'Hatay defterleri' kitap oldu

Hatay Restaurant'ın sahibi Mehmet Ali Işık;  mekanın müdavimlerinden usta şair Cemal Süreya için kitap yazdı…

18 Şubat 2020 - 15:54

Adı sanatçıların, edebiyatçıların yapıtlarında sık sık geçen Hatay Restaurant sanat dünyamızın önemli mekanlarından olma özelliğiyle dikkat çekiyor.
53 yıllık, tarihi bir mekan olan Hatay Restaurant’ta bugüne kadar sergiler, konserler, imza günleri ve söyleşiler gerçekleştirildi.

Hatay Restaurant’ın ortaklarından Mehmet Ali Işık da sanata ve sanatçıya olan bakışıyla tanınan bir isim… Işık, 3 yıl önce Hatay Restaurant’ın tarihini anlatan yazı ve fotoğrafların bulunduğu “Bizim Hatay” adlı bir çalışmaya imza atmıştı. “Menüde Şiir Var” adlı bir de şiir kitabı olan Işık, şimdi de  “Cemal Süreya Hasretiyle 30 Yıl”  adlı bir kitap hazırladı.

DEFTERLERDEN KİTABA…

Hatay Restaurant, aynı zamanda “Hatay Defterler” ile de tanınıyor. Defterlere, mekanın müdavimleri duygu ve düşüncelerini yazıyor, isteyen resim yapıyor isteyen de fotoğraf yapıştırıyor. Işık, kendisine “Hatay Defterleri” fikrini veren arkadaşı Cemal Süreya’nın 30. ölüm yıldönümü nedeniyle defterlerde yer alan yazılardan bir seçki yaptı. Kitapta, Süreya için yazılan yazıların ve el yazılarının yanı sıra Hatay Restaurant’ta Cemal Süreya için yapılan etkinlikler, söyleşiler ile doğum günü kutlamalarının bilgi ve afişleri yer alıyor. Aynı zamanda Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği’nin de kurucularından olan Mehmet Ali Işık, dernek bünyesinde yaptıkları çalışmaları da fotoğraflarıyla anlatıyor.

SÜREYA İÇİN HATAY NEYDİ?

Mehmet Ali Işık yeni kitabı “Cemal Süreya Hasretiyle 30 Yıl” için Hatay Restaurant’ta bir etkinlik gerçekleştirildi. Nalan Çelik kitap üzerine değerlendirmede bulunurken, Mehmet Ali Işık da gazeteci-yazar Kadir İncesu’nun gerek kitap gerekse Cemal Süreya üzerine sorduğu soruları yanıtladı.

Çelik, konuşmasında Cemal Süreya’nın Hatay, Hatay’ın da Cemal Süreya için ne ifade ettiğini şöyle anlattı:

“Mehmet Ali Işık’a Hatay Defterleri’ni öneren Cemal Süreya ayrıca kendi için yazdığı ‘Hatay Günlükleri’nin 328. Gün’üne şöyle başlar; “Hatay öldü. Dün önünden geçiyordum. Bomboştu, oyulmuş bir gözü andırıyordu.’ 

Hatay, neydi onun için? Neleri yitirmişti hem kendisi, hem de sanatçı arkadaşları? Günlük anlatsın; ‘Bir kahveydi aynı zamanda: çay içmek için gidebilirdin. Kıraathane: Birçok yazımı orda yazdım. Posta kutusu: Mektuplar oraya gelirdi. Emanetçi: Bavulunu on gün bırak. İşyeri: Çok kişinin adresi. Son beş yıl içinde her Cuma gittim Hatay’a. Bazen de haftada üç kez. Kendi ayinini kurmuş bir meyhane.’

Kendi ayinini kurmuş meyhane ölmez,1986’dan beri Bostancı’da yaşamını sürdürmektedir. Cemal Süreya’ya ilişkin yazılmış yazılar, el yazıları, haberler, gazete kupürleri, toplantı ve anmalardan fotoğraflar, etkinlik afişlerinin yer aldığı Cemal Süreya Hasretiyle 30 Yıl kitabı, özlemin sanata ve yaşama dokunuşu.”

Mehmet Ali Işık ise, Hatay Restaurant’ta çalışmaya başlaması, Cemal Süreya ve dostları ile tanışmasıyla değişen yaşamından ilginç kesitler anlattı. Işık, Cemal Süreya’nın önerisi üzerine başladıkları Hatay Defterleri geleneğinin bugüne kadar sürdüğünü belirterek, “Her misafirimiz, arkadaşımız duygularını döktü Hatay Defterlerine… Hepsi de çok değerli… Hatay Defterlerinde hem bizim tarihimiz var hem de sanat tarihimiz” dedi. Bir soru üzerine “Cemal Süreya sonrası bende bitmez… Onu her yıl olduğu gibi anacağız, etkinlikler, söyleşiler düzenleyeceğiz” diyen Işık, söyleşi sonrası kitabını imzaladı.

TOSUNER’İN KALEMİNDEN SÜREYA

 Yazar Necati Tosuner’in kitapta yer alan “Son Yudum Gibi Bir Ders” başlıklı yazısı;

Cemal Süreya demek Üvercinka demektir.

  Onun ilk kitabı olan, 1958’de Yeditepe Yayınları’ndan çıkan Üvercinka, neredeyse daha ilk kitaptan Cemal Süreya’yı özetleyen çarpıcı bir yapıttır. Bu çarpıcılık büyük bir ilgi çekmiş ve Üvercinka kısa sürede tükenerek ikinci baskı yapmıştır. Bu da o yıllarda pek rastlanılmayan bir durumdur. Şairini özetleyen bir yapıttır dedim. Çünkü, hepimizi hayran bırakacak bir serüven, Cemal Süreya’nın daha sonra tüm yazdıklarında göreceğimiz ona özgü olan ölçülü cinsellik ve baştan sona zekâ, o kitaptan başlar. 1979’da biz Leman ile nişanlıyken Arif Damar’ın evine davetliydik. Orada Cemal Süreya ile beraber oturduk. Hatta Leman’a ısrar edip şarkı söylettiler.       “Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacak” diye şarkıyı söyledi Leman. Cemal Süreya da bu hangi makam diye sordu. Hüzzam olduğunu söyleyince,  “Ben demek ki hüzzam severmişim…” dedi.      Ben de Cemal Süreya’ya sert sert bakmışım. Çünkü böyle gül atar gibi yaklaşma… Biz de daha bir aylık nişanlıyız, sonra hep beraber gülüştük.

  O zamanlar, vapurdan Kadıköy’de inenler dolmuşlar kalabalık diye bahane eder, oralarda bir yerlerde otururlardı. Sonra, Hatay Lokantası’na Cemal Süreya sık gitmeye başlayınca -yazar çizer takımı da onun gittiği yerlere gitmeyi severdi- Hatay’da buluşma dönemi yaşanmaya başladı. Bir cumartesi günü Cemal Süreya’nın aklına bir şey geldi. Oranın sahiplerinden Mehmet Ali para verdi, Cemal Süreya oğlu Memo’yu oradaki Gençlik Kitabevi’ne gönderdi. Bir defter alındı. Bugün artık hep “Hatay Defterleri” diye anılan o birikime, öyle “Cemal Süreyavari” bir başlangıç pek yakıştı.

Çok yazık oldu, çok erken öldü. Bunlar tabii insana üzünç veriyor. Fakat şimdi onun böylesine seviliyor ve biliniyor olması da bir sevinç oluyor. 59 yaşında koskoca Darphane Müdürü ve Maliye Müfettişi öldü. O yıllardaki moda deyişle, bir dikili ağacı bile yoktu. O şimdi bir yerlerden övünüyordur bunun için.

 Cemal Süreya’yı sevmekle güzel bir sevinç yaşayabilir insan okurken. Biz tanırken o sevinci yaşadık.

 Son şiirinin adı “Üstü Kalsın”. Sanki son yudumda bir ders verirmiş gibi… “Üstü Kalsın” diye bir şiir yazarsan, çok geçmeden ölmeyi bilmek gerekir. Yok, eğer ölmez de yaşamayı sürdürürsen, madara olursun.


ARŞİV