Antalya 12’nci Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi inceleyen Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Haziran ayında oy çokluğuyla alınan kararın gerekçesi 30 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlandı. Karara üç AYM üyesi karşı oy kullandı.
İptal kararı dokuz ay sonra yürürlüğe girecek. Bu süre boyunca mevcut yasal düzenleme uygulanmaya devam edecek; nafakanın bundan sonra hangi süre ve koşullarda bağlanacağı ise yapılacak yeni yasal düzenlemeyle belirlenecek. Türk Medeni Kanunu’nun mevcut 175’inci maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka talep edebiliyor. Karara karşı oy kullanan AYM üyeleri ise mevcut düzenlemenin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin ekonomik ve sosyal açıdan korunmasını amaçladığını belirtti. Karşı oy gerekçesinde, nafaka yükümlüsü üzerinde “olağan dışı, sınırsız ve ölçüsüz” bir yük oluştuğunun ortaya konulamadığı, mevcut hukukta nafakanın değiştirilmesine ve sona erdirilmesine ilişkin mekanizmaların zaten bulunduğu ifade edildi.
Kararı ve nafaka tartışmalarını değerlendiren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İstanbul Temsilcisi Meryem Şentürk, yoksulluk nafakasına ilişkin tartışmaların kadınların boşanma sonrası karşı karşıya kaldığı ekonomik koşullar gözetilerek ele alınması gerektiğini söyledi.
“NEDEN YOKSULLAŞAN TARAF KADINLAR?”
Şentürk, “Mevcut yasa son derece açık: Yoksulluk nafakası, boşanma sonrasında yoksulluğa düşen tarafa verilir. Yani kâğıt üzerinde kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. O hâlde asıl sormamız gereken soru şudur: Evlilik sona erdiğinde neden yoksullaşan taraf çoğunlukla kadınlar oluyor? Çünkü Türkiye’de evlilik boyunca karşılıksız ev içi ve bakım emeğinin büyük bölümünü kadınlar üstleniyor. Yemek, temizlik, çamaşır ve bulaşık gibi gündelik işlerin yanı sıra çocuk, hasta ve yaşlı bakımı da çoğunlukla kadınların sorumluluğunda kalıyor. Kadınlar bu görünmeyen emeği verirken ya ücretli bir işte hiç çalışamıyor ya da ev işleri ‘asıl görevleri’ olarak görüldüğü için esnek, güvencesiz ve kayıt dışı işlere yönelmek zorunda kalıyor. Bu nedenle nafaka, yıllarca verilen karşılıksız emeğin ancak asgari bir telafisi niteliğinde. Bu hakkın sınırlandırılması ise kadınların ekonomik bağımsızlıklarını daha da zayıflatarak, şiddet gördükleri ya da sürdürmek istemedikleri evliliklerden ayrılmalarını zorlaştırabilir.” dedi.

“NAFAKA SÜREKLİ BİR ÖDEME DEĞİLDİR”
Süresiz nafaka hakkında doğru bilinen yanlışlara da değinen Şentürk, “Kamuoyunda sıkça dile getirilen ‘ömür boyu nafaka’ ve ‘erkek mağduriyeti’ söylemleri mevcut hukuki düzenlemeyi tam olarak yansıtmıyor. Nafaka, hiçbir koşulda değiştirilemeyen ve yaşam boyu devam etmesi zorunlu olan mutlak bir ödeme değildir. Nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi durumunda ödeme kendiliğinden sona erebilir; kişinin düzenli bir gelire kavuşarak yoksulluktan çıkması ya da nafaka ödeyen tarafın mali gücünü kaybetmesi gibi durumlarda ise mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki ‘süresiz’ ibaresine ilişkin kararı kamuoyunda ‘süresiz nafaka kalktı’ şeklinde yorumlansa da yasal boşluk oluşmaması amacıyla tanınan dokuz aylık süre boyunca mevcut mevzuat uygulanmaya devam edecektir. Bu süreçte hâlihazırda nafaka alanlar ödemelerini almaya devam edecek; açılmış veya bu süre içerisinde açılacak boşanma davalarında da mahkemeler mevcut hükümler doğrultusunda karar verecektir. Bundan sonraki süreçte belirleyici olan ise Meclis’in nasıl bir yasal düzenleme yapacağıdır.” şeklinde konuştu.

“KADINLAR İSTİHDAMDAN NEDEN UZAKLAŞIYOR?”
Şentürk, “Yıllarca hane içi bakım sorumluluğunu ve gündelik işleri üstlenmek zorunda kalan kadınların, boşanma aşamasına gelindiğinde bir anda ‘kendi ayakları üzerinde durması gereken’ bireyler olarak görülmesi önemli bir çelişki yaratıyor. Üstelik çoğu zaman oldukça düşük miktarlarda belirlenen ve düzenli olarak tahsil edilmesi dahi mümkün olmayan nafaka üzerinden bir mağduriyet tartışması yürütülürken, kadınların boşanma sonrasında neden yoksullaştığı yeterince konuşulmuyor.” dedi ve şöyle devam etti: “Asıl tartışılması gereken; kadınların evlilik süresince istihdamdan neden uzaklaştığı, bakım yükünün neden eşit paylaşılmadığı ve boşanma sonrasında ekonomik bağımsızlıklarını nasıl sağlayabilecekleridir. Önümüzdeki dokuz aylık süreçte Meclis’in yalnızca nafakanın süresine odaklanmak yerine kadınların yoksullaşmasının yapısal nedenlerini ele alması, bakım emeğinin yarattığı eşitsizlikleri dikkate alması ve kadın istihdamını güvence altına alacak politikaları gündemine alması gerekir.”