"Bu filmi çocukluk travmalarımızın intikamı için yaptık”

Kadıköy Kadın Film Günleri, Filmmor yapımı “70-80-90: Masum, Küstah, Fettan” belgeseli ile sona erdi. Gösterim sonrası düzenlenen söyleşide Yeşilçam’da kadın temsili konuşuldu

14 Mayıs 2026 - 12:42

Kadıköy Belediyesi ile Filmmor Kadın Kooperatifi iş birliğiyle düzenlenen “Kadıköy Kadın Film Günleri”, ayda bir kez kadın yönetmenlerin imzasını taşıyan yapımları Caddebostan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluştu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında hazırlanan etkinlik dizisi, 1 Mart’ta Mihri Müşfik’in yaşamını anlatan “Kim Mihri” filmiyle başladı. Etkinlik kapsamında 18 Nisan’da yönetmen Vuslat Saraçoğlu imzalı “Bildiğin Gibi Değil” filmi gösterildi. Programın son gösterimi ise Filmmor yapımı yönetmen Melek Özman’ın “70-80-90: Masum, Küstah, Fettan” belgeseli ile gerçekleştirildi. Gösterimin ardından düzenlenen söyleşide, özellikle 70’li ve 80’li yıllarda kadın karakterlerin sinemada nasıl konumlandırıldığı, bu temsillerin hangi üretim ilişkileri içinde şekillendiği, Yeşilçam’da kadın temsili, sinemadaki cinsiyetçilik ve kadın bedeninin nesneleştirilmesi üzerine konuşuldu.

“AKADEMİK VE DİDAKTİK FİLM İSTEMİYORDUK”

Belgeselin yaratım sürecini anlatan ve ortaya çıkan arşiv çalışmasının Türkiye sinema tarihi açısından önemli olduğunu söyleyen Alin Taşçıyan, “Bu filmi yaparken akademik ve didaktik bir şey istemiyorduk. Mizahı olan ama eleştirisini de doğrudan yapan bir iş olsun istedik. Ben seviyorum bu işi. Biz yüzlerce Yeşilçam filmini tarayarak ortaya çıkan bu büyük arşiv çalışmasında o kadar çok filmden alıntı kullandık ki bazen çalışırken rastladığımız sahnelere biz bile yeniden şaşırdık. Filmin yalnızca nostalji üretmesini değil, Yeşilçam dönemindeki kadın temsillerini eleştirel bir gözle yeniden tartışmaya açmasını hedefledik.” dedi. 

Belgeselde mizahın bilinçli bir tercih olduğuna da dikkat çeken Taşçıyan, “Eleştiriyi mizahla yapmak en uygar eleştiri biçimlerinden biri ve biz bu filmde yanlış gördüğümüz şeyleri doğrudan görünür kılmaya çalıştık. Kadın sömürüsünü, beden sömürüsünü ve cinsiyetçiliği hiçbir şekilde görmezden gelmeden anlatmayı tercih ettik.” ifadelerini kullandı.

“KADINLAR SADECE GÜZEL OLARAK TANIMLANDI”

Yeşilçam’da kadın temsiline ilişkin değerlendirmelerde, kadın karakterlerin uzun yıllar boyunca çoğunlukla dış görünüşleriyle tanımlandığı ve afiş ile senaryolarda nesneleştiren bir dilin kullanıldığı vurgulayan Taşçıyan, “Kadına yapılabilecek en büyük iltifatın güzel demek olduğu bir dönemdi ve kadın karakterlerin öne çıkan tek özelliği çoğu zaman sadece dış görünüşleriyle sınırlıydı. Hikâyeler onların duygularını, düşüncelerini ya da bireysel varoluşlarını ikinci plana atıyordu. Ayrıca birçok Yeşilçam yönetmeni öz eleştiri yapmaktan kaçındı. O kuşaktan çok az kişi gerçekten öz eleştiri yaptı, çoğu ise ‘o dönem böyleydi, yapımcı ne istediyse onu yaptık’ diyerek sorumluluğu geçiştirdi.” dedi.

“NERİMAN KÖKSAL’I SEVİYORDUM”

Yönetmen Melek Özman ise Yeşilçam filmlerinin kendi kuşağı üzerindeki etkisini anlatırken çocukluk yıllarına şu sözlerle değindi:  “Artvin’de elektriğin olmadığı bir köyde büyüdüğüm dönemde cumartesi akşamları TRT’de Türk filmleri izlerdik ve köyde herkes Türkan Şoray’a özenirken ben Neriman Köksal’ı seviyordum. Çünkü o masaya vuruyor, itiraz ediyor. Ben çocuk aklımla bile başka bir kadınlık hali mümkünmüş gibi bir duygu hissediyordum. Bu filmi aslında çocukluk travmalarımızın intikamını almak için yaptık. Çünkü o filmler bizim kuşağımızın kadın algısını çok derinden şekillendirdi.” dedi.

Yeşilçam sinemasının kadın temsiline dair anlatımını kendi kişisel hafızası üzerinden yorumlayan Özman, “Çocukluk yıllarımda izlediğimiz filmler yalnızca bir eğlence değil, aynı zamanda kadın ve erkek rollerine dair bakışımızı şekillendiren güçlü bir anlatıydı. Kadınlara, kişiliklerinden çok dış görünüşlerine göre kalıplaşmış roller biçiliyor. Sarışın ve sert hatlıysa fettan olarak etiketlenirken, esmer ve daha masum bir ifadeye sahipse bakire köylü güzeli olarak rol biçiliyor. Bu nedenle bugün geriye dönüp baktığımızda o dönemin sinemasında kadınların nasıl konumlandırıldığını sorgulamak, aslında kendi hafızamızla da yüzleşmek anlamına geliyor. Bu belgesel de bunu en güzel anlatan örneklerden biri oldu.” diye konuştu. 

 


ARŞİV