“Finali sunmadım, kararı kadınlara bıraktım”

Viyola sanatçısı ve yazar Günsu Özkarar, pandemi döneminde başladığı yazı yolculuğunu “Leyleği Doğurmak” ile tiyatro oyununa taşıdı. Sanatçı oyunda, kadınların kendi seçimlerini sorguladığı bir alan yaratmayı amaçlıyor

06 Mart 2026 - 10:44

Günsu Özkarar, henüz 12 yaşında kazandığı konservatuvar sınavıyla viyolayla tanıştı ve o günden bu yana hayatı sahnelerle iç içe ilerliyor. Sanatla büyüyen Özkarar, yazıyla kurduğu güçlü bağın ise İsviçre’de yaptığı yüksek lisans döneminde başladığını söylüyor.

İsviçre’de hem performans hem pedagoji eğitimi alırken “arada kalmak” ve “üçüncü dünya vatandaşı olmak” gibi kavramlar üzerine düşünmeye yönelen Özkarar, bu sorgulama sürecinin onu yazmaya taşıdığını anlatıyor. Ana dilinde üretme isteğiyle Türkiye’ye dönen sanatçı, İstanbul Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı; senfoni orkestralarıyla konserlerine devam etti. Pandemi döneminde bir süre Ada’ya taşınsa da yeniden Moda’ya dönen Özkarar, bugün Maltepe Üniversitesi Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Biz de Özkarar ile bir araya geldik ve Mitos Boyut Yayınları tarafından yayınlanan tiyatro oyunu “Leyleği Doğurmak” hakkında sohbet ettik. 

“BİR SENE KADAR İŞSİZ DOLAŞTIK”

Yazmaya pandemide başlamışsınız, sizin için nasıl bir süreçti? 

Bütün konserlerimiz iptal oldu, evden konser veriyorduk. O dönem bir pandemi orkestrası kuruldu, o kurulana kadar biz bir sene kadar işsiz dolaştık. Çeşitli yardım fonlarına başvurarak geçimimizi sağlıyorduk müzisyenler olarak. O sırada eve kapanıp ‘fırsat bu fırsat bari değerlendireyim’ diyerek yazmaya başladım.

Sekiz kitabınız var, bu ilk tiyatro metniniz mi? Tiyatro yazma fikri nasıl gelişti?

İlk tiyatro oyunum ‘Fil Rüyası’ Galata Perform'dan aldığım derslerden sonra okuma tiyatrosu olarak sahnelendi. ‘Leyleği Doğurmak’ ise ikinci. Şimdi üçüncüyü yazıyorum, 9 Mart’a Şehir Tiyatroları Şiir Seçkisi’ne yetiştirmeye çalışıyorum; ismi ‘Gemideki Tufan’.

Annem Ankara Sanat oyuncusu. Oyunculuk ve tiyatro ile ilgili düşünmeye aşinaydım, çünkü onlar biraz daha kendi içlerinde kapalılardı. Pandemiden sonra, Ada’ya taşındım ve benim için ikinci pandemi oldu ama daha çok doğada vakit geçirebildiğimiz, insanlarla az görüştüğümüz bir pandemi diyebilirim. O sırada Galata Perform’un yazarlık atölyelerine katıldım ve iki sene sürdü. Sonrasında Ayvalık’ta toplandık, yazdıklarımızı orada sahnelemeye çalıştık. Fil Rüyası iki senenin sonucunda çıkmış bir oyun. Yazarlık eğitimim bu şekilde başlamış oldu; öncesinde Mario Levi ile çalışmam var ama oyun yazarlığında Ferdi Çetinoğlu, Yeşim Özsoy, Murat Mahmutyazıcıoğlu ve Özen Yula gibi hocalarla çalışma imkânı yakaladım. 

Benim için Leyleği Doğurmak, toplumsal beklentiler arasında sıkışmış bir kadının kendi iç sesiyle birlikte özgürleşme hikayesi. Sizin için nedir? 

Seyircinin o kadında kendisini bulmasını istedim, çünkü şu an yaşananlarla birlikte toplumumuza baktığımızda çoğu kadının bu sıkışmışlık içinde olduğunu görebiliriz. Çok benzer sıkıntıları, sorguları hemcinslerimiz yaşıyor, çünkü toplum bunu yaşattırıyor. O sebeple finali sunmayarak kadınlara ‘kendinizden bir şey gördüyseniz karar sizin’i vermek istedim. Finali sunmadım, kararı kadınlara bıraktım. Onlara hikayemde ‘bu kadın bunu seçti gördünüz mü, böyle oluyor’u göstermek istemedim. Gördüğünüz gibi hepimiz bunun içinde çırpınıyoruz, ‘seçim aslında bize kalıyor olabilir mi’ diye sorgulatmak istedim. 

“BENDEN OLMASALAR BENDEN ÇIKAMAZLAR”

Leyleği Doğurmak’ta hayatınızdan izler var mı? 

Yazdığım karakterlerin hepsinde ben de varım. O karakterlerden bir parça taşımıyor olsam onları yazamazdım, benden olmasalar benden çıkamazlar. O kadın benim, kadının içindeki de benim, o toplum da benim bir yansımam. 

Güncel konulara da değinmişsiniz; annelik, aile olmak için doğurmak ve “doğal olan normal doğum” gibi... Hatta leylekler öldürülen gazetecilere de üzülüyor, bu konuya da değinelim mi? 

Ben daha da kör göze parmak basmıştım, festivalimiz tam Saraçhane olayları esnasında olacaktı ve ertelendi. O süreçte hocalarımız bize ‘yazabildiğiniz kadar yazın, çok değişik şeyler çıkabilir, bu günleri yaratımla atlatacağız’ dedi. Ben de çok daha Türkiye özelinde isimler vererek yazmaya başlamıştım ama sonradan onları eledik. Çünkü bir oyunu yazarken sadece bir ülke genelinde yazmak onu evrensellikten alıkoyuyor ve şu anda faşizme kayacak olan ve birazcık insanı merkezine almaktan vazgeçip, kötücül davranmaya başlayacak olan hükümetlerin yönettiği her ülkede benzer şeyler yaşanabilir. 

Oyun Feminist Yazım Atölyesi’nden çıkmış, nasıl bir süreçti?

Evet, geçen sene Feminist Yazarlar Atölyesi’ne katıldım. Orada bir oyun yazmamız gerekiyordu, o sırada ilham alarak Leyleği Doğurmak’ı yazdım. Kadıköy Emek iş birliğiyle yapıldı, onun sonunda da okuma tiyatrosu olarak sahnelendi. 

Kadıköy’ün sanat hayatınızda bir önemi var mı? Ya da hayatınızda sizin için Kadıköy desem?

Ankaralıyım ve oradan İsviçre’ye taşındım. İsviçre’den sonra geldiğim ilk yer İstanbul oldu ve beni çok büyüledi. Çocukken geliyordum ama İstanbul’da yaşama fikri beni çok büyüledi ve taşındığım ilk ev Moda’daydı. Moda’ya her gün aşkla uyanarak reaksiyon veriyordum. O zaman terzimiz ve kırtasiyemiz daha fazlaydı, bu kadar çok kafe yoktu, buranın insanını da çok sevmiştim. Uzun yıllar Moda’yı anlatan, kafelerde konuşulanları anlatan bir şeyler yapmak istedim. Kenarda köşede basmadığım öykülerim de var. Fakat sonra her şey başka türlü evrildi ve Modalı Sufle isimli çocuk kitabı yazabildim. Bence Moda’nın ilham verici bir tarafı var.

 


ARŞİV