Feminist tiyatronun 25 yıllık serüveni

Feminist tiyatronun Türkiye’deki 25 yıllık yolculuğu, Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen söyleşide ele alındı. Etkinlikte feminist dramaturji, sahnedeki kadın temsilleri ve tiyatronun dönüşen dili konuşuldu

08 Ocak 2026 - 16:43

Feminist tiyatronun Türkiye’deki 25 yıllık serüveni, 4 Ocak Pazar akşamı Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen söyleşide ele alındı. Tiyatro Boyalı Kuş Genel Sanat Yönetmeni Jale Karabekir, Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fakiye Özsoysal ve Tiyatro Eleştirmenler Birliği Oyun Dergisi Editörü Tijen Savaşkan’ın bir araya geldiği etkinlikte; feminist tiyatronun tarihsel gelişimi, sahnedeki temsilleri ve bugüne uzanan etkileri konuşuldu. 

FEMİNİST DRAMATURJİNİN ÖNEMİ

Tiyatro Boyalı Kuş Genel Sanat Yönetmeni Jale Karabekir, topluluğun kuruluş sürecine değinerek, “2000 yılında kurulduğumuzda gerçekten çok fazla tiyatro topluluğu yoktu. Feminist tiyatro, dramaturji ve eleştiri çok yeni, bilinmeyen ve tartışmalı kavramlardı.” dedi. İlk oyunları Ferhat ile Şirin’e feminist bir bakışla yaklaştıklarını ve seyirciden güçlü tepkiler aldıklarını belirten Karabekir, “Bugün geldiğimiz nokta, ‘Godot’yu Beklemezken’ oyununu yapmak. Beklemeyi ve sesi görünür kıldığımız 25 yılın ardından, beklemenin ne kadar anlamsız bir eylemsizlik olduğunu ve oyuncuların da toplumsal cinsiyete bağımsız bir şekilde iki karakterin kurulduğu, aslında tiyatronun da kendi içindeki hiyerarşiye meydan okuduğundan hareketle yaptığımız bir oyun. Oyunda karakterler toplumsal cinsiyetten bağımsız biçimde kuruluyor ve tiyatronun kendi içindeki hiyerarşiye de meydan okunuyor.” şeklinde konuştu.

Karabekir, “Bu süreçte feminist dramaturjide geldiğimiz nokta; ekip içinde çalışa çalışa, kaynakların ve politik durumun yarattığı şeyler dönüşüyor. Zihinde yapmak istediğiniz şey her zaman olmuyor. Ama ilginç bir şekilde ilk oyunumuz, Şirin’in beklemesi üzerineyken şu anda Godot denen şey hiç beklemememiz gerektiğini, eyleme geçmemiz gerektiğini söyleyen bir oyuna evrildi.” dedi. 

KADIN BAKIŞIYLA OKUMAK

Feminist dramaturji üzerine değerlendirmelerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fakiye Özsoysal, feminist eleştiri kuramının çıkış noktasına dikkat çekti. Özsoysal, “Feminist eleştiri kuramı doğrudan günlük yaşamın içinden doğuyor. Feminist hareket ve eleştirinin kuramı, kadınların deneyimlerinden, alttan gelen bir ihtiyaçla oluşmuş bir kuram. Yukarıdan inşa edilen bir yapı değil ve kimseye hazır bir şablon sunmuyor.” diye konuştu. Kadınların yaşantılarıyla doğrudan ilişkili bir meseleye işaret eden feminist dramaturjinin temel sorunsalının iktidar ve hükmetme ilişkileri olduğunu vurgulayan Özsoysal, “Metinlerle ve tiyatroyla kurduğu ilişki üzerinden anlatıları bir kadın olarak, kadın bakışıyla okumak; deneyim açısından önemli bir farklılık yaratıyor.” ifadelerini kullandı.

Feminist eleştirinin temel derdinin, edebi metinlerin nasıl şekillendiğini ve bu biçimlerin metne nasıl yansıdığını ortaya koymak olduğunu belirten Özsoysal, feminist dramaturjinin eleştirel araçlarına dikkat çekti. Özsoysal, “Feminist eleştiride kadın ve erkek temsilleri meselesi var; fakat biz buna bir şey daha ekliyoruz: yapı-söküm. Feminist yapı-söküm stratejileri, bir metnin neyi görmediği, neyi anlatmadığı, neyi söylemediği ve bunu nasıl söylemediğinin önemiyle uğraşıyor.” dedi. 

“KADININ SAHNEDE YERİ YOKTU”

Tiyatro Eleştirmenler Birliği Oyun Dergisi Editörü Tijen Savaşkan, tiyatro tarihindeki kadın temsiline dikkat çekti. Savaşkan, “Antik Yunan’dan Shakespeare dönemine kadar tiyatroda kadın karakterleri erkek oyuncular sahneliyordu. Kadının sahnede yeri yoktu; biz de kadını, erkeğin onu gördüğü biçimde izliyorduk.” diye konuştu. Kadınların yüzyıllar sonra sahneye çıkabildiğini ancak bu kez de erkek bakışının belirlediği rollerle var olabildiğini vurgulayan Savaşkan, “Masum ya da femme fatale gibi kalıplar içinde tanımlanan kadın karakterler aktif ve özne değil; çoğunlukla erkeğin karısı ya da sevgilisi olarak, nesne konumunda yer alıyor.” ifadelerini kullandı. Bu nedenle kadın oyunları ile feminist oyunlar arasında önemli bir ayrım bulunduğunu belirten Savaşkan, “Kadın, sahnede hiçbir zaman kendi deneyiminin öznesi olarak değil, bir erkeğin deneyiminin parçası olarak temsil edildi. Feminist tiyatro tam da bu noktada, bu bakışı sorgulayan ve dönüştüren bir alan açıyor.” diye konuştu.

Sahneye toplumsal cinsiyet perspektifiyle baktıklarını vurgulayan Savaşkan, kadın temsillerinin hangi bağlamlarda kurulduğuna dikkat çekti. Savaşkan, “Biz sahneye bakarken toplumsal cinsiyet perspektifiyle bakıyoruz. Kadın karakterlere ekonomik, kültürel ve politik bağlamlarda nasıl roller verildiğini, sahnede hangi konumda yer aldıklarını sorguluyoruz. Tabi ki feminist bakışla baktığımızda her zaman ikinci rollerde görüyorsunuz. Hiçbir zaman gerçek kadının kimliğini bile bilmiyoruz, çünkü yıllarca taklidi yapılmış.” şeklinde konuştu.

 


ARŞİV