Ayşe Kulin: “Kabiliyetsiz bir çocuktum”

Ortaokul yıllarında yazdığı bir yazının ardından hayatında ilk defa bir şey başardığını hissettiğini söyleyen Ayşe Kulin, yazarlık serüvenini ve anılarını TESAK’ta okurla paylaştı

16 Mart 2026 - 14:11

Kadıköy Belediyesi Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi (TESAK) tarafından düzenlenen “TESAK Cumartesi Söyleşileri” kapsamında yazar Ayşe Kulin edebiyatseverlerle buluştu. “Hayat, Hikâyeye Dönüşünce: Ayşe Kulin ile Romanın Tanıklığı” başlıklı söyleşi 15 Mart’ta TESAK Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Didem Bayındır’ın moderatörlüğündeki söyleşide edebiyatın hafızayı koruması, geçmişi anlatıya dönüştürmesi ve romanların tanıklık biçimi ele alındı. Söyleşide konuşan Ayşe Kulin, çocukluk yıllarında kendisini “kabiliyetsiz bir çocuk” olarak gördüğünü, ancak okulda yazdığı bir metnin öğretmeni tarafından fark edilmesiyle yazma yeteneğini keşfettiğini anlattı. Yazarlık serüveni ile ilgili anılarını da  paylaşan Kulin, edebiyatın aynı zamanda toplumun sosyal tarihini taşıyan güçlü bir araç olduğunu vurguladı. 

 “YAZMA FİKRİNİN IŞIĞI O GÜN İÇİME DÜŞTÜ”

Söyleşide yazarlık yolculuğunun başlangıcını anlatan Kulin, çocuklukta kendisini “kabiliyetsiz” hissettiğini ve ailedeki müzik deneyimlerinin çoğunda başarısız olduğunu şu sözlerle dile getirdi: “Ben kabiliyetsiz bir çocuktum. Ailede herkes bir şey çalardı. Anneannemin piyanosu vardı. Ankara’da oturuyorduk, babam piyano getirtti, hoca tutuldu. Altı ay sonra hoca babama ‘Muhittin Bey, benim vaktime de sizin paranıza da yazık oluyor. Bu çocukta kulak yok’ dedi. Annem hafifçe sevindi çünkü küçük bir evde oturuyorduk ve o büyük piyano evden gitti. Sonra okul müsamerelerinde dans ediyordum, koroya girdik ama bana ‘sen söyler gibi yap, ses çıkarma’ dediler. Neden diye sordum ‘detone ediyorsun, sende ses yok’ dediler. Yani kulak yok, ses yok. Kompleksli bir çocuktum, hiçbir şeyde işe yaramıyormuşum gibi hissediyordum.” 

Yazma yeteneğini ortaokulda fark ettiğini anlatan ve o anı anlatan Kulin, “Öğretmenimiz bize bir kitap okuttu ve ‘bir A4 kâğıdına bu kitaptan ne anladığınızı yazın’ dedi. Herkes özet yazmış ama öğretmen ‘ben sizden özet istemedim’ dedi. Sadece bir kişinin yazısı farklıydı. O kişi de ben çıktım. O gün hayatımda ilk defa bir şeyi başardığımı hissettim. O kadar çok sevinç duydum ki galiba yazma fikrinin ilk ışığı o gün içime düştü.”

“AYLİN’İN HİKÂYESİ ÖLÜMÜNDEN SONRA BAŞLADI”

Okurla geniş ölçekte buluşmasını sağlayan “Aylin” romanının ortaya çıkışını anlatan Kulin, Aylin’in yakın akrabası olduğunu söyledi: “Ben yazarlıkla hayatımı kazanmaya çalışıyordum. Çeşitli dergilerde yazıyordum. O dönemde ilginç hayatları anlatan bir seri hazırlama fikri ortaya çıktı. Aylin’in hayatı da listede yer aldı çünkü çok ilginç bir hayatı vardı. Bana ‘gel Amerika’ya, birlikte hazırlayalım’ demişti. Ben plan yaparken Aylin vefat etti. Ölü bulundu. Bunun üzerine Amerika’ya gittim ve onun hayatını araştırmaya başladım.” 

Kulin ayrıca, süreçte gazeteci gibi çalıştığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Aylin’in arkadaşlarıyla, meslektaşlarıyla, hastalarıyla, hayatına dokunan herkesle konuştum. Bir gazeteci gibi çalıştım. Onun hayatını o şekilde yazdım. Kitap çok sattı. Daha önce öykü kitaplarım vardı, hatta ödül de almışlardı ama kimsenin haberi yoktu. Ama Aylin büyük bir patlama yaptı.”

“EDEBİYAT SOSYAL TARİHTİR”

Söyleşide edebiyatın toplumsal hafızadaki yerine değinen ve romanların bir tür sosyal tarih olduğunu, geçmişi anlamada önemli bir rol oynadığını söyleyen Kulin, “Bence edebiyat sosyal tarihtir. Çünkü tarihi artık tamamen unuttuk. Bir gün Urla’da bir genç kız benden kitap istedi. ‘Nasıl bir kitap istersin?’ dedim. ‘O ne demek?’ dedi. Meğer hayatında hiç kitap okumamış. Ona bir kitap verdim ve içinde işgal yıllarını anlatan bölümler olduğunu söyledim. ‘Ne işgali?’ diye sordu. ‘Cumhuriyet nasıl kuruldu?’ dedim, hiçbir fikri yoktu. Böyle şeyleri duyunca çok şaşırdım.” dedi. Ayrıca bu durumun kendisini çok etkilediğini belirten Kulin, “Bir ülkenin çocukları kendi tarihini bilmezse milli bilinç gelişmez. Demiyorum ki herkes tarih profesörü olsun ama ana hatlarıyla bilmek gerekir. O yüzden romanların bu açıdan da çok önemli bir işlevi olduğunu düşünüyorum.” dedi.

“KIZ ÇOCUKLARININ EĞİTİMİ ÇOK ÖNEMLİ”

Özellikle Türkan Saylan ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile tanışmasının kız çocuklarının eğitimi konusundaki bakışını değiştirdiğini belirterek derneğin çalışmalarına da değinen Kulin, “Türkan Saylan’ı tanıdıktan sonra kız çocuklarının eğitimi konusunda çok daha fazla düşündüm. Türkiye’de özellikle kırsal bölgelerde kız çocuklarının okula gitmesi hâlâ zor. Bazıları dini nedenlerle evde tutuluyor, bazıları ise yoksulluktan gidemiyor. Çünkü çocuğun ayağına bot lazım, mont lazım, kitap lazım. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği okumak isteyen ama imkânı olmayan kız çocuklarına destek veriyor. Bugün binlerce kız çocuğu o sayede okuyor. Kaymakam olan var, müdür olan var, sanatçı olan var. Kızların eğitimi çok önemli çünkü eğitimli bir kadının yetiştirdiği çocuk da farklı oluyor.” dedi.

“KİTAP OKUMAYI SEVDİRMİŞ OLABİLİRİM”

Kitaplarının okurlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığını anlatan Kulin, “Ben okurlarımda neyi dönüştürdüğümü bilemem. Ama belki kitap okumayı sevdirmiş olabilirim. Çünkü kolay okunan kitaplar yazıyorum galiba. Bir konuyu yazacaksam da çok araştırırım. Okuru yanlış bilgiyle karşı karşıya bırakmak istemem.” diye konuştu. 

 


ARŞİV