“Her yerde şarkılarımı söylemek istiyorum”

Farklı müzik türlerinde okuduğu şarkılarla geniş bir dinleyici kitlesi olan Burcu Yeşilbaş’ın ilk albümü “İpekten İnce” dinleyiciyle buluştu. Yedi şarkıdan oluşan albümde üç şarkıda Yeşilbaş imzası var

02 Aralık 2021 - 13:29

Yönetmen, kameraman, kurgucu, besteci, söz yazarı, yorumcu, gezgin, arkadaş… Bazı insanların on parmağında on marifet olduğu söylenir. Burcu Yeşilbaş onlardan biri. Onu gündüz bir yerde çekim yaparken akşam da başka bir yerde şarkı söylerken görebilirsiniz. Kadıköy Belediyesi Kurumsal İletişim Müdürlüğü’nün hazırladığı videoların çoğunun kurgusu da yine ona ait. Ne enerjisi tükeniyor ne de yaratıcılığı. Bir yandan albüm çalışmalarını sürdürürken diğer yandan belgesel hazırlıkları yapması da bu yüzden. Rumca’dan Lazca’ya, türkülerden popa uzanan geniş yelpazesi de öyle. Yeşilbaş’ın yedi şarkıdan oluşan ilk albümü Nana Yapım etiketiyle 12 Kasım’da dinleyiciyle buluştu. İlk lansman konseri de 12 Aralık’ta Tamirane Akasya'da olacak.

Söyleşi yaptığı kişi insanın arkadaşı olunca sorduğu sorular da, soruş biçimi de, aldığı yanıtlar da bir parça farklı ve zor oluyor. Yılların arkasına yaslanan arkadaşlığımız eşliğinde çiçeği burnunda yeni albümü İpekten İnce vesilesiyle Burcu Yeşilbaş ile Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi'nde konuştuk.

* Bundan dört yıl önce muhabir arkadaşımız Gökçe Uygun’la yaptığın söyleşide “ölene dek insanlara şarkı söylemek istiyorum” demişsin. Çok güzel bir söz, o zaman türkü söylüyordun. Şimdi biraz form değişti. Bu değişim nasıl ve niye oldu?

Aslında türkü söyleme devam ediyorum. Fakat bir beste albümü sürecine geçtiğimizde, kendi bestelediğim şarkılarda popa yakın besteler yaptığımı fark ettim.

* Bunlar ilk besteler mi?

Evet ilk bestelerdi. Pandemi sürecinde “acaba becerebilir miyim” diye düşünüp, bir şeyler karalamaya başladım. En başta eşim Burak Taşdemir ve arkadaşların desteğiyle yapabildiğimi gördüm. Elbette tam anlamıyla başarı değil ama başlangıç denebilir. Hal böyleyken neden pop türüne yatkın bir şarkı çıkarmayayım diye düşündüm. Fakat türkü söylemekten vazgeçmek gibi bir niyetim yok.

* Yani bir sonraki albüm başka bir tarzda olabilir mi?

(Gülüyor) Evet olabilir.

“BENDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK”

* Dinleyici kitlesi açısından bir risk almış olmuyor musun?

Ben yorumcuyum. Ve yorumumu belirli formlarda tutmayı doğru bulmuyorum. Çünkü farklı formlarda şarkı söylemekten keyif alıyorum. Diğer yandan farklı müzikleri belli bir yorumda söylüyorum, yorumum değişmiyor. Dinleyenler bambaşka bir şey duymuyor. Bende değişen bir şey yok sadece söylediğim şarkı türleri değişiyor.

* Yaptığı müzik türü insanın biraz aynası gibi sanki. Senin yaptığın müzikte söylediğin şarkılarda sen ne kadar varsın?

Çok var. Ben çok yönlü ve çok hızlı karar veren bir insanım. Bu benim müzik yapma ve söyleme biçimime de yansıyor. Farklı türde şeyler söylemeyi çok seviyorum.

* Aynı zamanda enstrüman da çalıyorsun. Besteye bu kadar geç başlamış olman şaşırtıcı değil mi? Niye öyle oldu?

Müziğe başlama serüvenim de çok eski ama piyasaya çıkışım çok geç. Stratejik düşündüğümüzde benim için geç kalınmış bir hamle.

* Niye geç kalınmış bir hamle?

Müzik sektörünün ilerleyiş biçimi açısından geç kalınmış. 25 yaşında bir kadın şarkı söylediğinde onu mu dinlemeyi tercih ediyorlar beni mi?

* Yani öyle bir ayrım mı var?

Yaş, duruş, güzellik her şey etken. Bu bizim küçük janrlarımızda bile etken. O anlamda geç kalınmış olarak yorumlanıyor. Ben geç kaldığımı düşünmüyorum. Kendimi doygun hissettiğim süreçte başladım.

Çocukluğumdan beri tiyatro, halk oyunları, resim, müzikle uğraşırdım. Sonra bana “bir şeyi seçmelisin” dediler. “Ben hayır ne alakası var” diye diretiyordum. Yorulmaya başladığımda ve yetişemediğimi fark ettiğimde okuduğum bölüme yani sinema televizyona ağırlık verdim. Üniversite okuduğum yıllarda Kadıköy’deki Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’ne gidiyordum. Oradaki arkadaşlarla şarkılar söylüyorduk. Şarkı söyleme duygumu orada gideriyordum. Onun için sadece okuduğum bölümle, sinema ile ilgili çalışmalara yoğunlaşmıştım. Çok uzun süre de setlerde, belgesel projesinde çalıştım. Sonra Kadıköy Belediyesi’nde yine alanımla ilgili çalışmaya başladım. Belediyede çalışmaya başladığımda çalışma alanımın biraz daha genişlediğini fark edince müziğe de biraz daha yoğunlaşabilirim dedim. Bu beste sürecimi de etkileyen bir şey. Müziğe yoğunlaşınca beste de yapmaya başladım.

* Albüme yani İpekten İnce’ye nasıl hazırlandın?

Pandemi sürecinde başladık. Ben birkaç beste yapmayı başarınca arkadaşlarımız da “zorlasak bir albüme dönüşür mü” düşüncesiyle başladı. Benim için en önemli olan aranjördü. Çocukluk arkadaşım Deniz Mahir Kartal da aranjörlüğü kabul edip yapalım deyince başladık. Önce benim yaptığım şarkılar üzerinde çalıştık.

* Onlar hangileri?

Beklesem Sever misin, Yağmur, Dünya. Beklesem Sever misin’in söz müziği bana ait. Dünya’nın sözleri Yonca Saatçi Akın’a müziği bana ait. Yağmur’un da sözü bana müziği Burcu Akgün’e ait. Onların enerjisiyle albüm formu belli oldu. Pinhani’nin solisti Sinan Kaynakçı da benim müzik yolculuğuma destek veren biri. Beni kırmadı. Geçmişte bestelediği İpekten İnce’yi bana verdi. O şarkı da albüme adını verdi.

“ŞARKI SÖYLERKEN KENDİMİ İZLEYEBİLİYORUM”

* Albüm ne hareketli ne durgun, biraz Yeşilçam duygusu da var. Biraz bugün, biraz geçmiş. Albümü nasıl bir hikâye düşünerek kurguladınız?

Ben en acıklı şarkıyı bile umutlu okumayı seviyorum. Pandemi sürecinin de etkisi vardı. Çok hareketli bir şey de yapmak istemedim, ama negatif de değildim.

* Sesinde insanı rahatlatan, dinlendiren bir tını var. Nasıl bir duyguyla okuyorsun? Bu albümle, başkasının hikâyesini anlatmakla kendi hikâyeni anlatmayı tecrübe etmiş oldun, arada nasıl bir fark var?

Şarkı söylerken kendimi izleyebiliyorum. Şarkıyı yapan ne hissederek yapmıştır diye düşündüğüm için o duyguyu bir masal anlatır gibi yansıtmayı seviyorum. Ve bu zamana kadar “bunlar benim sözlerim değil, bunlar başkalarının sözleri, ben aktarıcıyım” diyordum.  O duyguyu düşünerek yorumlamaya çalışıyordum. Şimdi de bestelediklerim ya da sözünü yazdığım şarkılarda anlattığım benim hikâyelerim değil, başkalarının hikâyeleri. Kendi yaşanmışlıklarım üzerinden sözler yazmadım, beste yapmadım. Başkalarından duyduğum hikâyelerden aldığım çağrışımlarla yazdım. Yani yine başkasının hikâyesi, yine masal anlatıyorum. Bir gün kendi acım kendi mutluluğuma dair hissettiğim bir şey olursa onu nasıl anlatırım bilmiyorum.

* Albüme tepkiler nasıl?

Senin söylediğin gibi. Huzurlu. Hiç kimseyi karamsarlığa sürüklemediğine dair dinleyici yorumları geliyor. Herkes çok olumlu konuşuyor.

* Fatih Erkoç’la bir düetin var. Çok da güzel bir çalışma. Başka düet yapmayı planladığın biri ya da şu isimle düet yapmak isterim dediğin biri var mı? Sen kimleri dinliyor kimleri seviyorsun?

Kadın şarkıcıları dinlemeyi çok seviyorum. Kadınların da beni dinlemesine, benden bir duygu almalarına bayılıyorum. Leman Sam, Tülay German, Sümeyra Çakır’ı çok seviyorum. Birbirlerine benzeyen formlarda farklı enerjilerde şarkı söylüyorlar. Bu üç kadının seslerine, yorumlarına, müziğe verdikleri emeğe hayranım. Keşke imkân olsa da Leman Sam ile bir şarkı söylesem.

* Bundan sonrası için hedef ne?

12 Aralık’ta Akasya Tamirane’de albümün lansman konseri var. Her yerde şarkılarımı söylemek istiyorum. İstanbul dışına çıkmak istiyorum.

KADIN KEMENÇECİ BELGESELİ

* Aynı zamanda sinema ile de ilgileniyorsun, iki belgeselin var. O tarafta durumlar ne?

Sinema ve film sektöründe kadın hikâyelerine yönlendirilmiş kameraları görmeyi tercih ediyorum. İlk projem de sütçü kadınların hikâyesiydi. İkinci belgesel de meme kanseriyle mücadele eden kadınları anlatıyordu. Şimdi de bir kadın halk ozanı İlknur Yakupoğlu ile ilgili bir müzik belgeseli yapıyorum. Bu elbette benim müzisyen kimliğimden ötürü farkında olduğum bir durum. Çalışmalara yeni başladık. Kültür Bakanlığı’ndan da destek aldık. Yapımcım Can Deniz Şahin’le beraber hazırlanıyoruz.


ARŞİV