği yerde eğitim olmaz. Çocukların hayvanat bahçelerine, yunus parklarına götürülmesine izin verilmemeli; hayvan satışı ve üretimi yapan yerlerin kapatılması için ilgili kurumlara şikayet ve başvurular yapılmalı. Hayvanlar bu ülkedeki krizlerin nedeni değil, kurbanlarıdır. Onları yok ederek hiçbir sorun çözülmez. Angels Farm meselesi bir alarmdır. Her canlının sadece yaşama değil, huzur ve güven içinde yaşama hakkı da vardır. Biz yaşam hakkı savunucuları mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz; hayvanlar güvende olana kadar her alanda dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.” dedi.