Kamusal alanlara yaptığı çizim ve yerleştirmelerle tanınan sanat yönetmeni ve illüstratör Uğur Acil, sokak sanatı çalışmalarına bir yenisini İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından biri olan Söğütlüçeşme’de ekliyor. Acil’in imzasını taşıyan “DÜZ KOŞU/L” isimli enstalasyon Terminal Kadıköy’de geçenleri selamlıyor. 10 metre yüksekliğindeki figüratif yerleştirme, gündelik yaşamın koşturmacası içindeki şehir insanını belirli bir anda dondurarak ona yeni bir bakış sunuyor.
Bu eseri ve yaratıcısını daha yakından tanıyalım.
Eserlerinize aşinayız ama sizi pek tanımıyoruz.
1991 yılında Diyarbakır’da doğdum. Birçok projede illüstratör, art direktör ve sanatçı olarak yer alıyorum. Üretimlerimin çoğunu #storyshape (hikaye kurgusu) olarak adlandırıyorum. Daha çok günlük, aylık ve yıllık gözlemlediğim süreçlerin yansımalarını çiziyor ya da eskizliyorum ve bunların heykellerini, dijital oyunlarını veya tuvallerini üretiyorum. Ortaya çıkan sembolik yansımaları bir kompozisyona oturtup genel bir hikâye kurgusu oluşturuyorum. Bu hikâyelerde çoğunlukla yaşanmamış ya da olası ihtimallerin peşine düşüyor, onları sembollerle gizlemeye çalışıyorum.

Çalışmalarınızı ilk defa gören biri için sanatınızı nasıl tanımlarsınız?
Biçimsiz ama tanıdık, uzak ama bir o kadar da yakın.
Bir takipçiniz “İyi ki sanatçılar var, onlarla hayat vasatlıktan kurtuluyor” demiş. Buradan hareketle: neden sanat yapıyorsunuz, sanat ne işe yarar sizce?
Üretimlerimin sanat değeri taşıdığının düşünülmesi beni gerçekten heyecanlandırıyor. Kendi sürecimden yola çıkıyorum; anlık fikirlerimi ve düşüncelerimi aktarabileceğim her alan benim için bir kompozisyona dönüşüyor ve sonunda kendi sembolünü, kendi yolunu buluyor.
İzleyicilerinizin eserlerinize baktıktan sonra ne hissetmelerini umuyorsunuz?
Etkileşimde olmalarını ve yalnızca izlemelerini umuyorum. Mantık aramadan, orada o anda beliren bir sembol gibi kalmasını; renk, doku ve biçim üzerinden anlam aramalarını tercih ediyorum.
GALERİ DEĞİL SOKAK
Kadıköylü sanat oluşumu Hood Base, Efes Pilsen’in sanat platformu Kendine Has ve Onaranlar Kulübü’yle çalışmalar yaptınız. Galeri yerine daha çok kamusal alanı tercih ediyor gibisiniz.
Evet. Ergenlik dönemimden beri sokakta olmak üretimlerimin önemli bir parçası oldu. Graffiti ile tanışmam, tipografi dünyasına ve ardından grafik tasarıma yönelmemi sağladı. Alt kültürün beni besleyen alanlarını keşfettikten sonra kamusal alanla bağımı hiç koparamadım. Sokakta, kamusal alanda şahit olduğumuz her şey hayatın ta kendisi. Bunun bir parçası olmak beni hâlâ heyecanlandırıyor.
Kamusal alanda yerleştirme yaparken seçimlerinizi belirleyen motivasyon ne oluyor?
Aslında bu işler kendi yerini kendisi buluyor. Her sokak, her köşe, her bina kendi formu ve estetiğiyle zaten bir karaktere sahip. Ben de o alanın bir parçası olarak orada iz bırakmak istiyorum.
Terminal Kadıköy’deki enstalasyon için teklif onlardan mı geldi?
Evet, teklif CPM İstanbul (reklam ajansı) tarafından geldi. Sonrasında Terminal ekibiyle tanıştık, alan keşfi yaptık. Terminal’in enerjisi – bir yandan koşturma hâli, bir yandan istasyon olma durumu – beni çok heyecanlandırdı. O yüzden oraya “koşan ama bir anda durmuş”, cinsiyetsiz ve zamansız bir karakter yerleştirme fikri doğdu. Süreç böyle ilerledi.

Yapım süreci nasıldı?
Mekanın 3D model dosyalarını istedim, alan keşfini dijital ortamda da yaptım. Soyut karakterlerle çeşitli denemeler sonucunda, su yatağının üzerinden atlayıp hedefine koşan bir figürde karar kıldım. Yerleştirme vinçlerle yapıldı. Yeşilliklerin arasından koşan formu ve renk kontrastları ile mekânla uyum yakaladı.
Bu yerleştirmeniz neyi sembolize ediyor?
Bazen duralım ve koşmuş hâlimize bir bakalım isterim.

"KADIKÖY KONFORLU"
Üretimlerim ve merak duygum beni 18–20 yaşlarımda İstanbul’a çekti. Sivil toplum çalışmaları, ajans hayatı derken illüstrasyonlar aracılığıyla gözlemlerimi aktarmaya başladım. Yaklaşık 12 yıldır Kadıköy’de yaşıyorum; kendimi en çok ait hissettiğim ve ifade edebildiğim semtlerden biri.
Kültür-sanat açısından en canlı ilçelerden olan Kadıköy’ün ruhu sanatınıza nasıl yansıyor?
Kadıköy’ün bugünkü hâline gelmeden önceki dönemine de tanığım. Özellikle Yeldeğirmeni’ne aşinayım. Burası bir zamanlar getto havası olan, ucuz olduğu için tercih ettiğimiz bir mahalleydi. Zamanla popülerleşti; kültür-sanat insanları burada yoğunlaştı. Atölyelerin, kolektif üretimlerin olduğu o dönemde insanlar iletişimi üretim üzerinden kuruyordu. Kadıköy’ün ruhu hâlâ besliyor; hareket ettiriyor ve bir konfor alanı sağlıyor. Bu konfor da beraberinde iletişim ve ifade özgürlüğü getiriyor.
Sokakla etkileşimli işleriniz düşünüldüğünde, Kadıköy’ün duvarları, vitrinleri, kalabalığı size ne tür hikâyeler sunuyor?
Bir influencer, sokakta çizdiğim bir karakteri dövme olarak vücuduna yaptırmıştı. Bunu duyduğumda anladım ki bu sembolik yansımalar bir şekilde insanlara temas ediyor.

Sanatçının Kadıköy’deki kamusal alan yerleştirmelerinden bir seçki/Fotoğraflar: ULUÇ ÖZCÜ