Bu köşede, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatan eserlere yer veriyoruz. Atatürk’ün hayatı, mücadelesi ve devrimleri üzerine yazılmış bu kitapların, onun devlet adamı ve lider kimliğinin ötesindeki çok yönlü kişiliğini ve entelektüel derinliğini tanımanıza katkı sunmasını umuyoruz. Bu hafta, Klaus Kreiser’in kaleme aldığı ve İletişim Yayınları’ndan çıkan 'Atatürk' kitabından kesitler paylaşıyoruz
ATATÜRK (2)
Mustafa Kemal'in Piyade, Süvari ve Baytar sınıfları arasında seçme hakkı vardı (Topçu Birlikleri ile Deniz Kuvvetlerinin öğrenim kurumları ayrıydı). Piyade eğitiminde karar kıldı; daha sonra Yüzbaşı olarak bulunacağı Suriye'de ek bir Süvari ve Topçu eğitiminden geçecekti. O yıl Harbiye'nin birinci sınıfına imparatorluğun dört bir yanından 736 genç kabul edildi, sadece 459'u üç eğitim yılının ardından (azami puanların yarısından fazlasına tekabül eden) asgarî notu alıp Erkân-ı Harbiye Mektebi'ne girmeye hak kazandılar.
Harbiye değişik manalarda çok etnili ve belli bir derecede beynelmilel bir okuldu. (Syf 46)
Okula kaydından sonra Harbiye, Mustafa Kemal'in ikinci evi haline geldi. Üç yıllık Piyade eğitimini 1902'de, sekizincilikle tamamladı. Başarısı ona, subaylık eğitiminin en yüksek mertebesi olan üç yıllık Erkân-ı Harbiye Mektebi'nin kapılarını ardına kadar açmıştı. 1905 yılının başına kadar İstanbul'da geçirdiği altı seneye yakın süre, dramatik krizlere aşina Geç Osmanlı'nın en hareketli dönemlerinden biridir (Syf 48)
Sınıf arkadaşlarının, pek azı günümüze ulaşmış tanıklıklarına ve anılarına göre (ki en önemlisini Ali Fuad Cebesoy Sınıf Arkadaşım Atatürk başlığı altında yayımlamıştır) Mustafa Kemal, Manastır'da girdiği ve hanedanın devamı ile toprak kaybını durdurmuş bir imparatorluk hedefleyen eleştirel yurtseverlik rotasından hiç şaşmamıştı. (…)
Çalışkan ve hırslı delikanlıyı siyasî komitacıya döndüren tayin edici dürtüler aynı kuşaktan dostlarıyla oluşturdukları çevrede doğmuş ortak okumalarla büyüyerek güçlenmiştir. Fakat 1922'de Vakit başyazarı Ahmet Emin'e (Yalman) verdiği mülakatta İstanbul'daki ilk yılını boşa harcadığını da dürüstlükle anlatır:
Birinci sınıfta saf, gençlik hayallerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin hiç farkında olmadım. Ancak dersler kesilince kitaplara sarıldım. (Syf 51)
Mustafa Kemal geriye baktığında, matematik derslerine olan yetenek ve eğiliminin kendisini, pekâlâ ilgi duyduğu müzik alanına lâyıkıyla eğilmekten alıkoyduğuna üzülür. Bir Büyükada gezisinde arkadaşı Ali Fuad'a şöyle der:
“Fuat,” dedi. “Emin ol riyaziyeye verdiğim emek kadar şiire ve resme emek verseydim, beni Mekteb-i Harbiye'nin dört duvarı arasında kapanmış bulamazdın. Mehtaplı gecelerde mektepten kaçar, buralara gelirdim. Şiir yazardım, sabahın ilk ışıkları ile de resme başlardım.”
Ancak onu bu yüzden içli bir genç adam olarak tahayyül etmek doğru olmaz. Kendi neslinin hemen hemen bütün üyeleri gibi o da ilkbahara, aşka ve vapur gezintilerine adeta Klopstockvarî bir heyecan duyuyordu. Okulun avlusundaki veya arkadaşlarının müdavimi olduğu “Deutsche Bierhalle von Zowwe” (Alman Birahanesi, Posta Caddesi, No 10) meyhanesindeki sohbetlerde Napolyon'un seferleriyle Prusya'nın dünya sahnesine çıkışından edebiyat dergisi Servet-i Fünun'un son sayılarına zahmetsizce geçilirdi. Bu çevrede şiir yazmayana tuhaf gözle bakılırdı. Arkadaş çevresinde o yıllarda hangi kitapların okunduğunu daha iyi bilmek aydınlatıcı olurdu kuşkusuz. Ama bildiğimiz bir şey var: Konular daha çok kahvehane muhabbetiyle yatakhane fısıldaşması düzeyinde, ağızdan ağza dolaşıyor, gençlere ancak bölük pörçük ve çoğu kez eksik bilgi kırıntıları ulaşıyordu.
Mustafa Kemal, Harp Okulu'nun üçüncü ve son sınıfını par ak bir sekizincilikle bitirdi ve 1902'de Erkân-ı Harbiye eğitimine hak kazandı. Artık yılda yalnızca kırk mezun veren Harp Akademisi'ndeydi ki içlerinden yine yalnız “pekiyi” notuna layık görülenler kurmay subay olabiliyorlardı. Birçok arkadaşı gibi o da, Osmanlı ülkesinin durumuyla yoğun olarak ilgilenen parlak bir talebe olarak okudu.
(…)
Bu grubun mensupları arasında çok büyük ortaklıklar vardır. Hepsi de paralel kariyerler yapmış, Cihan Harbi'nin sonunda albaydan generale uzanan yüksek rütbelere ulaşmışlardır. İstanbul'da son Osmanlı padişahının çevresinde kümelenmiş eski elit ile Anadolu direnişinin adamları arasında, aşağı yukarı 17 yaş fark vardır. Mustafa Kemal'in nesli, Cumhuriyet'in kaderine 1970'lere gelinceye kadar damgasını vuracaktır.
Siyasî bilincini kazandığı bu seneleri daha sonraları şöyle anlatacaktı:
Memleket idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık. Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi anlatmak hevesine düştük.Mektep talebesi arasında okunmak üzere mektepte el yazısiyle gazete tesis ettik. Sınıf dahilinde ufak teşkilatımız vardı. Ben heyet-i idareye dahildim. Gazetenin yazılarını ekseriyetle ben yazıyordum. (Syf 55-56)