Atatürk Kitaplığı

Bu köşede, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatan eserlere yer vereceğiz. Atatürk’ün hayatı, mücadelesi ve devrimleri üzerine yazılmış bu kitapların devlet adamı ve bir lider olması dışında çok yönlü kimliğini ve entelektüel derinliğini tanımamızı sağlayacağını umuyoruz. Bu hafta Hulusi Turgut’un derlediği “Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları” kitabından bölümler paylaşıyoruz. İyi okumalar.

08 Ocak 2026 - 12:50

KILIÇ ALİ’NİN ANILARI (4)

Atatürk bir gün maiyeti ve arkadaşlarıyla birlikte Yalova'da, Baltacı Çiftliği civarında bir gezinti yapıyordu. O sırada rengi sararmış, karnı büyümüş, sıtmalı gibi görünen küçük yaşta bir çobana rastladı ve ondan yol öğrenmek istedi. Çocuk doğal olarak ne Atatürk'ü tanıyor ne de Atatürk'ün varlığından haberdar bulunuyordu. Saf bir doğallıkla sorulara cevap veriyordu. Atatürk, çocukla biraz sohbet ettikten sonra ona bir armağan vermek istedi. Adı Sığırtmaç Mustafa olan çocuk, armağanı almaya bir türlü yanaşmıyordu. Israrlar karşısında almaya mecbur olunca o da hemen belinde, kuşağının içinde sakladığı cevizlerden birkaç tanesini Atatürk'e verdi. Mustafa'nın bu jesti Atatürk'ün hoşuna gitti. Onun hemen kaplıcalardaki köşke getirilmesini emretti. Renksiz, çelimsiz, hastalıklı bir çocuk olan Mustafa'nın tedavi edilmesini istedi. Mustafa, yemek yemesini bile beceremeyecek bir ilkellik içindeydi. Hemen Etfal Hastanesi'ne yatırıldı.

Atatürk, Mustafa'ya yakın ilgi gösterdi. Tedavisini yakından izledi. Hatta bir gece ansızın hastaneye bile giderek Mustafa'nın sağlık durumu hakkında doktorlardan bilgi aldı.

Mustafa'yı bir süre sonra Kuleli Askeri Lisesi'nin üniformasıyla yine Dolmabahçe'de gördüm. Bir şehir çocuğu gibi konuşması beni hayrete düşürdü. Sığırtmaç Mustafa, askeri okullarda öğrenimini tamamlayarak ordumuzun seçkin subaylarından biri oldu. (Syf 578)

Atatürk, arkadaşlarının sorunlarıyla yakından ilgilenir, onlarin dertlerini ve sıkıntılarını hafifletmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmezdi.

Bir seyahat sırasındaydı. Beraberimizde bulunan Hasan Cavid pek konuşmuyor, durgun ve üzgün görünüyordu. Onun bu hali Atatürk'ün dikkatini çekmişti. Bize sordu:

"Hasan Cavid'in bir derdi var. Acaba nedir?"

Arkadaşlar, Hasan Cavid'in Adapazarı Bankası'na üç bin küsür lira borcu olduğunu, bunu ödeyemediği için üzüldüğünü anlattılar. Atatürk'ün söylediği şu oldu:

"Böyle bir şey için düşünmeye ve üzülmeye gerek yok. Söyleyin sıkılmasın, ben öderim."

Gerçekten ertesi gün Hasan Cavid'in bankaya olan borcunu ödediği gibi bir miktar parayı da kendisine verdirdi. (Syf 599)

Kanunlara göre, Cumhurbaşkanı'na hakaret edenler hakkında dava açabilmek için bu makamdan izin almak gerekiyordu.

Bir köylüyü Atatürk'e küfrettiği için mahkemeye verecekler di, Atatürk'ün iznini istiyorlardı. Atatürk sordu: “Ne yapmışım ben?”

“Gazete kâğıdına sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş, eli yanmış, 'Alsın bunu, içsin bakalım' demiş, küfretmiş!”

Atatürk, bunları söyleyen bakana sordu:

“Sen hiç gazete kâğıdına sarılmış sigara içtin mi?”

“Hayır" cevabını alınca dedi ki:

“Ben Trablusgarp'ta içtim. Bilirim, pek berbat şeydir. Köylü haklıdır. Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin ediniz!” (Syf 601)

Atatürk, ilk yıllarda Ankara'da yeni bir ev yapıldı mi, hele de zevkli döşenmiş ise, bir sebep bulur, gider, görür, tebrik ve teşvik ederdi. Özellikle bahçeli ve çiçekli evleri...

İlk Meclis'ten beri yanında ve sofrasında olan Eskişehir Milletvekili Emin Sazak'ın böyle bir ev yaptırdığını duydu. Aniden baskın yaptı. Ev geniş ve iki katlıydı. Kalabalık aile birinci katta oturuyordu. Orası daha çok pansiyonu andırıyordu. Özenli ikinci kat, sadece konuklara ayrılmıştı. Gerçekten de ilk kata göre çok konforlu, rahat ve genişti.

Atatürk, Emin Bey'i tebrik etti, “Güle güle otur” dedi, hediyelerini de verdi.

Yolda bize döndü:

“Hanginiz Emin Bey'e daha yakın dostsanız, tavsiye edin de kendi evinin ikinci katına bir süre misafir olsun” dedi. (Syf 607)

 


ARŞİV