Kadıköy Kitap Günleri kapsamında düzenlenen “Kent ve İnsanın İzinde” başlıklı söyleşide yazarlar Behçet Çelik ve Figen Şakacı, Gazete Kadıköy Genel Yayın Yönetmeni Leyla Alp’in moderatörlüğünde okurlarla buluştu. Kent, aidiyet, hafıza, yoksulluk ve edebiyatın toplumsal dönüşüm karşısındaki rolünün konuşulduğu söyleşide yazarlar, değişen şehirlerin insan hayatındaki izlerini değerlendirdi.
“ŞEHİRDE KENDİMİZİ, KENDİMİZDE ŞEHRİ ARIYORUZ”
Söyleşinin açılışında kentle kurdukları ilişkiyi anlatan yazarlar, yaşadıkları şehirlerin edebiyatlarını nasıl şekillendirdiğini paylaştı.
Figen Şakacı, aidiyet duygusunun kendi yazarlığında önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Bakırköy’de doğduğunu ve uzun yıllar Cihangir’de yaşadığını belirten Şakacı, bir yere ait olabilmek için önce o kentte kaybolmayı bilmek gerektiğini ifade etti.
Yazma sürecinin yalnızca masa başında geçmediğini söyleyen Şakacı, “Bir şeyi ararken önce kaybolmayı, ne aradığını bilmemeyi seviyorum. Yazmanın önemli bir kısmı da sokaklarda, insanların ve mekânların izini sürerek geçiyor” dedi.
Yaklaşık 40 yıldır Kadıköy’de yaşadığını belirten Behçet Çelik ise İstanbul’un ve Kadıköy’ün kendisi için hem yazdığı hem de yazmayı öğrendiği yer olduğunu söyledi. Çelik, “Edebiyatı bir iz arama olarak düşünürsek; şehirde kendimizi, kendimizde de şehri arıyoruz.” diye konuştu.

“DÖNÜŞÜM BİR DOZER GİBİ”
Söyleşinin önemli başlıklarından biri de kentsel dönüşüm ve bunun toplumsal hafıza üzerindeki etkileri oldu. Şakacı, günümüzde yaşanan dönüşümün kentleri koruyan ya da güzelleştiren bir süreç olmaktan çıktığını belirterek, “Hafızayı yok etmek için tasarlanmış bir dozer gibi üstümüzden geçen bir şeyden söz ediyoruz. Artık bu şehirde bana beni hatırlatacak küçük izleri bulmakta zorlanıyorum.” dedi.
Özellikle yoksul mahallelerde yaşayanlar açısından kentin farklı anlamlar taşıdığına dikkat çeken Şakacı, şehirlerin kimi zaman bir sığınak, kimi zaman da bir kapan ya da kuyuya dönüşebildiğini ifade etti.
Behçet Çelik de uzun yıllardır aynı mahallede yaşamasına rağmen eski Kadıköy’ü özlediğini söyledi. Kentin yürünebilir, keşfedilebilir ve aylaklık edilebilir bir yer olmaktan uzaklaştığını dile getiren Çelik, bu değişimin yazdığı karakterlere de yansıdığını belirterek, “Eskiden sokaklarda dolaşan karakterler yazıyordum. Şimdi ise dışarıdaki karmaşadan kaçıp iç mekânlara sığınan karakterler ortaya çıkıyor” dedi.

“EDEBİYAT ÇÖZÜM SUNMAZ AMA AYNA TUTAR”
Edebiyatın toplumsal sorunlar karşısındaki işlevi üzerine yöneltilen soruları da yanıtlayan yazarlar, yazma motivasyonlarını anlattı.
Figen Şakacı, yazmayı bir kaçış değil, ayakta kalma biçimi olarak gördüğünü belirterek, “Ben normalleşmek için değil, delirmemek için yazıyorum. Edebiyat, içinde yaşadığımız sert gerçekliğin dışında yeni bir dil ve yeni bir gerçeklik kurma çabasıdır.” ifadelerini kullandı.
Behçet Çelik ise yazmanın kendisi için bir öğrenme süreci olduğunu söyledi. Hikâye ilerledikçe yeni bağlantılar keşfetmenin heyecan verici olduğunu belirten Çelik, “Edebiyatın doğrudan bir çözüm üreteceğini düşünmüyorum. Ancak yaşadığımız kentle kurduğumuz ilişkinin aynasını tutabilir.” dedi.
KAYBOLAN KÜLTÜR İKLİMİ
Yazarlar, İstanbul’un ve özellikle Kadıköy ile Beyoğlu’nun yıllar içinde kaybettiği kültürel dokuyu da değerlendirdi. Behçet Çelik, 1980’lerde Kadıköy’ün sahafları, sinemaları ve kültürel canlılığıyla çok farklı bir yer olduğunu belirterek, bugün bu atmosferin büyük ölçüde kaybolduğunu söyledi. “Eskinin Aylak Adam’ı bugün yazılsa muhtemelen bir AVM’de ya da bir asansörde geçerdi” sözleriyle değişimi özetledi.
Figen Şakacı da Beyoğlu ve Pera’nın bir dönem sanatçıların, yazarların ve sinemaseverlerin buluşma noktası olduğunu hatırlatarak, ekonomik ve toplumsal koşulların bu kültürel iklimi önemli ölçüde zayıflattığını ifade etti.
“MASAYA OKURLA OTURULMAZ”
Söyleşinin son bölümünde yazma süreçlerine ilişkin soruları yanıtlayan yazarlar, yazarken okuru düşünmediklerini söyledi. Figen Şakacı, “Masaya okurla oturulmaz. Yazarken önceliğim kurduğum dünya ve kendi edebi ahlakımdır.” dedi.
Behçet Çelik ise yalnızca son okuma aşamasında metnin anlaşılabilirliğini düşündüğünü belirterek, “Okurun hayal gücüne ve deneyimine alan açan boşluklar bırakmayı seviyorum.” diye konuştu.
Söyleşi, yazarların okurlardan gelen soruları yanıtlamasının ardından sona erdi.