Farklı zaman dilimlerinde ücretli-ücretsiz kadın emeğinin kısa bir dökümünü veren Kadınİşçi dergisinin hazırladığı Kadın Emeği Almanağı toplantısı, 21 Şubat Cumartesi günü Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Aynı yerde açılan Kadın Emeği Almanağı Sergisi ise 21–27 Şubat tarihleri arasında, her gün 10.00–22.00 saatleri arasında ziyarete açık.
Kadın İşçi Dayanışma Derneği tarafından hazırlanan almanak, klasik bir kronoloji sunmak yerine kadın emeğini gündelik hayatın içinden ele alan feminist bir bellek çalışması olma özelliği taşıyor. Literatür taraması, edebiyat, fotoğraf arşivleri ve sözlü tarihten faydalanılarak hazırlanan almanak, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Osmanlı’da kadın emeğinin görünümüyle başlıyor ve o dönemden 2000’lere kadar geliyor. Toplantıda konuşan Necla Akgökçe ve Feryal Saygılıgil, almanağın hazırlık aşamasını ve kadın emeğinin gündelik hayattaki yerini anlattı.

“KRONOLOJİNİN İÇİNE TEMALARI YERLEŞTİRDİK”
Almanak hakkında konuşan Saygılıgil, “Bu proje hepimizin hayaliydi, kurgulaması da bizim açımızdan önemliydi. Almanak kronolojik ilerliyor. Nasıl yapacağımız konusunda başta kafamız karışıktı. Erkeklerin ya da erkek dünyasının yaptığı ‘hak’ anlatılarından farklı olarak nasıl bir şey kurabiliriz diye düşünüyorduk. Teknolojik imkanlar işimizi kolaylaştırdı ama asıl olarak tematik mi gidelim, kronolojik mi gidelim sorusunu tartışırken bir fikir birliğine vardık, kronolojinin içine temaları yerleştirmeye karar verdik. İkimizin ortak ilgi alanı olarak edebiyat hep yanı başımızdaydı. Edebiyat olmazsa olmazdı çünkü gündelik hayata dair kadın anlatılarına, ipuçlarına çoğu zaman edebiyat kanalıyla ulaşabiliyoruz. Örneğin bir romanda/öyküde ipek fabrikasında çalışan bir kadın işçinin meslek hastalığından yaşamını kaybetmesi anlatılır. Ya da Adana’da fabrika ve fabrika çevresindeki mahalle yaşamını anlatan metinler… Bunları da kullandık.” dedi.
“Osmanlı bölümünü için Zeynep Uçar’ın katkısı bizler için çok önemli” diyen Saygılıgil, “Arşiv malzemeleri ondan geldi. Zaten Osmanlı kadın emeği üzerine çalışmıştı ve elinde daha önce kullanılmamış arşiv belgeleri vardı. Kadınların yazdığı arzuhalleri göreceksiniz, bunlar orijinal belgeler. Örneğin makine kırıcılığı, ücretlerin artırılması talepleri, cinsel taciz meselesinin dile getirilmesi… Elbette kadın emeğine dair geniş bir literatür var. Burada hepsini anmak gerekir. Erkek araştırmacıların da bazı çalışmaları var. Örneğin kadınların fabrikaya geçişten önce ev içini nasıl bir atölye gibi örgütlediklerine dair önemli şeyler söylüyorlar. Ben işe girer girmez Türk-İş dergilerini taratmaya başladım, açıkçası çok yorucuydu. 90’lardan sonra literatürün çok genişlediğini, ama bir yandan da erkeklerin alanı giderek daha fazla kapladığını görüyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

“ORTAK BİR HİKAYEMİZ OLMALI”
Necla Akgökçe, “Genel olarak tarih içinde kadın tarihi, onun içinde de emek tarihi uzun süre feminizmin ana gündemlerinden biri değildi. Biz bir şey yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’de kadınların ücretli/ücretsiz emeğinin, fabrikadaki emeğin, ev içi emeğin, parçalı ve yaygın emeğin bir ortak tarih kurduğunu göstermek istiyoruz. Türkiye’de feminizm çoğu zaman orta sınıfın bilgi/ideoloji alanında yükselmiş bir hareket gibi okunur. Oysa bazı ülkelerde feminist hareketin sol ile ilişkisi daha erken ve güçlü, orada kadın işçi temelli bir damar da var. Türkiye’de de kadınlar en azından 18. yüzyıl sonlarından itibaren fabrikalarda; daha önce de evlerde üretimin parçasıydılar. Biz yaşadığımıza göre onların da yaşadığı bir tarih var; dolayısıyla ortak bir hikayemiz olmalı. Bu konuda akademik çalışmalar var ama akademi dışındaki üretim çok sınırlı. Kadın emeği almanağı hazırlama fikri de Türkiye’de feminist harekete dair bir ihtiyaçtan doğdu. İkinci dalga feminizmin üçlemesinde “emek” önemli bir ayaktır. Biz de beden üzerinden değil, emek üzerinden bir döküm yapalım; bir yılı değil, yüz yılı anlatalım istedik.” şeklinde konuştu
“‘İşçi kadın’ denen gerçekliğe bir biçimde temas etmek gerekir.” diyen Akgökçe şöyle devam etti: “Temel dertlerimizden biri şuydu: Erkek tarihçilerin ‘olay’ diye tanımladığı büyük olaylar var. Kadınlar bu olaylarda elbette yer alıyor; ama kadın deneyimi çoğunlukla görünmez kalıyor. Biz hem büyük olayların içinde kadınların rollerini görünür kılmak istedik, hem de erkeklerin olay saymadığı ama kadınların hayatında olay olan dönüşümleri tarihe kaydetmek istedik. Tarihi sadece erkek işi olaylar üzerinden değil, kadınların gündelik hayatında dönüştürücü olan kırılmalar üzerinden de kurduk.”