Yangın sezonu uzuyor, risk büyüyor

Pek çok kentte yangınlarla mücadele sürerken, ülkenin değişen yangın koşullarına ne kadar hazırlıklı olduğunu Yangın Ekologu ve Bütüncül Yangın Yönetimi Uzmanı Doç. Dr. Okan Ürker ile konuştuk

30 Temmuz 2026 - 13:39

Avrupa'da Fransa ve İspanya başta olmak üzere birçok ülke büyük orman yangınlarıyla mücadele ederken, Türkiye'de de son haftalarda Antalya, Muğla, Çanakkale ve Balıkesir başta olmak üzere birçok ilde çıkan yangınlar nedeniyle yerleşim yerleri tahliye edildi, yollar ulaşıma kapatıldı ve ekipler günlerce havadan ve karadan müdahale etti. İklim krizinin etkisiyle değişen yangın riskini ve alınması gereken önlemleri Çankırı Karatekin Üniversitesi Yangın Ekologu ve Bütüncül Yangın Yönetimi Uzmanı Doç. Dr. Okan Ürker ile konuştuk.

“YENİ YANGIN REJİMİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Türkiye'nin artık yeni bir yangın rejimiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Doç. Dr. Okan Ürker, “Türkiye'nin benzer bir tabloyla karşılaşma olasılığı yalnızca yüksek değil; aslında bunun ilk örneklerini 2021 yılındaki büyük Akdeniz yangınlarında ve sonraki yıllarda farklı bölgelerde yaşadık. Dolayısıyla mesele, 'Türkiye'de böyle yangınlar olabilir mi?' sorusundan çok, 'Böyle yangınlar ne sıklıkla ve hangi büyüklükte karşımıza çıkacak?' sorusuna dönüşmüş durumda." dedi.

Avrupa'da aynı anda görülen büyük yangınların bu dönüşümün en güncel örneği olduğunu belirten Ürker, "2026 yangın sezonunda Avrupa'nın farklı bölgelerinde aynı anda yaşanan yangınlar bu değişimi açık biçimde gösteriyor. Avrupa Birliği Ortak Araştırma Merkezi'nin 22 Temmuz 2026 tarihli verilerine göre yıl başından itibaren AB'de yaklaşık 254 bin hektar alan yanmış ve tespit edilen yangın sayısı uzun dönem ortalamasının iki katını aşmıştı. Fransa'daki bazı yangınlarda, yangının kendi hava sistemini oluşturduğu ve yeni tutuşmalara neden olabilen pirokümülonimbus bulutlarının gözlenmesi, artık klasik müdahale kapasitesini aşabilen 'ekstrem yangın davranışı' ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor." diye konuştu.

“COĞRAFYA VE TAKVİM GENİŞLİYOR”
Yangınların büyümesini yalnızca iklim değişikliğiyle açıklamanın eksik kalacağını vurgulayan Ürker, "İklim koşulları yangının büyümesi için uygun ortamı hazırlarken; kırsal alanların terk edilmesi, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin azalması, orman içindeki yanıcı bitki materyalinin birikmesi, yerleşimlerin orman alanlarına doğru genişlemesi ve parçalı arazi yönetimi de yangının afete dönüşmesini kolaylaştırıyor." ifadelerini kullandı.

Türkiye'de yangın riskinin artık yalnızca Ege ve Akdeniz'le sınırlı olmadığını söyleyen Ürker, "Son yıllarda İç Anadolu'nun, Karadeniz'in ve daha kuzeydeki orman alanlarının da olağan dışı sıcaklık, kuraklık ve kuvvetli rüzgâr koşullarında ciddi yangınlara açık hâle geldiğini görüyoruz. Yani hem yangın sezonunun coğrafyası hem de takvimi genişliyor." dedi.

“HAZIRLIKLAR AYLAR ÖNCE BAŞLAMALI”
Yangınların belirli bir büyüklüğe ulaştığında dünyanın hiçbir yerinde kolaylıkla kontrol altına alınamadığını belirten Ürker, "Her yangını başlangıç aşamasında söndürmek mümkündür. Ancak belli bir şiddetten sonra dünyanın hiçbir hava filosu onu durduramayabilir.
Çok sıcak, çok kuru ve rüzgârlı koşullarda, kesintisiz ve yüksek miktarda yanıcı madde üzerinde ilerleyen bir yangın belirli bir şiddeti aştığında, dünyadaki hiçbir hava filosu veya kara ekibi onu doğrudan durduramayabilir." diye konuştu.

Bu nedenle yalnızca hava aracı sayısına odaklanılmaması gerektiğini söyleyen Ürker, "Uçak ve helikopter sayısını artırmak gerekli olsa da tek başına yeterli değildir. Türkiye'nin asıl hazırlığı, yangın çıkmadan aylar ve hatta yıllar önce başlamalıdır. Yakıt yönetimi, peyzaj planlaması, yangına dirençli yerleşimler ve toplumun hazırlanması en az müdahale kapasitesi kadar önemlidir." dedi.

“TEK BAŞINA AFETİ ÖNLEMEZ"
"Başarılı bir yangın yönetimi; yangın öncesi risk azaltma, erken tespit, hazırlık, müdahale, tahliye ve yangın sonrası ekolojik restorasyon aşamalarının tamamını kapsamalıdır" diyen Ürker, Türkiye’nin son yıllarda erken tespit ve müdahale kapasitesinde önemli ilerleme kaydettiğini de ekledi.  

Ürker, "Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen sistemlerle saatlik yangın tehlike haritaları üretilebilmesi ve riskin birkaç gün önceden izlenebilmesi önemli bir avantajdır." ifadelerini kullandı. Ancak bunun tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Ürker, "Erken uyarı sistemi bize yalnızca nerede ve ne zaman yüksek risk oluşacağını söyler. Arazideki yanıcı madde yükü ve yerleşimlerin kırılganlığı değişmiyorsa, tehlikeyi önceden görmek tek başına afeti önlemez." diye konuştu.

Yangın riskini azaltmak için arazi yönetiminin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ürker, "Yüksek riskli alanlarda düzenli ve bilimsel temelli yanıcı madde haritaları hazırlanmalı. Uygun alanlarda mekanik seyreltme, diri örtü yönetimi, budama, kontrollü otlatma ve uzman ekiplerce yürütülen kontrollü yakma uygulamaları birlikte değerlendirilmelidir." dedi.

Ürker, Avrupa'da uzun yıllardır uygulanan kontrollü yakma ve planlı otlatma gibi yöntemlerin Türkiye için de önemli bir örnek oluşturduğunu belirterek, "Türkiye açısından keçi ve koyun otlatıcılığı, arıcılık, zeytincilik, bağcılık ve diğer geleneksel kırsal üretim biçimleri yalnızca ekonomik faaliyetler değildir; doğru planlandıklarında aynı zamanda yangın riskini azaltan arazi yönetim araçlarıdır." ifadelerini kullandı.

"YANGIN SEZONU DEĞİL, YANGIN YILI"
Türkiye'de yangın riskine ilişkin stratejilerin güncellenmeye başladığını ancak uygulamada hâlâ eski alışkanlıkların sürdüğünü söyleyen Ürker, Türkiye'nin teknik müdahale kapasitesinin ise küçümsenmemesi gerektiğini belirtti. Ürker, "Çok deneyimli orman yangını işçilerine, mühendislerine ve hava-kara koordinasyonuna sahibiz. Nitekim Türkiye, 2026 yazındaki Fransa ve İspanya yangınlarına Avrupa Birliği Sivil Koruma Mekanizması kapsamında hava aracı desteği sağlayan ülkeler arasında yer aldı." dedi.

Yangınlarla mücadelede başarı ölçütlerinin de değişmesi gerektiğini vurgulayan Ürker, "Bugün ihtiyaç duyduğumuz temel dönüşüm şudur: Başarıyı yalnızca 'yangına kaç dakikada ulaştık?' veya 'kaç hektarda kontrol altına aldık?' ölçütleriyle değerlendirmemeliyiz. Kaç hektarda yakıt sürekliliğini azalttığımızı, kaç köyü yangına dirençli hâle getirdiğimizi, kaç yerleşimde tahliye tatbikatı yaptığımızı, kaç çiftçiyi ve çobanı önleme çalışmalarına kattığımızı ve yangın sonrasında ekosistemin doğal yenilenme kapasitesini ne ölçüde koruduğumuzu da takip etmeliyiz." diye konuştu.

Uygulamada hâlâ yangın sezonunu ağırlıklı olarak haziran-eylül ayları arasındaki bir müdahale dönemi gibi algılama eğilimi bulunuyor. Oysa yeni koşullarda yangın riski sabit bir takvimle değil; sıcaklık, yağışsız geçen gün sayısı, rüzgâr, bağıl nem, canlı ve ölü yakıt nemi gibi değişkenlerle tanımlanmalıdır." dedi.

Bu nedenle "yangın sezonu" yerine "yangın yılı" kavramının benimsenmesi gerektiğini belirten Ürker, "Yaz ayları yoğun müdahale dönemi olabilir; fakat sonbahar ve kış yakıt yönetimi, bakım ve eğitim; ilkbahar ise denetim, tatbikat ve hazırlık dönemi olmalıdır. Yani yangın yönetimi on iki aya yayılan bir kamu hizmetine dönüşmelidir." diye konuştu.


ARŞİV