Öğretmenler, atamalardan merkezi sınav sonuçlarına, mülakat puanlarından çalışma saatlerine kadar çoğu zaman sayılar üzerinden kamuoyunun gündemine geliyor. Buna karşılık öğretmene ve öğretmenin niteliğine ilişkin beklentiler artarken öğretmenin rolü genişliyor, sorumlulukları da karmaşıklaşıyor. Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) “Öğretmenliğin İtibarı” başlıklı yazı dizisinde ise mesleğin ekonomik, sosyal ve siyasi koşulların yanı sıra toplumsal algıdaki dönüşümden nasıl etkilendiği ele alınıyor. Araştırmalar, Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin itibarının yaklaşık yarım yüzyıldır gerilediğine işaret ediyor.
ERG'nin analizine göre öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarında yıllar içinde yapılan değişiklikler mesleğin toplumsal konumunu etkiledi. 1990'lı yıllarda eğitim fakültesini bitiren bir gencin kamuya atanma ihtimali yüzde 100'e yaklaşırken bugün KPSS'ye giren öğretmen adaylarında bu oran yüzde 5'in altına düşmüş durumda. ERG Kıdemli Politika Analisti Ekin Gamze Gencer, öğretmenlik mesleğinin itibarındaki gerilemenin tekil göstergeler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin itibarını çoğu zaman eğitim politikalarından doğan, öğretmenden bağımsız gelişen yapısal gerçeklikler zedeliyor. Dolayısıyla itibarsızlaşmayı yalnızca öğretmenlere yönelik saygısızlıklar ya da öğretmenlerin aldığı düşük maaşlar gibi tekil göstergelere indirgememek, bütünsel bir bağlamda düşünmek gerekir.” dedi.
“ATANAMAYAN ÖĞRETMEN OLGUSU KRONİKLEŞTİ”
Mesleğin itibarsızlaşmasında öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarındaki seçimlerin rolüne dikkat çeken Gencer, “Bu 50 yıllık bir politika ve reform birikimi içinde özellikle yakın döneme baktığımızda, mesleğin itibarsızlaşmasında en çok rol oynayan faktörlerin başında öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarındaki seçimlerin geldiğini görüyoruz. Bu seçimlerin en temel çıktısı ise sistemin kurgusundan gelen ve kronikleşmiş ‘atanamayan/ataması yapılmayan öğretmen’ olgusu.” diye konuştu.
Öğretmen istihdamındaki arz-talep dengesizliğinin öğretmenlerin hak mücadelelerinde güçsüz kalmasına neden olduğunu ifade eden Gencer, “Örneğin, pek çok özel okul öğretmeninden ‘beğenmiyorsan git, yerin hemen dolar’ baskısı altında kötü koşullarda çalışmaya mahkûm edildiklerini duyduk. Nihayetinde, öğretmenlik mesleğinin yalnızca ‘atanamayan/ataması yapılmayan öğretmen’ gibi krizler ve atama sayıları üzerinden gündeme gelmesi, toplumun meslekle kurduğu bağı da bu dar alana hapsediyor.” dedi.
“ÖĞRETMENİN EMEĞİ GÖRÜNMEZ KILINIYOR”
Öğretmenlerin mesleğin doğası gereği pek çok rol üstlendiğini belirten Gencer, “Burada sorun, öğretmenlerin birden fazla rol üstlenmelerinden ziyade öğretmenin görev sınırları genişliyorken bu genişlemenin tanımlanmaması ve karşılık görmemesi. Yani motivasyonu etkileyen, rollerin çokluğu değil öğretmenin emeğinin görünmez kılınması.” dedi.
Gencer, “Yaptığımız görüşmelerde motivasyona ilişkin duyduğumuz diğer nokta öğretmenliğin bir nevi ‘bakıcılık’ olarak görülüp bir profesyonel olarak aldıkları sorumlulukların değersizleştirildiği yönündeydi. Dolayısıyla iş yükünün kendisinden çok hem sistemin hem toplumun bu emeği görünmez kılması ve küçümsemesi, öğretmenlerin mesleğe dair motivasyonunu aşındıran unsur olarak öne çıkıyor.” diye konuştu.
Toplumdaki öğretmenlik algısının öğretmenlerin günlük hayatında karşılarına çıkan bir anlatı olduğunu ifade eden Gencer, “Mesleğe dair olumsuz tavır öğretmenlerin farkında olduğu, günlük hayatında karşılarına çıkan bir anlatı. Bir yandan öğretmene ilişkin beklentiler artar ve öğretmenin sorumlulukları giderek karmaşıklaşırken bir yandan da mesleğe dair algının giderek olumsuzlaştığını görmek öğretmenler için haliyle kırıcı oluyor.” dedi.
Görüştükleri öğretmenlerin her şeye rağmen işlerine saygı duyduğunu ve mesleğin itibarının artmasını istediğini belirten Gencer, toplumun mesleğe dair olumsuz bakışının öğretmenlerin motivasyonunu zedelediğini söyledi. Gencer, “Bizim görüştüğümüz öğretmenler bunu bireysel bir yetersizlik olarak değil, sisteme dair bir mesele olarak görüyorlar.” diye konuştu.

“50 YAŞ ÜSTÜ ÖĞRETMENLER AYRILMAK İSTİYOR”
OECD'nin Uluslararası Öğretme ve Öğrenme Anketi (TALIS) 2024 sonuçlarını değerlendiren Gencer, Türkiye'de 30 yaş altı öğretmenlerin meslekten ayrılma planlarının kayda değer oranda düşük olduğuna dikkat çekti.
Gencer, “Öte yandan, beş yıl içinde herhangi bir sebeple mesleği bırakma niyeti olan 50 ve üzeri yaştaki öğretmen oranı Türkiye'de yüzde 62,3, OECD ortalamasında yüzde 47,8, iki değerin arasında yaklaşık 15 yüzde puanlık, kayda değer bir fark var. Her ne kadar bu değerler beş yıl sonrasına dair bir projeksiyon olsa da 2025’te yalnızca 7 bin 369 öğretmenin emekli olması niyetin eyleme dönüşmesi için büyük adımlar atılması gerektiğini gösteriyor.” dedi.
Ekonomik güvencenin emeklilik kararında öne çıktığını belirten Gencer, “Öğretmenlerle yaptığımız görüşmelerde, emekli olabilecek olmasına rağmen olmayan öğretmenler için bu adımların başında ekonomik güvencenin geldiği ortaya kondu. Görüşmelerde, emeklilik şartlarını taşıyan öğretmenlerin maaşlarını kaybetmemek için çalışmaya devam ettiğini duyduk.” diye konuştu.

HÂLÂ İLK SIRADA
Gençlerin öğretmenlik mesleğine ilgisine ilişkin verileri de paylaşan Gencer, “Veriler, Türkiye’de öğretmen adaylarının mesleğe giriş için hâlâ istekli olduğuna işaret ediyor. TALIS 2024’e göre Türkiye, ilk kariyer tercihi öğretmenlik olan yeni öğretmen oranının en yüksek olduğu ülkelerden: OECD ortalaması yüzde 57,5 iken Türkiye’de bu oran yüzde 73,6.” dedi.
Öğretmenliği seçmekten pişmanlık duyanların oranına da dikkat çeken Gencer, “TALIS, mevcut öğretmenlerin yüzde 72,6'sının öğretmen olmanın pozitif yönlerinin negatif yönlerine göre daha ağır bastığını söylüyor; bu yüzde 73,9 olan OECD ortalamasına yakın. Öte yandan öğretmenliği seçmekten pişmanlık duyan öğretmen oranı ise yüzde 18,5'le OECD ortalamasının (yüzde 11,1) üzerinde.” diye konuştu.
Gencer, “Türkiye'de öğretmenlik, adayların gözünde hâlâ ilk tercih edilen ve talep gören bir meslek olma özelliğini korusa da mevcut öğretmenler arasındaki görece yüksek pişmanlık oranı, mesleğe girişteki motivasyonun çalışma koşulları ve kariyer beklentileri açısından iyileştirmelere ihtiyaç olduğunu gösteriyor.” dedi.