Buğçe'nin 'oyuncak' evi...

Bostancı’da, maksimalist tarzda döşediği masalsı bir evde yaşayan ve üreten sanatçı Buğçe İçiuyan, hayatını bir "evcilik oyunu" gibi neşeyle var ediyor…

26 Mart 2026 - 12:12

Bostancı Lunapark’ın hemen yanında, en az lunapark kadar renkli bir evdeyim! Burası,o ünlü İsveç markasının eşyalarıyla bezeli, Fransız balkonlu, gökyüzüne yükselen tek tip apartman daireleriyle dolu modern dünyanın konut stoğunda, neşesiyle dikkat çeken bir başka yuva…

Peki burası kimin evi, neden rengârenk? Ben susayım, renkler ve Buğçe İçiuyan Yılmaz konuşsun…

-Renklerle dolu bu sıra dışı evin yaratıcısını tanımak isteriz.

İnanması güç ama Nisan'da 40 olacağım. (gülümsüyor) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Restorasyon Bölümü mezunuyum. Sanatla, tasarımla ve üretimle iç içe bir hayatım var. Şu anda ağırlıklı olarak el yapımı figürler üretip satıyorum. Peg doll (ahşap oyuncak bebek) denilen, küçük boyanmış ahşap figürleri masal ve film karakterlerine dönüştürüyorum. Polimer kilden minyatürler de yapıyorum. Bunlara ek olarak seramikle uğraşıyorum, ahşap boyama, dikiş ve el emeği olan her şey hayatımın bir parçası. Sosyal medyada da üretim sürecimi, evimi ve renkli dünyamı paylaşıyorum.

-Bu kadar müdahalede bulunduğunuz bu konutta kiracı değilsiniz sanırım.

Ev bizim. O yüzden tasarlarken ev sahibi kaygısı yaşamadık. Ama kiracı olduğum dönemde de kiracı dostu çözümlerle yaşam alanımı olabildiğince "ben" haline getirmişliğim var.

MEVSİME GÖRE DEKORASYON

-Bu renkli evinizi biraz anlatır mısınız? Renkleri, objeleri nasıl seçtiniz?

Bazı odalarda belirli renkleri ve temaları öne çıkardım. Evde iki atölyem var, biri pembe tonlarında, diğeri sarı ve yeşil ağırlıklı. Sarı atölyemde civcivli figürler var. Bir tanesini ekleyince diğerlerini de aldım ve böyle bir mini tema oluştu. Banyoda sarı, pembe ve mint tonlarını seçtim. Mutfakta ise meyveli ve hayvanlı figürler, çeşitli dekoratif araçlar var. Salonum ise tam anlamıyla bir gökkuşağı. Her renk ve her tema bir arada. Salon duvarımda kocaman gökkuşağı olan bir köşem var. Ayrıca evimizin dekorasyonu zaman zaman mevsime ve farklı temalara göre de değişiyor, böylece her dönem evimiz yeni bir enerji ve hava kazanıyor.

-Kıyafet tarzınız da oldukça renkli ve özgün. Hem kendinizi hem de evinizi bir sanat eserine dönüştürdüğünüzü söyleyebilir miyiz?

Evim, iç dünyamın ve yaratıcılığımın üç boyutlu yansıması. Burası sadece yaşadığım yer değil, aynı zamanda hayal kurduğum, ürettiğim ve kendimi ifade ettiğim bir alan. Bu açıdan evimi; sadece dekorasyonla değil, yaşam biçimimle ve günlük seçimlerimle şekillenen bir sanat eseri gibi görmek mümkün. Tabi iç dünyamı dış görünüşümde de yansıttığımdan bunlar benim için de geçerli diyebiliriz.

“YETİŞKİN OYUN ALANIM”

Buraya  “oyuncak ev” diyorlar. Bu benzetme nasıl hissettiriyor?

Keyif veriyor. Burası tam olarak benim yetişkin oyun alanım. Annem bir keresinde bizim hayatımız için “siz evcilik oynuyorsunuz” demişti ve bu tanımlama çok hoşuma gitmişti. Çünkü evcilik oynarken eğleniriz ama ev işleri yaparken o kadar da keyif almayız. Ben “evcilik” oynarken çok keyifliyim. Yaptığım her işi de bir oyuna çeviririm ve evim de  keşfedilecek detaylarla, küçük sürprizlerle dolu. Bu da bir oyun alanı hissi yaratıyor.

(Gözlük koleksiyonundan bir parça takan Buğçe’ye, evin iki kedisinden sosyal olanı -Shrek- fotoğraf çekiminde eşlik etti)

-İnsanın bugününü belirleyen şeylerin büyük kısmı çocukluğundan gelir ya, renklerle olan bağınız çocukken nasıldı? Zamanla nasıl evrildi?

Her çocuk gibi renkleri seviyordum, özel bir bağım yoktu. Ama lise ve üniversite yıllarımda, belirli bir dönemde kendimi sadece kırmızı, siyah ve beyaz renklerle ifade etmeye takmıştım. ardından tek renklere yoğunlaştığım dönemler de oldu. Zamanla tek bir rengi değil bütün renkleri sevdiğime, hepsini bir arada kullanabileceğime karar verdim. Bugünkü renkli dünyam, bu yolculuğumun ve keşfin bir yansıması; farklı dönemlerdeki tutkularımı, denemelerimi ve nihayetinde renklerin özgürlüğünü bir araya getiriyor.

-Büyümenin beraberinde getirdiği o “gri”, daha ciddi ve sınırlı dünyadan kaçmak için mi bu masalsı evreni kurdunuz?

Çocukken büyümenin sıkıcı olduğunu düşünüp büyümek istemezdim. Ama büyüdükçe öyle olması gerekmediğinin farkına vardım. Benim masalsı ve renkli evrenim bir kaçış değil, enerjimi beslediğim bir alan.

“SIĞINAĞIM…”

-Dış dünya kaotik, yorucu ve karanlık olabiliyor. Kapıyı kapatıp bu renkli dünyanın içine girdiğinizde, fiziksel ve duygusal olarak ne değişiyor sizde?

Koltuğa oturup etrafımı, duvarlarımı ve dekorlarımı seyretmek büyük bir huzur veriyor. Bazıları bu kadar detaylı bir dekorasyonu yorucu bulabilir, ama benim için tam tersine dinlendirici. Ruhumu rahatlatıyor, günün yorgunluğunu atmamı sağlıyor. Bazen dışarıdayken sadece eve dönmek istediğimi hissediyorum. Evim benim için enerjimi topladığım bir sığınak gibi.

-İnsanlar genellikle “yetişkin” olmayı ciddiyetle, sade ve donuk renklerle bağdaştırıyor. Siz bu algıyı canlı renklerle kırarken kendinizi “anlaşılmamış” hissettiğiniz anlar oldu mu?

Zaman zaman insanlar yaptığım seçimleri anlamayabilir ama bu benim için sorun değil. Çevrem, ailem ve arkadaşlarım sıradışı seçimlerime alışık olduklarından onların gözünde hiç sorun olmuyor. Tanımadığım ya da uzak olduğum birileri anlamasa da olur. Yaptığım seçimler önce kendim için. Bana iyi hissettiriyorsa ve başkasının alanına girmiyorsa, doğru yaptığımı biliyorum.

-Rengarenk halleriniz, duvardaki gökkuşağı... LGBTİ+ çağrışımı olan bu unsurları kullanmaktan çekinmiyor musunuz? Malum hükümet gökkuşağına savaş açtı.

Renkleri, figürleri ve objeleri, estetik ve duygusal tercihime göre kullanıyorum. Gökkuşağı bazıları için sembolik anlamlar taşıyabilir ama benim için öncelikli olan kendi yaşam alanımı yaratmak ve kendimi ifade edebilmek. Bu nedenle hiçbir şekilde çekinmiyorum. Simgeler, renkler ve objeler, benim için ifade özgürlüğü ve mutlulukla ilgili.

-“Birçok olumlu yorumun yanı sıra ‘bu ne ya?’ tepkileri de geliyor  ve bu çok doğal. Herkes aynı şeyleri sevseydi dünya katalog sayfası gibi olurdu..” diyorsunuz. Negatif yorumlarla baş etmeyi nasıl öğrendiniz?

Oldum olası seçimlerim sıradışı olduğu için “bu ne ya?” tepkisine çocukluğumdan beri alışkınım. Olumsuz eleştiriler, çokça gelen güzel yorumların çok küçük bir kısmı olduğu için beni hiç yıpratmıyor. Sonuçta herkesin zevki farklı. Bu evde biz yaşıyoruz ve bize iyi hissettiriyorsa benim için yeterli. Zaten kimse sizi buraya davet etmeyecek. (gülüşmeler)

-“Hayatında erkek yok, o yüzden bu kadar mutlu” yorumları da var, oysa  evlisiniz. Eşiniz Ayberk böyle bir evde yaşamaktan hoşnut mu? 

Ayberk'in mesleği iç mimarlık. Evimizdeki bazı odaların projelerini çizdi, tasarımlarını o yaptı. Renklere birlikte karar verdik. İkimiz de Güzel Sanatlar mezunuyuz, zevklerimiz paralel olduğu için seçimlerimizde zorlanmıyoruz. Bu ev sadece benim değil, onun da yaratıcılığını yansıtıyor. Hatta bazen “bu mobilya burada çok renksiz kaldı” diyerek rengarenk bir mobilya tasarlayıp, yaptırıp eve getiriyor. 

-Kadınlara yöneltilen “temizlik takıntısı”, “ev düzeni” gibi kalıplar yorumlarda da  karşımıza çıkıyor. Bu beklentiler ve cinsiyetçi bakış hakkında ne söylemek istersiniz?

Ülkemizde kadınların temizlik hassasiyeti olduğunu hep biliyordum ama evimi sosyal medyada paylaşmaya başladığımdan beri tahminimden çok daha ciddi boyutta olduğunu farkettim. Bu beni gerçekten çok şaşırttı! Ve evet kimse evdeki “erkeğin” de temizlik yapabileceğini düşünmüyor. Sonuçta bu evde 2 yetişkin insan (2 de kedi:) olarak yaşıyoruz ve 2 kişi bir evi rahatça temizleyebilir. Bu sorumluluk sadece kadında değil. “Eşim bana yardım ediyor” cümlesini de sevmiyorum çünkü yardım etmiyor, her şeyi birlikte yapıyoruz.

-Evinizi ziyaret eden insanların yaşadığı şaşkınlık ve mutluluk sizi nasıl etkiliyor? Misafirlerden gelen yorumlar, evle ilgili aldığınız kararları değiştiriyor mu?

Misafirlerimizin mutlu olması beni de mutlu ediyor. Gelenler ilk önce her köşeyi tek tek incelemeye başlıyor ve “bu kadar sıradışı şeyi nerden buldun, nasıl bir araya getirdin?” diye soruyorlar. Ayrıca “Sosyal medyada daha kalabalık duruyordu, gerçekte çok daha huzur vericiymiş” tepkileri de alıyorum. Bazen bazı objeleri ürkütücü ya da sevimsiz buldukları oluyor ama onların da bende anısı ve anlamı olduğu için orada durmaya devam edecekler. Burası benim yaşam alanım ve yaratıcılığımın yansıması olduğu için kararlarımı onlara göre değiştiremem.

 


ARŞİV