“Gördüklerimi anlatma derdim var”

Kadıköy’de yaşayan yazar, çizer, fotoğrafçı ve aktivist İlker Ortaç; eserlerinde ötekileştirme, toplumsal cinsiyet, kadın ve queer deneyimlerine odaklanıyor. Ortaç ile yeraltı edebiyatından fanzin kültürüne, politik üretiminden Kadıköy tutkusu hakkında konuştuk

15 Ekim 2026 - 14:48

Kadıköy’de yaşayan yeraltı edebiyatı yazarı, çizer, fotoğrafçı ve aktivist İlker Ortaç’ın İkinci El Bakire, Sidik ve Kaybetme Hırsı adlı üç kitabı yayımlandı. Bağımsız yayıncılık alanında DEV-FANZİN ve büyük E isimli fanzinlerle de üretimlerini sürdüren Ortaç, Moda ve Kadıköy çevresindeki gündelik hayatı, beden deneyimini ve sanat üretimini yazı ve çizimle anlatıyor. Serebral palsiyle yaşamını acıma üzerinden değil, edebiyat, çizim, fotoğraf ve politik üretim üzerinden ele alan Ortaç, yazdıklarının yeraltı edebiyatı olarak tanımlanmasını sonradan öğrendiğini söylüyor. Ortaç, “Dünyada buna yeraltı edebiyatı deniyor, benim biçtiğim bir yer değil. Yazdığım oymuş, yazdıklarımın yeraltı edebiyatı olduğunu öğrendikten sonra anladım. Hatta editörüm, ‘Sen yazmayı biliyorsun, neden bunu yazıyorsun, popüler bir şey yaz, beni de uğraştırma’ dedi. Ama o da benden çıkmıyor, istesem de yazamıyorum.” diyor. 

İlker Ortaç ile yeraltı edebiyatını, üretimlerini ve Kadıköy’le kurduğu ilişkiyi konuştuk

“BİR DERDİM VARDI”

Önce sizi sizden duymak isterim.

Uzun zamandır yazıyor, çiziyor ve farklı alanlarda üretiyorum. Bütün bunları tasarımcı kimliği altında toplamak doğru olabilir. Üretimimin merkezinde ötekileştirme var. Yazı, çizim, kısa film, makale ve podcast gibi farklı mecralarda, toplumsal cinsiyet, kadın ve queer deneyimleri üzerine çalışıyorum. Aklıma takılan, uykumu kaçıran bir meseleyi en iyi nasıl ifade edebileceğimi düşünüyor, ona uygun bir anlatım biçimi bulmaya çalışıyorum. Kendimden çok, başkalarını anlatmayı seviyorum. Bazen bir proje beni başka yönlere götürüyor ve yeni üretim alanları açıyor. Ortaya çıkan iş beni tatmin etmediğinde ise anlatım biçimini değiştiriyorum; yazmak yerine çiziyor, çizmek yerine röportaj yapıyorum

Yazar, çizer, fotoğrafçı ve aktivist, podcast, kısa film, oyunculuk…. Her şey nasıl başladı?

Her şey beden ve güzellik üzerine fotoğraf çekerken başladı. Çünkü ‘güzel güzel, normal normal’ değil. Bunların dolaşımı kamusal alanda karşılık bulması, girmesi, çıkması ve yargılanması… Derdim bununla.  Popüler kültürde güzelliğin, insanda sınırın yok olması ve güzellik üzerinden bir dünyanın kurgulanması bana çok yapay geliyor. Çünkü gerçek hayat öyle değil. 2000’li yılların başında bununla ilgili bir derdim vardı ve fotoğraf çekiyordum. Kendi vücudumun daha dikkat çektiğini anlayınca, otoportre çekmeye başladım. 

Başkalarıyla uğraşmamak, kendi kendime uğraşmak ve ucuz prodüksiyon yani yazmak. Kimse yok, profesyonel olarak yazıyordum ve yazmak benim için hiç sıkıntı değildi. Ondan sonra ‘bunu çeksem nasıl olur’ diye düşündüm. Şizofrenik bir şey, o yazdığın karaktere bir noktada ezber provasına gerek yok. Çünkü karakteri çalışıp yaratmışım, bir yerlere taşımışım ve onu oynamak kolay geldi. Çizmek ise küçükken annem bana boya verip sürekli bir şeyler çizmemi söylemesiyle başladı. Bu arada kendisi sınıf öğretmeni ve resme acayip bir kabiliyeti var. Bana özgün olmayı ve kâğıdı nasıl kullanacağımı öğretti, çok konforlu bir alan açtı. Bana hiçbir zaman ‘olmamış’ demedi, hayal dünyama ortak oldu. 

Yazdıklarınız neden yeraltı edebiyatı olarak tanımlanıyor?

İnsanlar bizim hiç aklımıza gelmeyecek hayatlar yaşayıp, bunun hakkında konuşmuyor. Buradan yola çıkıp, insanların kendi dünyalarında parlatmadığı kötülükleri anlatıyorum. Karakterlerin başına gelen ana dertler; ötekileştirme, kadın, queer ve sakatlık. Dünyada buna yeraltı edebiyatı deniyor, benim biçtiğim bir yer değil. Yazdığım oymuş, yazdıklarımın yeraltı edebiyatı olduğunu öğrendikten sonra anladım.

Yazınızın kendi dili var, cümleler büyük harfle başlamıyor. Bu işin matematiği nedir?

İki öykü ve bir romanım var. Üç kitapta da aynı karakter var, bir tek onun ismi büyük harfle başlıyor. İnsan kendini var etme sürecinde okuyor.  Çok sevdiğim şairlerden Küçük İskender’in bir dizesi var, ‘İnsan bazı aşklara büyük harfle başlar’. Sadece o dizen yola çıkıp, bütün kitap boyunca baş karaktere taktığım bir soyutlamanın içinden atadığım bir ismin baş harfi büyük. 

“EN RAHAT YOL YAZMAK”

Kitaplarınız İkinci El Bakire, Sidik ve Kaybetme Hırsı ile bağımsız yayıncılık alanında DEV-FANZİN ve büyük E isimli fanzinleriniz var. Biraz bunlardan bahsedelim mi?

Fotoğraf çekerken, ‘insanlarla uğraşmamayım kendimi çekeyim’ dedim ya, fotoğraflardaki sıkıntı ve anlatma arzusu kitaplarda da bireysel olarak çalışma özgürlüğü, kimseyle alışverişi yok. Ortaklaşa bir şey üretmek beni çok yoruyor, az kişiyle nasıl çok şey üretirim düşüncesiyle yola çıktığımda kitaplar ortaya çıktı. Benim derdimi anlatmam için en rahat yol yazı yazmak, elimde böyle bir imkân var. Prodüksiyonu çok kolay, gördüklerimi anlatma derdim var. Bir sürü hikâye birikti. 

“BURASI BİZİM EVİMİZ”

Kadıköy’ün sanatınızda ve hayatınızda nasıl bir yeri var?

Benim aklımdaki karakterlerin birçoğu burada yaşıyor. Bu ekolojiden hiç çıkmasam, hayatım boyunca burada var olmaktan mutlu olabilirim. Daha dün konuşuyorduk, bizim için Kadıköy o kadar kompakt bir yer ki. Hiçbir zaman çıkmayalım, sevdiklerimiz burada ve onlarla birlikte yaşarken besleniyoruz. Başka bir yere gitmeyi sevmiyorum, hatta arabayla Kadıköy sırına girdiğimde rahatladığımı hissediyorum. 

13 yıldır Kadıköy’deyim, aslında ben acayip bir Beşiktaşlıyım. Bisiklete biniyorum, çarşının içinden onu çıkarmak çok zor. Karşıdan buraya bisikletle gelip, sürüp Pendik’e gidiyordum. Böylece sürekli bisiklet bindiğim için hayatım burada geçmeye başladı. Beşiktaş’ta evim kentsel dönüşüme girince, kendimi Kadıköy’de buldum. 

Kadıköy’de yaşayıp Çarşı taraftarı olmak nasıl bir şey?

Beşiktaş çok büyük bir tutku ama burası bizim evimiz. Buradan kalkıp yıllarca maça gittik, üzerimizde formayla geri döndük. Sarı lacivert bir forma ben de kötü bir şey çağrıştırmıyor. Sporun en güzel yönü birleştirici olması, onun muhabbetini yapabiliyor olmak… Artık dünyada çizgiler içinde yaşanmıyor, sınırlar ötesi bir şey. 

İlker Ortaç’ın çalışmalarını sosyal medya hesaplarından veya ilkerortac.com.tr adresi üzerinden takip edebilirsiniz. 

 


ARŞİV