Kentsel dönüşüm süreci, yaratıcı sanatsal etkinliklere vesile olmaya devam ediyor. Acıbadem sakini ressam ve resim öğretmeni Derya Çifçi de dönüşümü sergiye çevirenlerden. Bellek, mekân ve dönüşüm kavramları üzerine çalışan Çifçi, 6 yıldır kiracı olarak yaşadığı dairesinin duvarlarını adeta kişisel bir galeriye dönüştürerek, 10 Ekim’de tek günlük “Eşik” adlı bir sergi açtı. Böylelikle, kentsel dönüşümün sanatla kesiştiği sergilerden biriyle ressam Çifçi de semt hafızasına sanatsal bir çentik atmış oldu.

Detayları kendisine sorduk.
Kadıköy'le nasıl bir ilişkiniz var? 6 yıllık bir geçmişiniz olan bu dairenin yıkılacak olması nasıl hissettirdi?
Kadıköy, uzun zamandır hayatımın çok önemli bir parçası. Burada yaşamamın, elbette birçok Kadıköylü gibi, belirli sebepleri var. Ama bu sebeplerin ortadan kaybolmaya başladığını görmek oldukça üzücü. Alışkın olduğumuz mahalle kültürü, yaratıcı ortam, kafa dengi insanlar…
Bu süre içinde ev, yalnızca barındığım bir yer değil, hayatımın farklı dönemlerine tanıklık eden bir mekân oldu. Evin yıkılacağını öğrendiğimde, buraya başka bir gözle bakmaya başladım.
Evinizde, üstelik yıkılmayı bekleyen bir evde sergi açma fikri nasıl doğdu? Resimleri önceden mi yapmıştınız, yoksa bu süreçte mi üretmeye başladınız?
Geçen kış, bu mekânla ilgili ne yapmak istediğime karar verdim ve resimlerimi bu fikirle birlikte üretmeye başladım. Evin ve apartmanın sıradan görünen ayrıntıları, resmedilmeye değer imgelere dönüştü. Sergiyi bir galeride yapmak yerine, resimlerin ortaya çıkmasına neden olan mekânın içinde gerçekleştirmek istedim. Böylece izleyici yalnızca resimlere bakmayacak, resimlerin doğduğu mekânın içinde de dolaşacaktı. Eşik sergisi, benim için bir evin hem bende bıraktığı izler, hem de o eve veda anlamına geliyor.

17 suluboya tablonuzun yer aldığı Eşik, tek günlük bir sergiydi. Komşulardan, esnaftan gelen oldu mu ya da hiç tanımadığınız sanatseverler var mıydı?
Önemli olan yalnızca resimleri sergilemek değil, bu evin içinde bir araya gelerek, insanların mekânla, resimlerle ve birbirleriyle ilişki kurmasını sağlamaktı. Mahalle esnafından, komşularımdan katılım oldu. Gelenler arasında arkadaşlarımın yanı sıra daha önce hiç tanışmadığım insanlar da vardı. Keyifli geçti.
En değerli anlardan biri; daha önce bu eve hiç gelmemiş bir arkadaşımın evle kurduğum bağı hissettiğini söylemesiydi. Serginin amaçlarından biri de bu duyguyu aktarabilmekti. Bir başka güzel an da bahçe resmimle ilgiliydi. Sergiye ilk kez gelen bir ziyaretçi, resmin ona çocukluğunu hatırlattığını, böyle bir bahçede büyüdüğünü söyledi. Kendi anılarımdan yola çıkarak yaptığım bir resmin, hiç tanımadığım birinin çocukluğuna dokunabilmesi beni çok mutlu etti.

Eserlerinizin satışı da oldu mu? Satmak da amaçlarınızdan biri miydi, yoksa sadece anıları paylaşmaya odaklı sanatsal bir buluşma mıydı?
Sanat üretimimin insanlarla buluşmasını, eserlerimin maddi bir karşılık bulmasını elbette önemsiyorum. Ancak Eşik sergisini satış odaklı bir etkinlik olarak düşünmedim. Bu çalışma, öncelikle evle kurduğum ilişkiyi resimler aracılığıyla ifade etmek ve bunu arkadaşlarımla, komşularımla paylaşmak için ortaya çıktı. Bu sergide benim için asıl mesele, bir mekânla kurduğum ilişkiyi resimler aracılığıyla görünür kılmak, evin dönüşümüne tanıklık etmek ve insanların bu resimler üzerinden kendi anılarını ve mekânla ilişkilerini düşünmesini sağlamaktı. Bazı eserleri satın almak isteyenler oldu. Özellikle komşularım, kendilerinde anısı olan yerleri resmeden çalışmalara ilgi gösterdiler. Ancak eserlerimi satmak istemedim.
MOLOZLARA KARIŞACAK RESİMLER…
“Dairenin molozlarına karışacak çizimlerim…” diyorsunuz. Resimlerinizin de evle birlikte yok olma ihtimali, serginin anlamının bir parçası mı?
Resimlerimin kendilerinin de evle birlikte yok olacağını söylemekten çok, resmettiğim mekânın ve ona ait ayrıntıların ortadan kalkacak olmasına işaret ediyorum. Bir evi resmettiğimizde onu olduğu gibi koruyamayız; fakat ona nasıl baktığımızı, bizde ne uyandırdığını ve hangi ayrıntılarını önemli bulduğumuzu kayda geçirebiliriz. Bu anlamda resimler, yıkılacak bir yapının belgesi olmaktan öte, o yapıyla kurulmuş kişisel bir ilişkinin izlerini taşıyor. Belki de serginin temel çelişkisi burada: Mekân ortadan kalkacak, ama onunla kurduğum ilişki resimler aracılığıyla başkalarına ulaşmaya devam edecek.
Öte yandan resimlerimi yok etmek istemiyorum. Her biri benim için özel anılar taşıyor. Bazı eserlerin, resmettiğim mekânlarla ve insanlarla bağını sürdürmesini isterim. Örneğin bakkalın resmini ona hediye etmeyi düşünebilirim. Serginin ardından eserlerim, yeni semtimin komşularından, Yeldeğirmeni’ndeki İkarus Kafe'nin davetiyle bu kez onların mekânında izleyiciyle buluşacak.

Kişisel anılarınızdan yola çıkan bu serginin Kadıköy’e dair ortak hafızasıyla nasıl bir bağ kurduğunu düşünüyorsunuz?
Bir mekâna ait anılarımız kişisel görünse de çoğu zaman başkalarının anılarıyla kesişiyor. Aynı apartmanda yaşayan, aynı sokakta yürüyen, aynı dükkândan alışveriş yapan insanların mekânla kurduğu ilişkiler birbirinden farklı olsa da ortak bir yaşanmışlık alanı oluşturuyor. Bu sergide kendi yaşadığım evden ve çevremden yola çıktım. Fakat apartmanların, kapıların, ortak alanların ve mahalle dükkânlarının resimlerde yer alması, bu imgelerin yalnızca bana ait olmaktan çıkmasını sağlıyor. İzleyici de kendi yaşadığı evleri, çocukluğunun sokaklarını veya artık yerinde olmayan mekânları hatırlayabiliyor. Bir mahallenin hafızasını, mimari yapılar kadar, orada yaşanan hayat ve insanlar arasındaki ilişkiler oluşturuyor.

Kentsel dönüşümün böyle yaratıcı üretimlere vesile olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kentsel dönüşüm, fiziksel çevremizi değiştirirken, yaşadığımız mekânlarla kurduğumuz ilişkileri de etkiliyor. Bu süreçte sanatçıların üzerinde düşünebileceği ve üretim yapabileceği pek çok soru ortaya çıkıyor: Bir evden geriye ne kalır? Bir mekânın değeri yalnızca fiziksel yapısıyla mı ölçülür? Orada yaşayanlar ve yaşananlar nasıl hatırlanır? Bu tür süreçlerin sanatsal üretime konu olmasını anlamlı buluyorum. Ancak benim için daha değerli olan, sanatın bu dönüşümün görünür kılmadığı duyguları, kayıpları ve çelişkileri ortaya çıkarabilme gücü…