Kaygıların gölgesinde kalan Anneler Günü

Çocukları için güvenlik, eğitim, gelecek kaygısı yaşayan, içten kutlanacak bir günün kalmadığını söyleyen anneler, “Çocuklarımız güvende değil.” diyor

08 Mayıs 2026 - 11:09

Hülya ARSLAN / Seyhan KALKAN VAYİÇ 

Pazar günü takvimler Anneler Günü’nü gösterecek; vitrinler çiçeklerle, sokaklar gülümseyen yüzlerle dolacak. Ellerde çiçekler, yüzleri saran sıcacık gülümseme ile evlatlar pazar günü annelerinin gününü kutlayacak. Anneler de evlatlarına sımsıkı sarılacak. Ancak parıltılı reklamların ve sıcak kucaklaşmaların ardında, Türkiye’deki annelerin yüreğinde kutlamadan ziyade derin bir kaygı ve bitmek bilmeyen bir yaşam mücadelesi hakim. Kadıköy sokaklarında konuştuğumuz anneler, ekonomik darboğazdan güvenlik sorunlarına, eğitimdeki eşitsizlikten toplumsal yüklerin ağırlığına kadar “anneliğin” kutlamadan çok ayakta kalma savaşına dönüştüğünü anlattı.

“ÇOCUKLARIMIZ GÜVENDE DEĞİL”

Anneler için endişe, çocuk büyüdükçe azalmıyor, aksine şekil değiştiriyor. 

Anneler Günü’nün kendisi için içten bir kutlama anlamı taşımadığını dile getiren Hanife Vayiç, “Oğlum büyüdü, 27 yaşında. Ama onun için duyduğum kaygılar hâlâ devam ediyor. Gelecek, iş korkusu… Çocuklarımızın ne olacağını bilmiyoruz. Bugünkü Türkiye’de çocuklarımız güvende değil. Saat 22.30’u geçti mi ‘neredesin?’ diye arıyorum. Bu kadar olaydan sonra insan kendini rahat hissedemiyor.” diye konuştu.

Kadınlara yüklenen sorumluluklara da ayrıca dikkat çeken Vayiç, “Çalışıyorum, eve geliyorum temizlik ve yemek bende. Tüm yük annelerin sırtında. Annelik kutsanıyor ama verilen kutsallık adı altında aslında eziliyor. Kendimi bildiğimden beri çalışıyorum. Hâlâ da çalışmaya devam ediyorum. Çocuğumu ben büyütemedim. Çalışmak zorunda olduğum için ailem baktı. Bu durumlar çocuklarda psikolojik sorunlara da yol açabiliyor. Tüm bu zorlukların içerisinde bir anne olarak Anneler Günü’nü içimden gelerek kutlayamıyorum.” dedi.

BEKÂR ANNE OLMAK 

Adını vermek istemeyen bekâr bir anne, yalnız başına çocuk büyütmenin getirdiği ekonomik ve duygusal yükü şu sözlerle anlatıyor: “Türkiye’de kadın olmak başlı başına zor. Anne olmak da öyle. Bir de yalnızsanız. 14 yaşındaki oğlumun ergenlik süreci ile baş etmeye çalışıyorum. Kiradayız. Geçim kaygısı, okul kaygısı… Çok sorun yaşıyorum. Ben kendimden umudumu kestim. Çocuğumun geleceğinden endişeliyim. Oğluma ‘oku, yurt dışına git. Kendi hayatını kurtar’ diyorum.”

Bekâr bir anne olarak tüm sorumluluğun kendi omuzlarında olduğunu, ekonomik sıkıntılar ve yalnızlıkla mücadele ettiğini söyleyen anne,  “Baba haftada bir iki saat görüyor. Eğitim, sağlık, her şeyle ben ilgileniyorum. Ekonomik sıkıntılar da beni zorluyor. Kendime bir şey alamıyorum. Önceliğimi her zaman çocuğuma veriyorum. Her şey ile kadınların baş etmesi ve çözüm üretmesi gerekiyor. Artık çok yoruldum. Anneler Günü’ne dair bir beklentim yok. Ama oğlumdan bir teşekkür duymak isterim. ‘Anne benim için uğraşıyorsun’ desin istiyorum.” ifadelerini kullandı. 

“İÇİMİZDEN GELDİĞİ GİBİ YAŞAYAMIYORUZ”

“Annelik güzel bir duygu ama o duyguyu doyasıya yaşayabilmenin önünde çok engel var.” diyen Nafiye Deveci, “Kadın hem aşçı hem temizlikçi olamaz. Bankacı, ekonomist ve turizmci değilim. Neden hepsi benden soruluyor. Hayvan sahiplensek onun da sorumluluğu bizde olacak. Ekonomik sorunlar zaten başlı başına bir sorun.  Emekliyim. Eşim ile birlikte çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki yıl voleybola, İngilizce’ye yollamak istiyorum. Bir yandan Almanca da öğrensin istiyorum. Çocuklar da istiyor. Bunları karşılayamamak kötü hissettiriyor.” dedi. Oğlunun arkadaşı ile Kadıköy’e gezmeye geldiğini söyleyen Deveci, “Biz de anne olarak çocuklarımızın arkasından geldik. Çünkü güvenlik kaygısı yaşıyoruz. Çocukların öldürüldüğü bir ortamda onları tek başına bırakamıyoruz. Anneler Günü’nü içimizden geldiği gibi kutlayamıyoruz. Diğer anneler evlat acısı çekiyor. Sabah uyandığınızda aklınızda başka annelerin yaşadığı olaylar var. Kutlama orada  bitiyor.” dedi. 

“GÖZÜMÜN ÖNÜNDEN AYIRMIYORUM”

Zuhal Tengir de şunları söyledi: “Oğlum 14 yaşında. Nafiye’nin de söylediği gibi çocuklarımızı tek başına bırakamadık. Gözümüzün önünden ayırmak istemiyoruz. Adaletin ve güvenliğin olmamasından dolayı oğlumu gözümle her yerde arıyorum. Neden benim oğlum güvenli bir ortamda parka, okula… gidemiyor. Ya da Kadıköy’e tek başına gelemedi. Güvenlik kaygısının yanında eğitim de çok büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Eğitimin paralı hale gelmesi zaten çok yıpratıcı. Herşey ticarete döndü. İngilizce, yüzme kursuna o kadar para vermek zorunda mıyım. Özel okullarda olan iyi şartların devlet okullarında da olmasını istiyorum. Hep parası olanlar mı yaşasın bu ülkede. Böyle bir ortamda nasıl içten kutlama yapalım. Tabii ki olmaz.”


ARŞİV