Olumsuz duygu ve zihinsel durumlardan kaçış: Alışveriş bağımlılığı

Alışveriş bağımlılığı hakkında konuştuğumuz Uzman Psikolog Yeşim Selçuk, “Kişi bağımlılığını bir şekilde mevcut duygu ve zihinsel durumundan çıkış olarak görür. Bu bir can sıkıntısı da olabilir, uykusuzluk da. Alışveriş kaçabileceği tek alan gibidir, aslında kendine bir evren yaratır.” diyor

25 Temmuz 2024 - 22:22

Bağımlılık deyince aklımıza ilk başta alkol, madde ve kumar bağımlılığı geliyor. Peki ya alışveriş bağımlılığı? Her ne kadar ciddi bir bağımlılık olarak düşünülmese de kişileri ve çevresini maddi ve manevi açıdan diğer bağımlılıklar kadar etkileyen bir durum. Uzman Psikolog Yeşim Selçuk’a  alışveriş bağımlılığı konusunda merak ettiklerimizi sorduk. 

  • Alışveriş bağımlılığı nedir? Harcama dürtüsü mü bizi etkiliyor yoksa sahip olma dürtüsü mü?

Alışveriş bağımlılığını ‘davranışsal bağımlılıklar’ kategorisinde değerlendirebiliriz. Davranışsal bağımlılıklar belirli bir aktivite veya davranıșa tekrarlayan bir ‘dürtüye’ yönelme durumudur. Bu durum kişide olumsuz sonuçlar yaratsa da davranışlarını düzenleyememe ve kontrol edememe hali görünür. 

Alışveriş bağımlılığı özelinde de sık gördüğümüz nokta; kişilerin mevcut duygu durumunu değiştirmek için, alışveriş yapma fikrine kapılmaları, bunun coşkusunu yoğun olarak hissetmeleri ve otomatik bir davranışla alışverişe yönelmeleridir. Alışveriş yaparken haz duyarlar ardından da bir rahatlama ve hemen akabinde pişmanlık ve utanç gibi duyguları hissederler.

  • Alışveriş bağımlılığının kökeni neye dayanıyor, neden alışveriş yaptıktan sonra mutlu oluyorlar.  

İnsan doğası gereği ki bunu Freud’un haz ilkesi de söylüyor; hazza gider acıdan kaçınır. Alışveriş bağımlısı olan kişiler bir şey satın aldıkları zaman dopamin ve seratonin hormonlarına dayalı yoğun bir haz hissettikleri için tekrar bu hazzı duyma isteğiyle alışverişe yönelirler. Ama aynı zamanda duygusal bir yoksunluk içerisindeyken ya da yalnızlık, üzüntü ve kaygı gibi olumsuz duygularla kalamadıkları için de bir kaynak olarak alışverişe yönelebilirler. Sonrasında pişman olacaklarını bilseler bile o an otomatik bir yönelim yaşarlar. Pişmanlıkla baş etmede zorlandıkça da yeniden alışverişe yönelirler ve bu bir döngü yaratır.

 

ALIŞVERİŞLE YENİ BİR EVREN YARATMAK

  • Her alışveriş yapan bağımlı değildir, ama bunun bir seviyesi vardır diye düşünüyorum. Hangi seviyeden sonra kişide alışveriş bağımlılığı var diyebiliriz?

Tabi ki her alışveriş yapan bağımlı değildir, hayatın içerisinde bize keyif veren her aktiviteyi sırf bağımlılık potansiyeli taşıyor diye engelleyemeyiz. Burada belirleyici olan, artan miktarlarda ve sıklıkta olması. Çoğunlukla da planladığımızdan daha fazla alışveriş yapıyor olmak ve kendimizi durdurama hali. Bu durum bağımlılıklarda ‘kontrol kaybı’ olarak geçer ve en belirgin özelliklerden biridir. 

Kişi bağımlılığını bir şekilde mevcut duygu ve zihinsel durumundan çıkış olarak görür. Bu bir can sıkıntısı da olabilir, uykusuzluk da. Alışveriş kaçabileceği tek alan gibidir, aslında kendine bir evren yaratır. O evren içerisinde mevcut andan daha kopuk bir şekilde yaşar ve bunu değiştirmek istese bile sürecin içerisinde kontrol kaybı hisseder. Geri düşüşler yaşar, limitlemeye çalışır olmaz. Kredi kartlarını iptal eder ama kendini birinden borç alırken bulur. 

Seviyeyi belirlemek için ben genellikle şu soruyu soruyorum, ‘Bir plan yapacağınız zaman alışveriş yapma ihtimali ne kadar odağınızı değiştiriyor?’. İki plan arasındaki seçimi ötekinden yana yapmaya başladığınız noktada bir şeyler bozulmaya başlıyor. 

  • Bağımlılar genellikle durumlarını kabul etmez, yakınları görür ve tedavi olmasını sağlamaya çalışır. Alışveriş bağımlıları için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?  

Daha önce söylediğim gibi insan hazza gider acıdan kaçar. Haliyle hazla ilişkisini bozan deneyimleri de inkâr etme eğilimindedir. İnkâr bağımlılıklarda çok sık gördüğümüz bir savunma mekanizmasıdır.

 Alışveriş bağımlılığı diğer bağımlılıklara göre çok daha farklı çevresel ve bağlamsal bir yapıya sahip. Toplum tarafından çok daha fazla göz yumuluyor. Yasal ve ekonomik olarak teşvik ediliyor. Kredi kartı kolaylıkla ulaşılabilir bir şey, aynı şekilde internet de. Çevrede bu duruma tetikleyici inanılmaz sayıda unsur var. Dolayısıyla kişinin orada tetiklenme yaşama ihtimali artıyor ve o tetiklenmeden kafasını kaldırıp da baktığında ‘ben ne yaşıyorum’ deme olasılığı haliyle düşüyor. Farkındalık sonuçta sorumlulukla gelişen bir şey, kendi iyileşmemizin sorumluluğunu aldığımız noktada farkındalık yaşayıp aksiyon alıyoruz. Bizi bu davranışa teşvik edenlerden ayrışıp ‘ben ne istiyorum’ demek gerekiyor. Ödediğimiz bedelleri ve ne yaşadığımızı tanımlamaya ihtiyacımız oluyor.

“FARKINDA OLMADAN ONU TEŞVİK EDİYOR, GÖZ YUMUYORLAR”

  • Genel olarak aile ve dost çevrelerinde ne gibi problemler yaşıyorlar? Tedavi sürecinde ailelere de destek veriyor musunuz?

Bağımlılığın temel bileşenlerinden biri kişinin yakın çevresiyle olan ilişkilerinin bozulması. Sadece o ilişkiler bozulmuyor kişinin iç huzuru azalıyor; kişi suçluluk, yabancılaşma gibi duygular yaşıyor. Genellikle aile bütçesini gözetmeden yapılan harcamalar, kredi kartı borçları, ailenin devamlı borç ödeme halinde olması, para konusunda kişiye güvenememesi hali ortaya çıkıyor. Özellikle çevresine harcamalarına dair eksik ve yanlış bilgi veriyorsa yalanın yarattığı güvensizlik ortaya çıkabiliyor. Araştırmalarda alışveriş bağımlılığının evlilikteki sorunlarla da ilişkilendirildiğini görüyoruz.

Bu noktada aileye destek vermek yararlı oluyor. Ailelerin kişiye yaklaşımlarını dönüştürmek, bazen bağımlılıkla mücadele kısmında danışan kişiyi güçlendiriyor. Bazen aileler farkında olmadan kişiyi yalnız bırakma, izole etme eğiliminde olabiliyorlar. Devamlı eleştiri halinde olabiliyorlar. Tam tersi de mümkün; aile sistemleri içerisinde çok para harcamak, parayla statü kazanmak hali kabul edilebilir bir davranış olabiliyor. Farkında olmadan onu teşvik ediyorlar, göz yumuyorlar.

  • Alışveriş bağımlılığı hangi ekonomik seviyelerde karşımıza çıkar? Asgari ücretle geçinmek zorunda olan bir insan da alışveriş bağımlısı olabilir mi?

Araştırmalar, gelirin bağımlılık üzerinde çok az bir etkisinin olduğunu gösteriyor. Daha çok kişinin seçtiği mağaza türünü yönetiyor geliri. Bununla birlikte kompulsif satın alma sorunu, piyasa temelli ekonomilerde, çeşitli malların mevcut olduğu, çeşitli kişilerin harcanabilir gelire sahip olduğu ve önemli boş zamanlarının olduğu gelişmiş ülkelerde daha fazla ortaya çıkabiliyor. Bu noktada yaşla ilgili bir değişken de var. Özellikle gençlerin ve genç yetişkinlerin, bağımlı satın alma davranışları geliştirme riski daha yüksek gözüküyor.

  • Alkol, madde ve kumar bağımlılığında tedavi sürecinden sonra kişilerin tekrar bağımlı olma riski var. Alışveriş bağımlılığı bu riski taşıyor mu?

Bağımlılıklarda kişilerin geri düşüş yaşama ihtimali her zaman var. Ama bu noktada bağımlılık tedavisini nasıl yürüttükleri çok önemli, ne kadar sürecin içerisinde kaldıkları önemli. Bağımlılık tedavileri çok boyutlu olarak ele alınır. Genellikle yüksek stres seviyeleri, yakın ilişkilerde memnuniyetsizlik, izolasyon, yalnızlık ya da altta yatan kötü sağlık sorunlarıyla da ilişkilidirler. Kişin elinden sadece ‘kartları alalım, parayla ilişkisini keselim, onu kontrollü bir alana koyalım’ gibi davranışsal ve çevresel çözümlerle yaklaşıldığında; kişi zorlanma yaşadığı anda çıkış yolu olarak alışveriş davranışına yeniden düşebilir. Bazı durumlarda kişinin depresyonu, anksiyete, dürtü kontrol ve yeme bozukluğu gibi eşlik eden rahatsızlıkları ya da başka bağımlılıkları da olabilir. Tedavi sürecinde bunların sağaltımı da önemlidir. Kişinin tek meselesinin alışveriş bağımlılığı olduğunu düşündüğümüzde, kişinin belli durumlar ve duygularla kalabilme kapasitesinin gelişmesi, psikolojik dayanıklılığının güçlenmesi çok önemli. Bunun olamadığı durumlarda otomatik olarak en bildiği davranışa yönelme olasılığı artıyor. Sosyal olarak desteklenmesi de çok önemli. Yalnızlığın bağımlılıklarla birlikte görülme hali çok yüksek ve tetikleyici. Şu şekilde de düşünebiliriz; bağımlılık kişinin yakın dostudur, eğer başka dostlar edinmezse yaşantısında, başka kaynaklar edinmezse çok hızlı şekilde en bildiği alışık olduğu dostuna geri döner. Çünkü yeni olan şey gibi değişim zaten zorlayıcıdır.

  • Pandemide online alışverişin gündeme gelmesiyle, alışveriş bağımlılığında artış meydana geldiği söyleniyor. Bu doğru mu?

Pandemiyle beraber hem hareket özgürlüğümüz ve yakın temasın kısıtlanmasıyla hem de dışarıdaki ölümler nedeniyle stres dolu bir dönem geçirdik. Neticede bizler sosyal canlılarız. İlişkiler yoluyla aidiyet ve güven hissi kazanıyoruz. Bütün bu ilişkiler pandemide kısıtlandı, can kayıpları yaşandı. Bunlarında ötesinde çevrimiçi alışverişin, fiziksel olarak mağazadaki alışverişin yerini aldığı bir sürece girdik. Tüketimde dijital ortamların önemi arttı. Özellikle internet üzerinden kompulsif alışveriş davranışları haliyle artış gösterdi. Pandemi bitse bile ‘yeni normal’ dediğimiz şeye o kadar alıştık ki post pandemi sürecinde de bir çoğumuz o alışkanlıkların bir kısmını yürütmeye devam etti. Aynı zamanda biliyoruz ki çevrimiçi uyaranlara sürekli maruz kalmak kişinin kendi kendini düzenleme yetisini azaltıyor. Haliyle dijital bağımlılıklara yatkın hale getiriyor. Dijital ortamlarsa bize sürekli değişen uyaranlar sunuyor, tekrarlanan biçimde de bu uyaranlara maruz kalıyoruz. Potansiyel olarak bilişsel aşırı bir yük oluşturuyor ve karar verme mekanizmamız bozulabiliyor. Böylece bağımlılık yapan satın alma davranışlarına daha fazla yönelebiliyoruz. O yüzden ‘tek tıkla’ satın almalar, etkileşimli ürün ekranları bir şekilde bizim iç düzenleme için kaynak kapasitemizi tüketen ve dikkatimizi dağıtan şeyler.

  • Sosyal medya fenomenlerinin yaptığı reklamlar alışverişe ne kadar etkili?

Biz bir şekilde alışveriş bağımlılığının yüksek sosyal statü ihtiyacıyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Kişinin dürtüselliği yüksekse, sosyal olarak daha uyumsuz hissediyorsa, sosyal kaygısı daha yüksekse, bu sosyal statü ihtiyacını karşılayabilmek için sosyal olarak kabul edilebilirliğinin yüksek olduğuna inandığı bir fenomenin sattığı bir ürünü alma ihtimali tabi ki yükselir. O fenomeni iç dünyasında nereye oturttuğu da çok önemli. Kendimizde bulamadığımız özellikleri başka insanlarda bulduğumuzda o insanları bazen çok yüceltebiliyoruz. Sosyal medyanın o anlamda gerçeklikle kopuk bir tarafı da var. O ideal gerçekliğe doğru koşarken aslında kendi kendimizi kaybettiğimiz bir yerde de olabiliyoruz. Alışverişe yönelten reklamların özellikle gençler ve genç yetişkinler için ‘onun gibi olma’ arzusuyla çok daha riskli olduğunu düşünüyorum. Ama tek başına bu değil elbette, birçok değişkeni birlikte değerlendirmeliyiz.

 


ARŞİV