Kadıköy Belediyesi’ne bağlı Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi (TESAK), “Cumartesi Söyleşileri” kapsamında yazar Behçet Çelik’i ağırladı. “Bir Zamanın Dışında, Başka Bir Zamanın Akışında” başlıklı söyleşi, 11 Nisan Cumartesi günü gerçekleşti. Moderatörlüğünü editör Didem Bayındır’ın üstlendiği etkinlikte, Çelik’in metinleri üzerinden edebiyat, yazma süreci ve zaman kavramı üzerine kapsamlı bir sohbet yapıldı.
ORTAOKUL YILLARINDA BAŞLAYAN ÖYKÜ YAZMA İSTEĞİ
Yaklaşık 40 yıldır edebiyatla iç içe olduğunu belirten Çelik, yazma serüveninin çocukluk yıllarında başladığını anlattı. “Kitap okunan bir evde büyüdüm. Kitap edinmek istediğimde ailem her zaman teşvik etti, bu benim için önemli bir imkândı.” diyen Çelik, özellikle ortaokul yıllarında okuduğu yazarların kendisinde yazma isteği uyandırdığını ifade etti.
Sait Faik, Orhan Kemal ve William Saroyan’ın etkisine değinen Çelik, “ Onları okuyunca kendi kendime öykü yazmaya başladım. Orta sondayken Adana’da yayınlanan ve yeni çıkan yerel edebiyat gazetesine hemen yazdığım bir öyküyü gönderdim. İkinci sayısında küçücük bir not adımı gördüm, ‘Behçet Çelik öykünüzü aldık, hakkındaki değerlendirme gelecek sayı çıkacak’ diye fakat gazetenin üçüncü sayısı çıkmadı. Sene 1983’tü. 12 Eylül baskısı nedeniyle mi çıkaramadılar mı bilmiyorum.” dedi.
1985 yılının UNESCO tarafından Dünya Gençlik Yılı ilan edilmesiyle Milliyet Sanat Dergisi’nin her sayısında iki sayfayı gençlere ayırdığını söyleyen Çelik, “Oraya gönderdiğim bir deneme 1985 Mayıs ayında yayınlandı, kendi adımı ulusal süreli yayında gördüm. Ama birkaç arkadaşım dışında okuldaki edebiyat öğretmenime de gösteremedim. Belki ‘gösteriş gibi mi olacak’ dedim. Ama şehrin sokaklarında, Milliyet Sanat’ta yazısı çıkmış 17 yaşında bir delikanlı olarak gururla yürüdüm.” diye konuştu.

KÜÇÜK NÜANSLARI YAKALAYABİLMEK
Yazma sürecine dair düşüncelerini paylaşan Çelik, metinlerini planlayarak değil, hayatın içinden gelen duygularla kurduğunu söyledi. “Hiçbir zaman ‘şunu yazayım’ diye oturmadım. Hayatın içinde karşılaştığım bir durum, ‘buradan bir hikâye çıkar’ hissi yaratıyor ve ben o hikâyeyi anlatmaya başlıyorum.” diye konuştu.
Yazarken karakterlerle kurduğu ilişkiye de değinen Çelik, “Hikâyeyi kurarken ister istemez karakterin yerine geçiyorum. Bu süreçte kendi meselelerim de metne karışıyor; ne kadarı ben ne kadarı karakter bazen ayırt etmek zorlaşıyor.” ifadelerini kullandı.
Söyleşide zaman kavramı üzerine de konuşan Çelik, yazma sürecinin aynı zamanda zamanı anlama çabası olduğunu vurguladı. “Zaman benim için hâlâ anlaşılması güç bir şey. Belki de bütün yazma çabam biraz onu anlama çabası. Zaman geçiyor ama bazı anlar sanki hiç geçmemiş gibi hissediliyor” dedi.
“EDEBİYAT ŞİFA ALANI”
Çelik, “Öykü ve romanlarımdaki kişiler içe bakmaya eğilimliler. Bazen beceriyorlar, bazen beceremiyorlar. Bir şeyin yokluğunun farkındalar ama neyin yokluğunu kestiremiyorlar, yanılsamalar da var. Kendilerinin karşılığının peşindeler.” diye konuştu. Huzurlu olmayan kişileri yazdığını dile getiren Çelik, “Bağırıp çağırmayan, içine konuşan kişiler. Eğer becerebiliyorsam içe dönük kişinin huzursuzluğunu deşerken, huzursuzluğun nedenleri arasında varoluş, sistem ve toplumsal sistemin altını çok çizmeden ima düzeyinde göstermeye çalışıyorum.”dedi.
Edebiyatın kendisi için bir baş etme ve iyileşme alanı olduğunu dile getiren Çelik, “Yazmak da okumak da insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi derinleştiriyor. Edebiyat, zor zamanlarda sığınılan bir alan.” ifadelerini kullandı.
YAZARLIK İLE AVUKATLIK
Aynı zamanda avukat olan Çelik, meslek seçiminin yazarlıkla ilişkisine de değindi. Gençlik yıllarında mühendislik okumayı planladığını ancak daha sonra yönünü değiştirdiğini belirten Çelik, “Avukatlık bana yazmak ve okumak için alan açtı. Zor bir meslek ama aynı zamanda üretkenliğimi de besledi.” dedi.