Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023-2025 dönemini kapsayan Hayat Tabloları sonuçlarına göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl oldu. 2022-2024 döneminde 78,1 yıl olan ortalama yaşam süresi böylece 0,4 yıl arttı. Erkeklerde 75,5 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi 75,9 yıla yükselirken, kadınlarda 80,7 yıldan 81,1 yıla çıktı. Kadınların erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşadığı belirlendi. Araştırmaya göre, 15 yaşındaki kişilerin ortalama kalan yaşam süresi 64,7 yıl, 30 yaşındakilerin 50,3 yıl, 50 yaşındakilerin ise 31,3 yıl oldu. 65 yaşındaki bir kişinin ortalama kalan yaşam süresi ise 18,4 yıl olarak hesaplandı. Bu süre erkeklerde 16,7 yıl, kadınlarda ise 20 yıl oldu.
TÜİK verileri, eğitim düzeyi ile yaşam süresi arasında da dikkat çekici bir fark bulunduğunu gösterdi. Eğitim seviyesi yükseldikçe beklenen yaşam süresi de artarken, 30 yaşındaki erkeklerde ortaöğretim altı eğitim seviyesi ile yükseköğretim mezunları arasındaki yaşam süresi farkı 5,1 yıl, kadınlarda ise 4,6 yıl oldu. Araştırmada günlük faaliyetleri sınırlandıracak sağlık sorunu olmadan geçirilmesi beklenen yaşam süresi de hesaplandı. Türkiye’de doğuşta sağlıklı yaşam süresi ortalama 58 yıl oldu. Erkeklerde 59,1 yıl olan sağlıklı yaşam süresi kadınlarda 56,9 yıl olarak belirlendi.

“DEMOGRAFİ HIZLA DEĞİŞİYOR”
TÜİK’in açıkladığı verileri değerlendiren 65+ Yaşlı Hakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Şahin, Türkiye’nin tarihinin en hızlı demografik dönüşümlerinden birini yaşadığını belirtti. Türkiye’nin genç nüfusuyla övünen bir toplumdan, nüfusunun yüzde 11,1’i 65 yaş ve üzeri olan “çok yaşlı” bir topluma evrildiğini ifade eden Şahin, asıl meselenin yaşlanmak değil, bu sürecin hızı olduğunu vurguladı. Şahin, bu sürecin Batı ülkelerinde 100 yılda gerçekleşen hızına kıyasla Türkiye’de sadece 30 yıla sıkıştığına dikkat çekti.
Şahin, yaşlanan toplumla birlikte en önemli sorun alanlarından birinin yaşlı yoksulluğu olduğunu belirtti. Yaşlı bireylerin yüzde 81,8’inin ev sahibi olmasının bugüne kadar yoksulluğa karşı önemli bir koruma sağladığını ifade eden Şahin, özellikle kiracı yaşlıların giderek büyüyen bir geçim kriziyle karşı karşıya olduğunu söyledi: “Bu tablonun arkasında giderek derinleşen bir kira ve geçim krizi büyüyor. Sabit ve kısıtlı emekli gelirleri, fırlayan gıda enflasyonu ve yüksek kira bedelleri karşısında eriyor. Metropollerde kiracı olan yaşlılar, emekli maaşlarının tamamını kiraya vermek zorunda kalıyor. Özellikle 75 yaş üstü kadınlarda temel ihtiyaçları karşılayamama oranı erkeklerin iki katına ulaşıyor.”
“YALNIZLIK VE DUYGUSAL İZOLASYON”
Yaşlıların karşı karşıya kaldığı önemli sorunlardan bir diğerinin yalnızlık ve duygusal izolasyon olduğunu belirten Şahin’in paylaştığı bilgilere göre Türkiye’de yalnız yaşayan 65 yaş üstü bireylerin yüzde 74,4’ü kadınlardan oluşuyor. Eş kaybı, hane içi rollerin değişmesi ve kentleşmeyle birlikte geniş aile yapısının çözülmesinin yaşlı bireyleri sosyal hayattan uzaklaştırdığına dikkat çeken Şahin, “Mahalle ölçeğinde sosyal etkileşim alanlarının yokluğu, yaşlı bireyleri evlerin dört duvarı arasına mahkûm etmektedir.” diye konuştu.
Türkiye’nin yaşlanan nüfusla birlikte yüzleşmesi gereken en kritik sorunlardan birinin uzun dönemli bakım açığı olduğunu belirten Şahin, 75 yaş üstü bireylerde bakım ihtiyacının yüzde 27’ye dayandığını söyledi. Buna karşın kamusal veya profesyonel evde bakım hizmeti alabilenlerin oranının yüzde 2,5 seviyesinde kaldığını ifade etti.
Bakım ihtiyacı ile sunulan hizmetler arasındaki büyük boşluğun aile içinde, büyük ölçüde kadınlar tarafından karşılandığını vurgulayan Şahin, “Aradaki devasa boşluk, resmi olmayan ve hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan aile içi kadın bakıcılar; kız çocukları, gelinler ve yaşlı eşler tarafından karşılanıyor. Bu durum hem bakım veren kadınlarda tükenmişliğe hem de bakım alan yaşlıda nitelikli bakım hakkının ihlaline yol açıyor.” dedi.
Türkiye’de bu alanda yeni bir sistem kurulması gerektiğini ifade eden Şahin, Genel Sağlık Sigortası tabanlı ulusal sağlık sistemine benzer şekilde “Uzun Dönemli Bakım Sistemi”nin hayata geçirilmesinin artık acil ve hayati bir zorunluluk olduğunu belirtti. Şahin, sistemin finansmanına ilişkin kamunun ve bireysel tasarrufların rolünün belirlenmesi, aynı zamanda sistemin hangi destek ve bakım hizmetlerini kapsayacağının kararlaştırılması gerektiğini söyledi.
“DİJİTALLEŞME YAŞLILARI DIŞLIYOR”
Yaşlıların günlük hayatta karşılaştığı engellerin yalnızca ekonomik ve sosyal sorunlarla sınırlı olmadığını belirten Şahin, kamu hizmetlerinden bankacılığa, sağlık randevularından diğer birçok işleme kadar dijitalleşmenin hızlanmasının yaşlı nüfus açısından yeni bir dışlanma riski yarattığını ifade etti.
Dijital okuryazarlığı sınırlı olan yaşlıların sistemin dışında kalabildiğini belirten Şahin, “Kamu hizmetlerinin, bankacılık işlemlerinin ve sağlık randevularının (MHRS vb.) tamamen dijitalleşmesi, dijital okuryazarlığı kısıtlı olan yaşlı nüfusu sistemin dışına itiyor. Fiziksel şubelerin ve yüz yüze hizmet kanallarının kapanması, yaşlıların kendi işlerini bağımsızca yapabilme kapasitesini elinden alıyor.” diye konuştu.
YAŞ AYRIMCILIĞI
Şahin, yaşlı bireylerin toplumda ve çalışma hayatında “verimsiz, tüketici veya topluma yük” olarak görülmeye başlanmasının önemli bir yaş ayrımcılığı sorununa işaret ettiğini söyledi.
Geçim zorunluluğu nedeniyle ileri yaşlarda çalışmayı sürdüren kadınların daha fazla ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını belirten Şahin, “75 yaş üstünde geçim zorunluluğu nedeniyle çalışmaya devam eden kadınların, aynı yaştaki erkeklere göre 4 kat daha fazla ayrımcılığa uğraması bu algının en somut kanıtıdır.” dedi.
Yaşlılığın toplum için bir yük olarak değil, deneyim ve birikim taşıyan bir dönem olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Yaşlı bireylerin bilgi, birikim ve deneyimleriyle topluma katkı sağlamaya devam edebilecekleri ‘Aktif ve Hak Temelli Yaşlanma’ yaklaşımını hakim kılmak zorundayız.” diye konuştu.

“İKLİM KRİZİ YAŞLILARI VURUYOR”
Şahin’in dikkat çektiği bir diğer risk alanı ise iklim krizi oldu. Aşırı sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve seller gibi aşırı hava olaylarının yaşlılar açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirten Şahin, özellikle kronik hastalık oranının yüksek olduğu 65 yaş üstü grubun sıcaklıklar nedeniyle doğrudan hayati risk altında olduğunu söyledi.
Betonlaşmış kent merkezlerinde “kentsel ısı adaları” içinde yaşayan yaşlıların özellikle yüksek risk altında olduğunu ifade eden Şahin, yaşlıların afet ve acil durum planlarında yeterince yer bulamadığını vurguladı. Şahin, “Orman yangınları, seller ve aşırı sıcaklarda hareket kısıtlılığı olan veya yalnız yaşayan yaşlıların tahliyesi başta olmak üzere, yaşlılar acil müdahale süreçlerine ilişkin kamusal planlarda hâlâ yer bulmuyor.” dedi.
İklim adaletinin yaşlı haklarından ayrı düşünülemeyeceğini ifade eden Şahin, “Kentlerin iklim krizine karşı dirençli hale getirilmesi süreçlerinde, yaşlı nüfusun özel kırılganlıkları ve soğutma/gölge alanlarına erişim hakkı acilen planlanmalıdır.” ifadelerini kullandı.
“YAŞLI DOSTU BİR TÜRKİYE MÜMKÜN”
Şahin, Türkiye’nin yaşlanan nüfusuna paralel olarak sosyal politikalarını, kentsel mimarisini ve sağlık altyapısını yeniden düzenlemek zorunda olduğunu belirtti. Yaşlı destek ve bakım hizmetlerinde ailenin ve yakın çevrenin önemli bir rolü bulunduğunu, ancak bunun kamunun sorumluluğunu ortadan kaldırmaması gerektiğini vurgulayan Şahin, dernek olarak taleplerini de sıraladı.
Şahin, “Yaşlıların haklarına saygı gösterme, bu hakları koruma ve gerçekleştirmede, bu bağlamda yaşlı destek ve bakım hizmetlerini uygulamada ailenin ve yakın çevrenin önemli rolünün kabul edilmesi, kamunun birincil sorumluluğunu azaltmamalıdır.” dedi.
Mahalle ölçeğinde Gündüz Yaşam ve Dayanışma Merkezleri kurulması gerektiğini belirten Şahin, uzun dönem bakım sisteminin de bir an önce kurgulanması gerektiğini söyledi. Şahin, sistemin finansman kaynaklarının tartışılması ve karara bağlanması çağrısında bulundu.
Yerel yönetimlere de çağrıda bulunan Şahin, “Yerel yönetimler ‘Yaşlı Dostu ve İklim Dirençli Kent’ standartlarını acilen hayata geçirmeli” dedi. Dijitalleşme sürecinde fiziksel erişim ve yüz yüze iletişim kanallarının açık tutulması gerektiğini vurgulayan Şahin, yerel iklim eylem planlarına yaşlıların koruyucu sağlık ve tahliye protokollerinin de dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.