Aile müessesesine bir kara komedi taşlaması

Senarist ve yönetmen Soner Sert, “Annem Hakkında” ile izleyiciyi bir yas töreninin ortasında, küçük burjuva değerlerinin ve erkeklik krizlerinin tartışıldığı bir sofraya davet ediyor

10 Nisan 2026 - 08:33

Soner Sert, festival yolculuğu devam eden ve İtalya’dan “En İyi Senaryo” ödülüyle dönen yeni filmi “Annem Hakkında” ile aile kurumunu mercek altına alıyor. Başrollerini Burak Dakak, Kadir Çermik, Başak Daşman, Name Önal, Sahra Şaş, Işıknaz Özedgü, Gürsu Gür ve Şerif Erol’un paylaştığı film, bir mevlit yemeği vesilesiyle bir araya gelen kalabalık bir ailenin, merhum annenin yokluğunda yaşadığı çatışmaları kara komedi türünde ekrana taşıyor. Aileyi bir “sevgi yuvası”ndan ziyade, mülkiyet ve ideolojik bir aygıt olarak ele alan Sert ile filmin çıkış noktasını, küçük burjuva ahlakını ve setin perde arkasını konuştuk.

  • Filmin adı “Annem Hakkında” ama anne yok. Bu yokluk üzerinden neyi görünür kılmak istediniz? Neden bu isim?

Görünmeyenin ya da gösterilmeyenin tuhaf bir gizemi var. Herkes aynı yerde bağrışıp duruyor ama asıl özne yok. Olmayan birinin üzerine hikâyeyi kurma fikri çok cazip geldi. Yokluk üzerinden anlam yaratmak bir süredir üzerine düşündüğüm bir olgu. Filmin yapısına da uygun olduğunu düşününce bunu tercih ettim.

Filmin ismi konusunda ilk etapta ekiptekilerle konuştuğumuzu hatırlıyorum. Neden “Karım Hakkında” ya da “Kardeşim Hakkında” değil diye... Neticede olmayan kadın, bu küçük aile üyelerinden biri oluyor.  Ben Caner'in tarafında olduğum için ismi “Annem Hakkında”.

  • Bu hikâyeyi yazarken sizin için asıl mesele neydi?

Yalnızca ekonomik ya da sosyal olarak değil, kültürel ve ahlaki olarak da küçük burjuvalar hâlâ toplumsal hayatta varlığını koruyor. Bahse konu bağlamlarda kapladıkları alanlarda yarattıkları anlamları aile olgusu üzerinden yeniden üretmeye gayret ediyorlar. Bu sebeple ailenin kapladığı yer ziyadesiyle önemli. Özetle, küçük aile ilişkileri üzerinden bir toplumsal sınıf üzerine taşlama yapma niyetim baştan itibaren hep vardı.

  • Aileyi bir sevgi alanı değil, bir güç ilişkisi olarak kuruyorsunuz. Bu bilinçli bir eleştiri mi?

Aile olgusu doğası itibariyle her şeyin başladığı yer olma özelliği taşıyor. Mülkiyet anlayışından aidiyete, emekten sevgiye değin pek çok bağlam bu olgunun muhtevasını oluşturuyor. Filmde, karakterlere ruhunu veren bu bağlamlar, temelde aynı olguya hizmet etmesi niyetiyle -eleştirel- bir noktadan hareketle yazıldı, oynandı, çekildi. Dolayısıyla evet, daha genel bir tartışmanın küçük bir prototipi denilebilir.

PROVOKASYON DEĞİL, BİR MEKANİZMANIN TEŞHİRİ

  • Sizce Türkiye’de “aile” hâlâ ideolojik bir aygıt mı?

Kesinlikle. Gramsci rıza yoluyla üretim bahsinde ailenin üzerinde özellikle duruyor ve onun durduğu yerden bugüne pek de bir şey değiştiğini düşünmüyorum. Aile hala ziyadesiyle güncel ve işlevsel bir yerde duruyor. Devletin bu yılı “aile yılı” ilan etmesinin özünde de bu var. Diğer taraftan sol siyasette de aile meselesinin önemli bir yerde durduğunu biliyorum. Bir önceki jenerasyondan sıklıkla duyduğum “Devrim ailede başlar.” sözünün özünde aidiyet barındıran küçük ilişkilerin dönüşüme aracı olma fikri yatıyor.

  • Film Türkiye’de aileyi ve erkekliği açıkça eleştiriyor. Dini ve ailevi değerleri bu şekilde kurduğunuzda “provokatif” bulunacağınızı düşündünüz mü?

Bahsettiğiniz aile, erkeklik ya da din olgusu gerek muhteva gerek de işleyiş açısından birbiriyle hısım olmanın yanı sıra öz itibariyle egemen sınıfın varlığını yeniden üretmek amacı ve niyetiyle kullanılıyor. Bu çerçeveden değerlendirildiğinde eleştirilmesinden daha doğal bir şey yok. Film, içerik olarak küçük aile ilişkilerine dair söz veya his üretme maksadı taşıyor. Bu bağlamdan hareketle bir anlatı kurma gayretinde olduğunu söyleyebiliriz. Özel olarak bir provoke etme durumu yok yani. (Gülüyor)

  • “Küçük burjuva” diyorsunuz. Filmde bu sınıf en çok hangi karakterde cisimleşiyor?

Yapısal olarak bir karakterin herhangi bir sınıfı/grubu/kişiyi temsil etmesi fikrinin işlevselliğine karşıyım. Bu husus biraz Temel fıkralarını anımsatıyor: Bir İngiliz, bir Fransız vesaire. Bu anlatı biçiminin karakterlerin derinliğine ulaşmada engel teşkil ettiğini düşünüyorum. Ancak “Annem Hakkında” özelinde bütün karakterlerin “küçük burjuva”  dünyasının bir parçası olduğunu söyleyebilirim.

  • Caner'in tarafındayım dediniz. Caner gerçekten bu yapının dışında mı, yoksa sadece başka bir versiyonu mu?

Kesinlikle içinde. Bir erdem timsali olarak, “kötü'lerin içindeki iyi” olarak kodlamadım onu. O da o dünyanın içinde ve diğerleriyle aynı değerleri benimsiyor ve sözüyle, tavrıyla, eylemleriyle yeniden üretiyor. Sadece bunun farkında değil.

“KARA MİZAH, GERÇEKLİĞİN İÇİNDEN ÇIKIYOR”

  • Yazdığınız senaryo ile ortaya çıkan film arasında ne değişti?

Yapısal bir değişiklik yok. Senaryoya sadık kaldık. Kurguda da filmin ritmini düzenleme haricinde bir oynama yapmadık.

  • Film boyunca sert bir gerçekçilik var ama yer yer absürt ve ironik bir ton da hissediliyor. Mizah karanlık bir yerden geliyor. Bu iki tonu nasıl dengelediniz?

Bahsettiğiniz mizahın geldiği karanlık yer, aynı gerçekliğin kendisinden çıkıyor. Dolayısıyla hayatın içinde zaten bu var. En dramatik olaylarda bile gülünebilecek ya da en azından tebessüm ettirebilecek gizil bir an saklı olduğuna inanıyorum. Bir anlam ya da his yaratmak için bu anların var olan gerçekliğin etkisini arttırdığına inanıyorum. İki ton arasındaki denge yazarken beliriyor elbette ama son sözü tabii ki kurgu söylüyor. Umulanın aksine bir durum ortaya çıkarsa kesiyoruz.

  • Özellikle baba karakteri, kolayca karikatüre kayabilecek bir yerde duruyor bu karakterin karikatüre kayma riskini nasıl yönettiniz?

Senaryoyla birlikte uzun karakter analizleri yazıyorum. Çekimlerden önce oyuncularla bir araya geliyoruz ve bu analizler üzerine konuşuyoruz. Muharrem karakterini canlandıran Kadir Çermik'le yaptığımız görüşmelerde de diğer oyuncularla olduğu gibi bu analizlerden hareketle ilerledik. Gerisi kolayca geldi. Kadir abi şahane performans çıkardı.

“TARAFSIZ BİR YERDEYİM”

  • Hikâyeyi Muharrem’in gözünden çekseydiniz, film nasıl değişirdi?

Aslında hikâyeyi Muharrem'in karşısında duran Caner'in gözünden çekmedim. Caner'e yakınım, bir başka ifadeyle ona karşı anlayışlıyım ama tam anlamıyla bir özdeşleşme yarattığım söylenemez. Ben daha tarafsız bir yerdeyim. Baştan beri konumum buydu.

  • Seyirci filmi izledikten sonra sizce kimi savunur?

Hiç kimseyi. Zaten ilk andan itibaren bundan uzak durmaya çalıştım. Hikâyedeki bir karakteri savunmak için kısmen de olsa o karakterle özdeşleşmek gerekir. Özdeşleşme seyirci için arınma sağlamaya aracı oluyor. Bu içerikte bir filmin arınmaya ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.

  • Çekimler sırasında “kes” dedikten sonra en çok gülmenize sebep olan sahne hangisiydi?

Bütün ailenin toplandığı, herkesin birbirine laf atıp kavgaya tutuştuğu bir sahnede ortalık öyle karıştı ki Kadir Abi öfkeyle masadaki yerine geçip oturduktan sonra altında sandalye olmadığını fark ettik. Hiç bozuntuya vermeyip öyle bir sandalyeye oturma numarası yaptı ki bütün set gülmekten kırılmıştı. Onun dışında da illaki olmuştur komik anlar ama benim en çok aklımda kalan bu.

  • Sette en çok tekrar alınan sahne hangisiydi?

Arabadaki kusma sahnesi olabilir. Onun hazırlanması, sahici olması, etrafa bulaşması vs. gerekiyordu, epey çektik, diye hatırlıyorum. Ya da hava çok sıcak olduğu için bana fazla uzun gelmiş de olabilir. (Gülüyor)

  • Filmin yolculuğu ne? Ne zaman, nerede izleyeceğiz?

“Annem Hakkında” ocak ayında 24. Dhaka Uluslararası Film Festivali'nde dünya prömiyeri yaptı. Ardından da Hindistan'da 22. Üçüncü Göz Film Festivali'nde ve İtalya 2. Sapienze Film Festivali'nde yarıştı, En İyi Senaryo Ödülü'nü aldı. Son olarak 2. Marte Film Festivali'nde hem Burak Dakak hem de Kadir Çermik festivalin En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazandı. Önümüzdeki günlerde 46. İstanbul Film Festivali “Yeni Bakışlar Bölümü”nde yarışacak.

Annem Hakkında 11 Nisan Cumartesi günü saat 13.30'da Atlas Sineması'nda, 12 Nisan Pazar günü saat 19.00'da Kadıköy Belediyesi Sinematek Sinema Evi’nde gösterilecek.


ARŞİV