Atatürk Kitaplığı

Bu köşede, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatan eserlere yer vereceğiz. Atatürk’ün hayatı, mücadelesi ve devrimleri üzerine yazılmış bu kitapların devlet adamı ve bir lider olması dışında çok yönlü kimliğini ve entelektüel derinliğini tanımamızı sağlayacağını umuyoruz. Bu hafta Can Yayınları tarafından Mustafa Kemal Atatürk’ün konuşmalarından derlenen “Yorulsanız Bile” isimli kitaptan bölümler paylaşıyoruz. İyi okumalar.

27 Şubat 2026 - 13:26

YORULSANIZ BİLE (1)

Paşa hazretleri, “Dün akşam siz yorgundunuz, biz de meşguldük, iyi görüşemedik. Bu harekâtın başından beri bizimle bulunmuş olsaydınız çok önemli yerler ve olaylar görecektiniz. Sizin için faydalı bir inceleme sahası olacaktı. Şimdilik ilk safha kapanmıştır,” dedi.

“Hakkınız var efendim. Bu yalnız benim için değil, milli hareketin esasını bilmek ihtiyacında olan bütün millet için, özellikle İstanbul için çok faydalı olurdu. Hem de böyle bir olgunun safhalarını tesbit edebilmek tarih için de gerekli olabilirdi. Fakat o zaman imkân bulunmadı. Bununla beraber yine bazı şeyler öğrenebilir, görülebilir!” dedim.

“Doğrudur. Fakat daha önceden anlaşılsa ve anlatılsaydı, daha iyi olurdu. Mesela bu hareketle ilgilendiğimiz için bundan bir-iki ay önce bizi maceracılıkla suçlayan bir-iki İstanbul gazetesi, isterdim, yakından temas etseydi de işin gerçeğini öğrenip ona göre tarif etseydi... Milletin hakkını aramasına bir-iki kişi maceracılık dediler. O hakkı geri almak için çalışanlar da maceracı birer muhteris oldu. Fakat durup dururken macera yaratmaya, maceracı olmaya, bilmem ki gerek var mıydı? Bu maceracı denen insanların rütbeleri mi eksikti? Şahsi haysiyetleri mi zarar görmüştü? Aç mı kaldılardı, yoksa şahsi gelecekleri kararmıştı? Hayır, değil mi ya? Her şeyleri yerli yerindeydi. O halde, özellikle bir savaş yorgunluğundan sonra dinlenmeye muhtaç bir kimsenin böyle kalkıp da maceralar, sıkıntılar yaratmaya ihtiyacı yoktu. Halbuki milletin ve memleketin istikbal ve şerefi söz konusu oluyordu. Bu mesele her düşüncenin üzerindedir.

Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir önemi, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yerine getirmek için ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese katılmak her kendini bilen vatandaşın görevidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin enkazı altında şunun, bunun özel şerefi de parça parça olur. Biz o genel şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza engel olabilecek şahsi rütbeleri, mevkileri de genel şerefi kurtarmayı hedefleyen bir gaye uğruna feda ettik.

Milletin hayat hakkı ve bağımsızlığını talep etmesi, birkaç kişi tarafından dünyaya güya hükümete karşı bir isyan niteliğinde yutturulmaya çalışıldı. Bir-iki kişiyi de suça teşvik eden kişiler olarak gösterdiler. Halbuki geçtiğiniz yerlerde de bizzat görmüşsünüzdür. Hükümetin kanunlarına her yerde itaat edilmiyor mu? Eğer konuştunuzsa ahalinin arzusu nedir? Bizzat kendi ağzından duymadınız mı? Şu halde bu, şahsi bir isyan, bir siyaset manevrası olarak düşünülemez, değil mi ya? Bu hareket milletin bir arzusu, hatta bir ihtiyacıdır. Bu arzu ve ihtiyacı meydana getiren şey de şahıslar değil, bizzat olaylardır. Devletin bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden yasal olmayan birtakım ihtiraslar, topraklarımıza, hiçbir hakka dayanmaksızın vuku bulan saldırılar, tehlike karşısında millete birleşmek lüzumunu duyurmuştur. Böyle bir harekete macera demek, bu hareketi takdir edenleri maceraperest olarak adlandırmak gafillik, kötü niyetlilik değil midir? Fakat böyle şahsi şeylerle uğraşılacak vakitlerde değiliz. Böyle birtakım adi, bayağı şeylere zamanın nezaketi müsait değildir. Bence muhalefet saygıya değerdir. Çünkü o da bir araştırma, bir şahsi hüküm sonucudur. Fakat edilecek itirazlar makul ve ılımlı olmazsa ve de meşru sebeplere dayanmazsa muhalefet değersiz olur,” dedi.

(…)

“Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidar mevkisine geçtikten sonra onun hakiki ihtiyaçlarını düşünecek yerde memleketi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yekililerin uyarılarına kulak asmayan, millete mevcut kuvvetleri şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü insanlardan hayli zarar  çekildi.” (Syf 26-28)

24-25 Ekim 1919’da Amasya’da Tasvir-i Efkar muhabiri Ruşen Eşref ile konuşmadan 

 


ARŞİV