Kanal İstanbul’u ‘kanal’sız düşünürsek ne olur?

Kanal İstanbul projesi tartışılmaya devam ediyor. Başlangıç Kolektifi, gazeteci Bahadır Özgür ve Zafer Ülger’in katılımıyla projenin neler getireceğini, risklerini ve mücadele etme yöntemlerini tartışmak için panel yaptı

23 Ocak 2020 - 10:41

Başlangıç Kolektifi, “Kanal İstanbul’a karşı nasıl mücadele etmeliyiz?” başlıklı panel düzenledi. 18 Ocak Cumartesi Kadıköy’deki Sosyal Araştırmalar Vakfı’nda düzenlenen panelde gazeteci Bahadır Özgür ve Zafer Ülger konuşmacıydı.

Panelde ilk sözü alan Bahadır Özgür, konunun siyasi eksende tartışıldığını belirtti ve itirazlardaki bazı risklere dikkat çekti: “Kanal İstanbul neredeyse başkanlık rejimin savunanlarla, parlamenter rejimi savunanlar arasında arenaya dönmüş durumda. Dilekçe verilmesi çok önemli, referandum isteği de katılmasam da siyasi bir hamledir. Ben bu tartışmanın bir risk barındırdığını da düşünüyorum. Çünkü iktidar ve muhalefet arasındaki dar çekişmeye düşüyor Kanal İstanbul. Toplumun tepkisi çok önemli.”

“MEGA KENTTEN EKÜMENOPOLİSE...”

Kanal İstanbul’u ‘kanal’sız düşünmeye çağıran Özgür, proje yapılsın ya da yapılmasın İstanbul’un kuzeyinin uzun zamandır projelerle tahrip edildiğini anlattı: “Kanal İstanbul’u kanalsız olarak düşünürsek ne olur? İki denizi birleştirecek Kanal ertelenirse, değiştirilirse, zamana yayılırsa ne olur? Beklediğimiz siyasi zemin ne hale gelir? Bir kaba harita çizeyim. Mesela 3. köprü, 3. havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu, Airport City projesi var. Karadeniz’de kurulacak yat limanı, Zonguldak’taki milyar Euro’luk projeyi yazalım. İstanbul-Edirne arasındaki hızlı tren projesi var, ihalesi de yapıldı. Sarini diye bir tekel şirket. Bütün bu kaba haritaya, İstanbul’un kuzeyindeki, Trakya’daki tarım arazilerini de ekleyelim. Kanal İstanbul’un içinden kanalı çıkardığınız zaman bu ortaya çıkıyor. Açıkçası bu projenin olmadığını varsayalım saydığım hepsi yapılıyor. Kanal İstanbul’u böyle tarif etmek lazım. İstanbul’u bir mega kentten ekümenopolise çevirecek bir dönüşümden bahsediyoruz. Siyasi bakışın da bu genişlikte olması gerektiğine inanıyorum. Bu projeyi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın inadı olarak görmek bir hata olur bence. Ne proje onunla sınırlı ne de kanal ile ilgili bir tartışma.”

MEGA PROJELER NEDEN GÜNDEMDE?

Gazeteci Bahadır Özgür, mega projelerin önemini, kapitalizm ve kent ilişkisi bağlamında şöyle anlattı: “Mega projeler, sermayenin birikim krizini çözmeye yarayan araçlardır.1990’lardan sonra bu projeler hiç olmadığı kadar hızlandı. Kapitalizmin gelişme aşamasına da denk düşüyor. Teknoloji hızlandı ve hızlı şekilde yapılıyor. Finansallaşma ile mega projeler, ekonomi politikalarının iki yüzü olarak ortaya çıkıyor. Kentlerin kendisi bir metaya dönüştü. Mega projeler bu dönüşümün en uç noktasıydı. 1970’lerde özelleştirmeyle başlayan neoliberal dönüşüm, ardarda krizler vererek bugünkü haline geldi. 1990’larda borsa balonlarının patlamasına tanık oluyorduk. Finans sistemi burada bir krize girerken imdada Çin gibi bir pazar yetişti. 1990-2000 arasında Çin, dünyada üretilen çimentonun üçte ikisini tüketen bir ülke oldu. Sırasıyla tüm ülkeler de buna dâhil oldu. Türkiye’de ise 2009’da yükselme var mega proje furyasında. Geç kalınmışlığın önemli nedeni de 2008 krizidir. İktidarın ve sermayenin önüne bu kriz sayesinde ucuz kredi havuzu açılmış oldu. Bu havuzdan çekilen paralar mega projelerin vesilesi haline geldi. İnşaat ile başkanlık sistemi birbirini destekleyen iki unsur oldu, borçlanmadan dolayı bir refah dönemi oluştu. Ama mega projeler birikimi emmeye başladı, aşırı yoksullaşmanın yanında geleceği de ipotek altına almaya başladı. Kanal İstanbul’u tek başına durdurmanın bu süreci geriye döndürebileceğini düşünmüyorum. Tüm projeleri gölgeleyen bir şemsiyeye dönüşüyor ve Kanal’ın durdurulması iktidar açısından zarara dönüştürebilir ama sermayeyi etkileyecek bir durum oluşturmayabilir.”

“REFERANDUM SAVUNULABİLİR”

Özgür’ün ardından söz alan Zafer Ülger, projenin hep teorik olarak tartışıldığını, politik olarak yapılan tartışmanın eksik olduğunu söylerken “Hem rant meselesi hem de binlerce emekçinin zor yaşantılarına sahip olacaklarını tartışmak zorundayız. Bunu da 3. havalimanının yapımında gördük. Nasıl bir mücadele konusunda bazı tespitler yapalım. Erdoğan karşıtlığı bizim elimizi daraltıyor. Peki, nasıl bir içerikle karşı çıkacağız? Bir tarafı bütün Karadeniz’i ilgilendiriyor, 38 kilometrelik bir dolgudan bahsediyoruz. Bunun yanında Marmara’yı tamamen etkileyecek. Bu proje ölçek olarak Marmara’yı, Karadeniz’i, finansal durumundan kaynaklı Türkiye’nin tamamını ilgilendiriyor. Ölçek meselesini düşünmek gerekiyor. Gerçek bir kampanya yapıldığında Karadeniz’deki ülkelerin buraya dâhil edilmesi tartışılacak mı? Buna da ihtiyaç var bence.” dedi.

Negatif siyasettense pozitif bir siyaset üretmenin önemine değinen Ülger, referandumun da proje tartışılırken koz olarak kullanılabileceğini savundu: “Taktiksel olarak şahsen referandumu dillendirmenin doğru olduğunu düşünüyorum. AKP’nin referandum yapmaya hiç niyeti yok. AKP bunu kabul ederse Türkiye’deki tüm hidroelektrik santrallere, termik santrallere, madenlere karşı mücadele edenler referandumu kendi bölgelerinde de talep ederler. Eşit oy hakkı bile uzun mücadelelerle kazanıldı. Kapitalizmin burada mega projeler konusunda eşit oy hakkını kabul edebileceğine inanmıyorum. Bugünkü durumda İmamoğlu ile merkezi hükümet arasında bir ikili iktidar durumu var. Dolayısıyla yukarıdaki çatışma, öz yönetim tartışması için bir fırsat verebilir. Bunun aracı da referandum olabilir.”


ARŞİV