İstanbul Tabip Odası’nın, 14 Mart Tıp Bayramı öncesinde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunları duyurmak ve taleplerini dile getirmek amacıyla her yıl düzenlediği “Beyaz Yürüyüş” 7 Mart Cumartesi günü gerçekleştirildi. “Özlük haklarımız ve iyi hekimlik değerlerini savunmak için yürüyoruz. Birlikte güçlüyüz” çağrısı ile bir araya gelen hekimler ve sağlık çalışanları, sloganları, taşıdıkları dövizleri ve pankartları ile haklarını ve taleplerini yüksek sesle dile getirdi. Çevredeki vatandaşların da destek verdiği yürüyüş, Kadıköy İskele Meydanı’nda sonlandı. Basın açıklaması öncesi İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ile Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi İkinci Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip birer konuşma yaptı.

“SAVAŞ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”
14 Mart 1919'da Haydarpaşa'daki Tıbbiye Mektebi öğrencilerinin modern tıp eğitimine geçilmesi için bir araya geldiğini yürüyüş düzenlediğini söyleyen İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu şöyle devam etti: “O günlerde işgal altındaki İstanbul'da Milli Mücadele’nin ateşlerinden birini yaktılar. İşgale karşı bir ses oldular.Bölgemiz ateş ve savaş tehdidi altında. Gazze'de, Kuzey Suriye'de ve şimdi de İran'a karşı Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından yapılan saldırıyı görüyoruz. Sağlık kuruluşları, okullar, siviller hedef altında. Oysa çok yakın zamanda Gazze'de on binlerce insan, on binlerce çocuk yaşamını kaybetti. Bu emperyalist güçlerin savaşa harcadığı bütçeyle bütün çocukların yaşamı sağlanabilirdi, bütün hastalar şifaya kavuşabilirdi. Ancak görüyoruz ki savaş bir halk sağlığı sorunu olarak daha büyük yıkımlara neden oluyor. Bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Bugün bunu en derinde yaşayan İran halkıyla da dayanışma duygularımızı buradan iletmek istiyorum. Biz hekimler sağlıkla ilgili yaşadığımız sorunları dile getirirken aynı zamanda halkımızın yaşadıklarını ve dünya halklarının yaşadıklarına da kayıtsız kalamayız. Çünkü çevremizde yaşananlar bizi ve tüm insanlığı ilgilendiriyor. İnsanlığı yok etmeye niyetli görünen emperyalist siyonist saldırılara karşı bölge haklarına dayanışma duygularımı iletiyorum.”

“SESİMİZİ YÜKSELTMEYE VE MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Prof. Dr. Pınar Saip de şunları dile getirdi: “14 Mart Tıp Bayramı tarihte önemli bir gün. 14 Mart, hekimlerin sorunlarının ülkenin ve dünyanın sorunlarıyla aynı olduğunun anlatıldığı, işgale karşı direnişin başlatıldığı bir gündür. Maalesef bugün emperyal ülkeler, mazlum halkların topraklarını ve kaynaklarını gasbediyor. Savaşın olduğu yerde sağlığın olamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Aynı zamanda ülkemizde maalesef demokrasi de yoktur ve demokrasinin olmadığı yerde sağlığın da olmadığını hepimiz biliyoruz. Kayyum ve tek adam rejimiyle yönetilen, hekimlerin kendi meslekleri üzerinde söz hakkının olmadığı bir ülkede artık hekimlik yapmamız mümkün değil. İyi hekimlik değerlerimiz gün geçtikçe aşınıyor. Biz daha iyi koşullarda, demokratik bir ülkede, barış ve adalet içinde hekimlik yapmak istiyoruz. Yaşamak, yaşatmak istiyoruz.” Prof Dr. Saip, yürüyüşün amacını şöyle özetledi: “Sağlığın ticarileşmesine karşı çıkmak, sağlık hizmetinin insan onuruna uygun koşullarda verilmesini sağlamak, iş ve can güvencesi, mesleki bağımsızlık, akademide liyakat ve bilimsel özerklik, bilim dışı yöntemlere ve şarlatanlara karşı çıkmak, performans sisteminin sağlığa zararlı olduğunu haykırmak, sağlık çalışanlarının güvenceli çalışma hakkı ve emeklilikte insanca yaşayacak ücret talebi, eşit, ücretsiz, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerine erişim için buradayız.” Saip, “14 Mart'ta da bu talepleri yükseltmek için Ankara'da olacaklarını söyledi.

“SAĞLIK 5 DAKİKAYA SIĞMAZ”
Prof. Dr. Küçükosmanoğlu ile Prof. Dr. Saip’in konuşmalarının ardından İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ertuğrul Oruç basın açıklamasını okudu. Oruç, “Bu yürüyüş yalnızca mesleki taleplerimizi dile getirdiğimiz bir eylem değil, aynı zamanda sağlık hizmetinin kamusal niteliğini, iyi hekimlik değerlerini ve toplumun sağlık hakkını savunduğumuzu kamuoyuna bir kez daha hatırlattığımız bir eylemdir. Sağlığın giderek daha fazla piyasa ilişkileri içinde şekillendiği, sağlık çalışanlarının artan iş yükü ve güvencesizlik koşulları altında çalışmak zorunda bırakıldığı, sağlık hizmetine erişimde ciddi sorunların yaşandığı çöken bir sağlık sistemiyle karşı karşıyayız. Bu çöküşün temel nedeni Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’dır. Toplumun ihtiyaçlarına göre planlanan kamusal bir hizmet olması gereken sağlık sistemi; performans baskısı, gelir hedefleri ve ticari mantıkla yönetilen bir alana dönüştürüldü. Sağlık kurumları işletme mantığıyla yönetilir hale geldi, niteliğin yerini hız ve sayısal göstergeler aldı. İktidar çözümü muayene sürelerini kısaltmakta, çalışma sürelerini ise uzatmakta arıyor. Hastaya ayrılan sürenin beş dakikaya, hatta daha kısa zamana indirildiği bir sistemde ne nitelikli bir sağlık hizmetinden ne de iyi hekimlikten söz edilebilir. Sağlık 5 dakikaya sığmaz.” diye konuştu.

“SAĞLIK GİDEREK TİCARİLEŞİYOR”
“Birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmek yerine aile hekimlerini cezalandıran ‘Eziyet Yönetmeliği’ bu anlayışın son örneklerinden biridir.” diyen Dr. Ertuğrul Oruç, “Aile hekimliği sistemi giderek artan bürokratik baskı, performans dayatmaları ve yaptırımlarla yönetilmektedir. Bizim ve pek çok sağlık örgütünün ‘Eziyet Yönetmeliği’ olarak adlandırdığı bu düzenleme, aile hekimlerini ve aile sağlığı emekçilerini mesleklerini yapamaz hale getiren yeni yükümlülükler dayatmaktadır. Bu anlayış kabul edilemez. Bu politikalar toplumun sağlık hakkını da görmezden gelmektedir. Koruyucu sağlık hizmetleri zayıflamış, sağlık hizmetine erişimde eşitsizlikler artmış, sağlık alanı giderek daha fazla ticarileşmiştir. Kamu kaynakları özel sağlık sektörünün büyümesi için kullanılmış, sağlık alanı sermaye için kârlı bir yatırım alanına dönüştürülmüştür. Sağlık haktır, satılamaz. Bu süreçte sağlık çalışanları düşük ücret, güvencesizlik, ağır iş yükü ve artan şiddet ortamı altında çalışmaya mahkûm edilmiştir. Mesleki bağımsızlık daralmış, iyi hekimlik değerleri aşındırılmıştır.” şeklinde konuştu.

Serbest çalışma hakkının sürekli değişen yeni yasa veya yönetmeliklerle daha da kısıtlandığını, serbest çalışan hekimlerin hastane patronlarına teslim olması dışında bir seçenek bırakılmadığını da belirten Dr. Oruç, pek çok hekim, özellikle genç hekimlerin tükenmişlik yaşadığını ve yurt dışına göçün giderek yaygınlaştığını söyledi ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu tablo yalnızca hekimler için değil toplumun geleceği açısından da ciddi bir uyarıdır. Bizler çok şey istemiyoruz. Nitelikli tıp eğitiminin sağlandığı, mesleki bağımsızlığın güvence altına alındığı, özlük haklarının iyileştirildiği, emeklilik döneminde insanca yaşam koşullarının güvence altına alındığı, vergide adaletin sağlandığı,şiddetin olmadığı ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulduğu bir sağlık ortamı istiyoruz. Hekimlerin hastalarına yeterli zamanı ayırabildiği, bilimsel tıp uygulamalarının esas alındığı ve sağlık hizmetinin piyasa baskısından kurtarıldığı bir sistem talep ediyoruz.”

“SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI’NDAN VAZGEÇİLMELİ”
Sağlık hizmetinin piyasanın değil kamusal sorumluluğun konusu olması gerektiğine vurgu yapan Oruç, “Sağlık çalışanlarının ve toplumun ihtiyaçlarını değil, sermayenin çıkarlarını önceleyen Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçilmelidir. İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızla birlikte iyi hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunmaya, hekimliğin değersizleştirilmesine, sağlığın piyasalaştırılmasına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Birlikte mücadele edersek kazanırız.Çünkü biliyoruz ki başka bir sağlık sistemi, başka bir hekimlik ortamı mümkün.” dedi.