“Edebiyat toplumsal belleğin taşıyıcısı”

Kadıköy Kitap Günleri’nde düzenlenen söyleşide okurlarıyla buluşan yazarlar Mehmet Fırat Pürselim ile Müge İplikçi, edebiyatın toplumsal belleği koruyan en güçlü araçlardan biri olduğunu söyledi

26 Haziran 2026 - 12:51

Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği Kadıköy Kitap Günleri kapsamında Fethi Naci Söyleşi Alanı’nda düzenlenen “Toplumsal Hafıza ve Edebiyat” söyleşisinde yazarlar Mehmet Fırat Pürselim ile Müge İplikçi okurlarıyla bir araya geldi. Söyleşide edebiyatın toplumsal hafızayı canlı tutmadaki rolü, tarihin dışında kalan insan hikâyelerini görünür kılması ve yazının birey üzerindeki dönüştürücü etkisi konuşuldu.

“EDEBİYAT HAYATI ÖĞRENME YOLUDUR”

Söyleşinin açılışında edebiyatın bireysel olduğu kadar toplumsal bir işlev üstlendiğini ifade eden Mehmet Fırat Pürselim, “Edebiyatın genel işlevleri ve toplumsal hafıza üzerine konuşacağız. Edebiyatta her kahramanın biricik olması istenir ama aslında anlatılanlar hepimizin hikâyesidir. Edebiyatın psikolojik etkileri vardır. Empati yeteneğini geliştirir, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlar. Ayrıca dilsel etkileriyle Türkçeyi daha iyi kullanmamızı ve kültürel belleğin aktarılmasını sağlar. Tarihi ve toplumsal etkileri de büyüktür. Edebiyat sadece boş zaman doldurmak değildir. Hayatı öğrenme yoludur. Resmi tarih her zaman büyük komutanların ve zaferlerin hikâyesini anlatır.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında edebiyatın halkı eğitme misyonu üstlendiğini belirten Pürselim, “Cumhuriyetin kuruluş döneminde de edebiyatın halkı eğitme misyonu vardı. Bu sadece resmiyetle değil, aydınların kendi biçtikleri misyonla ilerledi. John Steinbeck, 1920’ler Amerika’sındaki büyük buhranı, açlığı ve ırkçılığı anlatır. Resmi tarihin anlatmadığı o dönemi biz Steinbeck’in eserlerinden öğreniriz.” dedi.

Toplumsal hafızanın mekânlarla birlikte yok olabildiğine dikkat çeken Pürselim ise, “Mekânlar yıkıldığında toplumsal hafıza kayboluyor. Üsküdar’da eskiden var olanların yok olması gibi. Eskiden kültür aktarımı sadece kitap üzerinden yapılırdı.” ifadelerini kullandı.

“EDEBİYAT BELLEĞİMİZİN UYANIK KALMASINI SAĞLAR”

Toplumsal hafızanın geçmişle kurulan canlı bir ilişki olduğunu belirten Müge İplikçi, “Toplumsal hafıza, bir toplumun geçmişine dair imgeler, hatırlananlar ve en önemlisi unutulanlarla ilgili canlı bir ilişkidir. Ne kadar çok şeyi unutuyoruz. Bu hafıza, resmi tarih anlatılarıyla bireysel tanıklıklar arasındaki gerilimin pusulasıdır. Aile, sınıf, din ve ulus bu kolektif çeperin içine girer. Müzeler ve arşivler kıymetlidir ancak resmi tarihin manipülasyonu ile toplumsal hafıza arasındaki ayrımı görmek gerekir. Edebiyat, resmi tarihin bizi duvara savuran yanına karşı insani duygulardan örülü bir köprü görevi görür. Edebiyat, belleğimizin uyanık kalmasını sağlar. Muhalif yanıyla bize insan olduğumuzu, yalnız olmadığımızı ve kenara itilenlerin de bir tarihi olduğunu hatırlatır.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında dünya ve Türk edebiyatından örnekler veren İplikçi, “Steinbeck’in İnci kitabı derin yoksulluğun insanı nasıl dönüştürdüğünü müthiş bir dille anlatır. Türk edebiyatına gelirsek, Orhan Kemal’in eserlerinde yoksulluk ve insanlık bağı daha iyimserdir. Yakın tarihte ise Latife Tekin, yoksulluğun insanı nasıl çaresiz bıraktığını aktarır. Tanzimat’tan bu yana güçlü bir roman geleneğimiz var. Fatma Aliye, kendi adıyla yazamamış bir kadın olarak 19. yüzyıldaki kimlik mücadelesine ışık tutar. Oğuz Atay, seküler ve laik toplum arasındaki yerimizi çoktan araştırmıştır.” diye konuştu.

“YAZMAK İYİLEŞTİRİYOR”

Kendi eserlerine de değinen konuşmacılar, toplumsal hafızayı roman ve öyküler aracılığıyla gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladıklarını anlattı. İplikçi, “Kül ve Yel kitabımda Alzheimerlı bir kadının sürekli unutarak geçmişe dönmesini anlattım. Son kitabım Sahte Cennetten Kaçış’ta ise bir tarikat sarmalındaki kadının unutma ve hatırlama sancılarını ele aldım. Yazılarımda araştırmacı bir ruhla hareket ederim.” dedi.

Pürselim ise, “Benim Emanetimdeki Hayatlar romanım 1999-2000 yıllarında askerde geçen bir süreci ve ekonomik krizin toplumsal etkilerini anlatır. Hayat Apartmanı öykü kitabımda ise bir evin ağzından Ermeni tehcirinden başlayarak 6-7 Eylül olayları, 12 Eylül ve 99 depremine kadar uzanan toplumsal hafızayı anlattım. Ayrıca Pippa Bacca’nın hikâyesini de unutulmaması için kaleme aldım.” ifadelerini kullandı.

Yazmanın iyileştirici yönüne değinen İplikçi, “Yazmak beni öfkemi sağaltmaya ve anlamaya yöneltti. Birbirimizi dinlememize yardımcı oluyor. Yazmak iyileştiriyor. ” dedi.

Yazmanın kendisi için anlamına da değinen Pürselim, “Yazmak, insanlara dokunabilmemi sağladı. Yıllar sonra bir öğrencimin benden etkilenip yazmaya başladığını öğrenmek benim için en büyük mutluluk. Kurmaca dünyasında kendi hayatınızı birebir yazmazsınız, parçaları birleştirip kurgularsınız.” dedi.


ARŞİV