Kadıköy Belediyesi’ne bağlı Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi (TESAK), ‘Cumartesi Söyleşileri’ kapsamında düzenlenen ‘Müziğin Dünü, Bugünü, Yarını’ başlıklı etkinlikte müzisyenler Kutlu Özmakinacı ve Cihan Mürtezaoğlu’nu ağırladı. 18 Nisan Cumartesi günü gerçekleşen söyleşide, moderatör Burak Ülgen eşliğinde müziğin geçmişten bugüne geçirdiği dönüşüm ele alındı.
“İLK ŞARKIMI 30 YAŞINDA YAZDIM”
Çocukken amcasının gitar çalmasıyla hayatının müzikle kesiştiğini söyleyen Cihan Mürtezaoğlu, “Şarkı yazmaya çok geç başladım, ilk şarkımı 30 yaşında yazdım. Üniversitede müzik bölümünde okurken, kendimi enstrümantal bir dünyanın hayalcisi olarak görüyordum. Soyut müzikler bestelemeyi hayal ediyordum, kelam ile bir ilişki kurmak dünyamda yoktu. Kendimi müzisyen olarak hayal ediyordum ve öyle olmak istiyordum. Aynı zamanda erken yaşta para kazanmak ve kendimi sahnede test edebilmek için çeşitli profesyonel gruplarla gitarist olarak çalmaya başladım.” ifadelerini kullandı.
Kutlu Özmakinacı, müzik yazarlığıyla ilgilenmeye 1990’ların başında başladığını ve müzik dergilerinde yazdığını hatta bir dönem Bluejean Dergisi’nde genel yayın yönetmenliği de yaptığını söyledi. Özmakinacı, “Üniversitede hukuk okurken geç bir yaşta müziğe başladım. Evde Türk Sanat Müziği çalardı, 1970’li yılların Türk popu ve alternatif olarak Cem Karaca ve Barış Manço. Sorasında yabancı pop ve rock ile tanıştım. Gitar çalıp şarkı söylemeye başladığımda MFÖ, Fikret Kızılok gibi isimlerle oluşan bir alt yapım var.” dedi. Fakülte yıllarında müzikten geçinme kararını ‘kör bir cesaret’ olarak nitelendiren Özmakinacı, “Ortalama bir dinleyiciden daha ilgiliydim. Bu yüzden kalemimi kullanarak daha spesifik bir yol çizmeye çalıştım. Bir yandan kendi müziğimi yaparken, bir yandan da gazetecilikle hayatımı sürdürmeyi hedefledim.” diye konuştu. Dergide geçirdiği yılların kendisi için büyük bir birikim sağladığını vurgulayan Özmakinacı, “20 yılım sürekli dinleyerek geçti. Bu da şarkı yazarı olduğumda kendimi tekrarlamama imkânı verdi çünkü üretim, geçmişte biriktirdiklerinizle doğrudan bağlantılı.” şeklinde konuştu.
Son 20 yılda müzik sektörünün dijitalleşmesiyle birlikte dünya genelinde büyük bir kırılma yaşandığını belirten Özmakinacı, “Müzisyen olarak yalnızca dijital mecralardan geçiminizi sağlamanız neredeyse mümkün değil. Ancak sahneye dönerseniz, başka bir iş yapmadan müzikten hayatınızı sürdürebilirsiniz.” dedi. Türkiye’de yalnızca müzikle geçinme kararının ciddi riskler içerdiğine dikkat çeken Özmakinacı, “Bu yolu seçen birinin hayatını birkaç kez sıfırlamayı ve yeniden başlamayı göze alması gerekir. Bunun farkında değilse, önümüzdeki yıllarda bunu deneyimleyerek öğrenecektir. Bu durum, Türkiye’de müzik sektörünün en büyük sorunlarından biri.” diye konuştu.

“GRUP MÜZİĞİNİ ÇOK ÖNEMSİYORUM”
Bireysel müzik yapmanın avantaj ve dezavantajları hakkında konuşan Cihan Mürtezaoğlu, “Küçülme ve büyüme esnekliği kazandırıyor. Fakat hayat standartlarını yerle yeksan etmesi gibi bir tarafı da var. Bazen kendinizi havalı bir yerde konser verirken, bazen de başka bir şehirde duvar taban ve tavan fayans bir yerde çalarken buluyorsunuz.” dedi.
Yüksek Sadakat ile grup olmaya değinen Kutlu Özmakinacı, “Şarkıları ben yazıyorum, gruba götürüyorum ve onlarla düzenliyoruz. Grup müziği yapmanın avantajı, konvansiyonel müziğin veya endüstriyel müziğin dışına çıkmak durumunda kalınmasıdır.” diye konuştu. Grup müziğinin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Özmakinacı, “Bir grup, birden fazla bireyin bir araya gelmesiyle oluşur ve her üyenin katkısı ortaya çıkan müziği belirler. Bunu bir yemek gibi düşünebilirsiniz; içindeki bileşenlere bağlıdır. Bir grubun kendi birikimi dışında bir müzik üretmesi mümkün değildir. Beş kişi bir araya geldiğinde ortaya çıkacak kimya ise öngörülemez. Bu da ortaya özgün bir müzik çıkarır; bu yüzden grup müziğini çok önemsiyorum.” ifadelerini kullandı.
“YAPAY ZEKA BİR ARAÇ”
Günümüzde de müzikte yapay zekâ ile kırılma yaşanması karşısında Mürtezaoğlu, “Ben bir araç olarak görüyorum, bu araçla da nasıl ilişkilendiğiniz kendi kişisel ahlak ve etik değerlerinizi tarif eder. Ama bazı mesleki başlıkları tamamen silme yönünde.” şeklinde konuştu.
Özmakinacı, “Tüm teknoloji ürünlerinde olduğu gibi yapay zekânın da olumlu ve olumsuz yönleri var. Yapay zekâ ile yapılmış besteleri dinledim; teknik olarak doğruydu. Algoritmalar, beğenilen şarkıları analiz ederek insanlığın ortak müzikal hafızasına dayalı kalıpları yeniden üretiyor. Bunlar da insanlığın toplumsal bilinç altına kazınmış şeyler.” şeklinde konuştu. Besteciliğin de benzer şekilde toplumsal bilinçaltında yer etmiş formları yeniden üretmek olduğunu vurgulayan Özmakinacı, “Ancak yapay zekâ bu ‘doğruları’ çok hızlı kavrayabiliyor. Bu durum müzikte bir standardizasyon yaratabilir. Ama müzik böyle bir şey değil, bunu unutmamak gerekir.” dedi.