Türkiye’de transların hormona erişimine yönelik fiili engeller ve sağlık hizmetlerinde yaşanan hak ihlalleri tartışılmaya devam ederken, bu alanda yeni bir dayanışma ağı kuruldu. Farklı şehirlerden translar, aktivistler ve örgütleri bir araya getiren Hormon Hakkım Kolektifi, hormona erişimin önündeki engelleri görünür kılmayı ve sağlık hakkı mücadelesini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Kolektifin gönüllülerinden Baran Alaz, sürecin yalnızca transları değil, sağlık hakkına yönelik politik müdahaleler nedeniyle toplumun tamamını ilgilendirdiğini söyledi.
Kolektifin kuruluş sürecine ilişkin konuşan Ayaz, transların hormona erişiminin son dönemde giderek zorlaştırıldığına dikkat çekti. 2024 yılından bu yana artan kısıtlamalar karşısında bir araya geldiklerini belirten Ayaz, “Farklı şehirlerden translar, aktivistler ve örgütlerle birlikte hormon hakkını savunmak için bir araya geldik. Amacımız, bu alanda yürütülen nefret politikalarını ve hak ihlallerini görünür kılmak, hormona erişimin önemini kamuoyuyla paylaşmak ve mevcut engellerin kaldırılması için savunuculuk yürütmek.” dedi.

“TRANSLAR SAĞLIK HAKLARINA ERİŞEMİYOR”
Türkiye’de transların sağlık hizmetine erişiminin uzun süredir zor olduğunu vurgulayan Ayaz, kamuoyunda yaratılan “kolay ve denetimsiz süreç” algısının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Sürecin sınırlı sayıda hastanede yürütüldüğünü, yıllara yayılan bürokratik aşamalardan oluştuğunu belirten Ayaz, şu değerlendirmede bulundu: “Translar yıllarca psikiyatrik değerlendirmelerden geçiyor, kurul raporları bekliyor ve mahkeme süreçleriyle uğraşıyor. Buna rağmen nefret politikalarının yarattığı baskı ve korku iklimi nedeniyle süreç bugün daha da zorlaştırılmış durumda. Hedef göstermeler sonrası sürecin durdurulduğu hastaneler var. Zaten sınırlı olan hizmet daha da daralmış durumda.”
İnsanların kendi bedenleri üzerinde söz sahibi olabilmesi gerektiğinin altını çizen Alaz, “İhtiyaç duyulan bir sağlık hizmetine erişim en temel haklardan biridir; ancak translar söz konusu olduğunda bu hak çoğu zaman tartışmalı hale getiriliyor. Oysa hormon desteği, birçok kişi için yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel bir sağlık hizmetidir ve buna erişimin engellenmesi, insanların hayatına doğrudan müdahale anlamına gelir. Biz de meseleyi yalnızca transların sorunu olarak değil, sağlık hakkı ve bedenlerimiz üzerinde söz sahibi olma meselesi olarak anlatıyoruz.” ifadelerini kullandı.

“POLİTİK MÜDAHALELERLE ENGELLENİYOR”
Alaz, “Son yıllarda transların varlığı sürekli bir tartışma konusu haline getiriliyor; böylece mesele bir sağlık hakkı olmaktan çıkarılıp kimlik tartışmasına sürükleniyor. Oysa konu çok açık: Translar, ihtiyaç duydukları ve kanunen hakları olan bir sağlık hizmetine erişmek istiyor. Buna rağmen nefret kampanyaları ve hedef göstermelerle gerçeklik çarpıtılıyor. Ocak 2025’te, süreçlerin sözde denetimsiz olduğu iddiasıyla kurulan Cinsiyet Değişikliği Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu, transların hastanelerde yaşadığı ayrımcılığı, maruz kaldığı fobiyi ve bürokratik sorunları denetlemek yerine, üniversite hastanelerinden bilgi talep etti ve Haziran ayında hormon kullanma yaşını 21’e çıkardı.alk sağlığını koruma gerekçesiyle getirilen bu kısıtlamalar, insanları güvenli sağlık hizmetine değil, internetten temine ve denetimsiz kullanıma yönlendiriyor.” diye konuştu.
Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB), hormon tedavisi süreçlerinde yaşanan aksaklıklar üzerine Sağlık Bakanlığı’na başvurduğunu hatırlatan Ayaz, hekimlerin de sahada ciddi sorunlarla karşılaştığını ifade etti. “Reçete yazmak isteyen doktorlar sistem engeliyle karşılaşıyor. TTB’nin bu konuda resmi olarak bilgi talep etmesi çok önemli. Bu, ortada yalnızca bir iddia değil, sağlık sisteminde yaşanan gerçek bir sorun olduğunu gösteriyor.” dedi.

DİLEKÇE KAMPANYASI BAŞLATILDI
F64 “transseksüalizm” koduyla hormon reçete edilmesine karşı bilgi edinme başvurusu kampanyası başlattıklarını da dile getiren Alaz, “Son dönemde, farklı şehirlerden doktorların F64 koduyla hormon reçetesi yazamadığına dair bildirimler gelmeye başladı. Ancak buna ilişkin hiçbir resmi açıklama yapılmadı; ne hastanelere ne de hekimlere açık bir bilgilendirme verildi. Biz de bu belirsizliğin ortadan kalkması için bilgi edinme başvurusu kampanyası başlattık, insanların Sağlık Bakanlığı’na resmi olarak soru sorabilmesi için dilekçe metinleri hazırlayıp paylaştık. Amacımız basit: Eğer böyle bir kısıtlama varsa, bunun hukuki dayanağının, kim tarafından alındığının ve hangi bilimsel gerekçeye dayandığının kamuoyuna açık biçimde açıklanması gerekiyor. Çünkü kimseye bilgi verilmeden, doktorlara uygulanan sistemsel engelin nedeni açıklanmadan ve halkın kanunen tanınmış hakkının engellendiği duyurulmadan sağlık hakkı keyfi biçimde gasp edilemez. Burada yaşanan yalnızca teknik ya da tıbbi bir sorun değil; transların sağlık hakkını adım adım daraltan bir nefret politikasıdır. Üstelik bu mesele yalnızca transların değil, sağlık hizmetine yönelik ideolojik müdahaleler nedeniyle toplumun tamamını ilgilendiriyor.” dedi.