Eğitim Sen, 2025-2026 eğitim öğretim yılının sonunda hazırladığı “Okulda Şiddet ve Güvenli Eğitim Raporu”nu kamuoyuyla paylaştı. Raporda, Türkiye’de son dönemde eğitim emekçilerinin hayatına mal olan saldırıların okul güvenliği sorununun artık ertelenemez bir boyuta ulaştığını gösterdiği belirtilirken, okulların yalnızca öğrenciler için değil, öğretmenler ve tüm eğitim emekçileri için de güvenli alanlar olmaktan uzaklaştığının acı biçimde ortaya çıktığı vurgulandı.
Eğitim Sen, yayımladığı raporda uluslararası kurum ve kuruluşlar ile Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) verilerine de yer verdi. Raporda, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 verilerine göre Türkiye’de 15 yaş grubundaki öğrencilerin yüzde 26,6’sının ayda en az birkaç kez zorbalık içeren davranışlardan birine maruz kaldığı belirtildi. OECD ortalamasının yüzde 20,1 olduğuna dikkat çekilen raporda, Türkiye’deki zorbalığa maruz kalma oranının OECD ortalamasının üzerinde olduğu ve bu oranın 2018’e göre 5,8 puan arttığı kaydedildi. Raporda, TIMSS 2023 sonuçlarına göre ise Türkiye’de 4. sınıf öğrencilerinin yüzde 16’sının haftada yaklaşık bir kez zorbalığa maruz kaldığını bildirdiği, “neredeyse hiç zorbalığa uğramadığını” söyleyen öğrencilerin oranının ise yüzde 43 olduğu aktarıldı.
ÖZEL GEREKSİNİMLİ ÇOCUKLARIN RİSKİ YÜKSEK
Raporda, Türkiye İstatistik Kurumu ve UNICEF tarafından yayımlanan “Türkiye’deki Çocuklar 2024” çalışmasına da yer verildi. Çalışmada, 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,8’inin birden fazla kez akran zorbalığına maruz kaldığı, yaklaşık her yedi çocuktan birinin ise tekrar eden zorbalık davranışlarıyla karşılaştığı belirtildi. Özel gereksinimli çocukların akran zorbalığına maruz kalma riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekilen raporda, güvenli okul politikalarının engelli çocukları ve dezavantajlı grupları merkeze alan kapsayıcı bir yaklaşımla oluşturulmasının zorunlu olduğu vurgulandı.
SİBER ZORBALIK
Sendikanın raporunda, MEB’in 2025 yılında lise öğrencileri arasında yürüttüğü “Şiddet Algısı Araştırması” yer verildi. Raporda, araştırmanın şiddetin dijital ortamlarda yoğunlaştığını ortaya koyduğu belirtildi. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 37,1’i şiddet olaylarının en yaygın görüldüğü alan olarak dijital ortamı gösterirken, yüzde 92,3’ü özel bilgi veya fotoğrafların internet ortamında paylaşılmasıyla tehdit edilmeyi şiddet olarak tanımladı. Eğitim Sen, söz konusu bulguların siber zorbalığın okul duvarlarını aşarak öğrencilerin evine, telefonuna ve gündelik yaşamına yayılan kesintisiz bir baskı biçimine dönüştüğünü gösterdiğinin altını çizdi.
ÖĞRETMENE VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNE YÖNELİK ŞİDDET
Eğitim Sen, öğretmeni hedef haline getiren dil, itibarsızlaştırıcı uygulamalar, CİMER ve benzeri mekanizmaların baskı aracına dönüşmesi, angarya görevler, güvencesiz istihdam biçimleri ve ekonomik hak kayıplarının okul içindeki pedagojik otoriteyi zayıflatarak yalnızca öğretmeni değil, öğrencinin eğitim hakkını da olumsuz etkilediğini vurguladı. Sendika, eğitim emekçilerine yönelik şiddetin önlenmesi için düzenli ve şeffaf ulusal veri tutulması gerektiğini belirterek, fiziksel saldırılar, tehdit, hakaret, dijital linç, mobbing ve okul çevresinden kaynaklanan risklerin ayrı ayrı izlenmesini istedi. Raporda ayrıca, Bakanlık, sendikalar, okul yönetimleri, veliler ve yerel yönetimler arasında şiddeti önlemeye yönelik kalıcı mekanizmaların kurulması gerektiği ifade edildi.
OKULDA ŞİDDET ÖNLEYİCİ PALİTİKALAR
Eğitim Sen’in “Okulda Şiddeti Önlemek İçin Temel Politika Önerileri” başlıklı 16 maddelik öneri paketinde şu başlıklar öne çıktı:
• Sınav ve rekabet odaklı eğitim sistemi terk edilmeli; öğrencilerin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını esas alan bütünlüklü bir eğitim modeli kurulmalıdır.
• Sınıf mevcutları 20-25 kişiye düşürülmeli; her öğrencinin öğretmen tarafından görüldüğü ve desteklendiği pedagojik bir güvenlik eşiği oluşturulmalıdır.
• İkili öğretim, kalıcı yaz saati uygulaması ve fiziki yetersizlikler sona erdirilmeli; eğitim süreçleri çocuğun biyolojik ritmine, gün ışığına ve gelişimsel ihtiyaçlarına uygun planlanmalıdır.
• Tüm öğrencilere günde en az bir öğün ücretsiz ve nitelikli yemek ile temiz içme suyu sağlanmalıdır.
• Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalı; kadrolar öğrenci sayısına ek olarak yerel risk analizlerine göre belirlenmelidir.
• Okul güvenliği pedagojik ilkeler doğrultusunda sağlanmalı; öğrencileri kuşatan ve okulları güvenlikçi mekânlara dönüştüren uygulamalardan kaçınılmalıdır.
• Veliler; öfke yönetimi, bilinçli ebeveynlik ve çocuk hakları konularında sürekli eğitim süreçlerine dahil edilmelidir.
• Bireysel silahlanmayı sınırlandıracak yasal ve idari düzenlemeler derhal hayata geçirilmeli; Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenli Okullar Bildirgesi’ni imzalamalı ve uygulamalıdır.