30 yaşındaki Ahmet Toğaç’ın yönetmen koltuğuna oturduğu 14 dakikalık ikinci kısa filmi “Aç Açına” ülkemizde ve yurtdışında birçok film festivalinde seyircilerle buluştu. Film, ergenlik dönemindeki Selma’nın, babasına doğum günü sürprizi yapma hayaliyle annesi ve küçük kardeşiyle birlikte evde pizza hazırlayıp ardından lunaparka gitme planını konu alıyor. Ancak babasının ortadan kaybolması, Selma’nın hayallerini alt üst eder.
Filmin özel gösterimi, Kadıköy Belediyesi Sinematek’te gerçekleştirildi. Aç Açına, hem Kadıköy’den hem de Toğaç’ın kişisel yaşamından izler taşıyor. Biz de filmin yönetmeni Ahmet Toğaç ile bir araya gelerek, Aç Açına’nın hikâyesini ve perde arkasını konuştuk.
“Aç Açına” nasıl doğdu, bu fikir nereden geldi?
Filmin ilk ilhamı aslında bir koku. 2020 Eylül’ünde bir arkadaşımın evindeydim, banyodan çıkarken tuvaletteki sigara kokusunu hissettim. Bu koku bana çok tanıdık geldi. Babamı 15 yıl önce kaybettim ve o hayattayken sigara içtiğinde banyomuz da böyle kokardı. O sırada çocuk karakterli bir film yapma fikrim vardı. Bu anıyla birleşince Aç Açına ortaya çıkmaya başladı. 2021 Ağustos ayında yapımcı arkadaşım Eda Türkay’a bu fikrimi ve filmden yazdığımı birkaç sahneyi paylaşarak “Beraber çalışır mıyız?” diye sordum.
Aç Açına babalarının doğum gününde lunaparkta geçiren iki kardeş hakkında, abla Selma ile küçük erkek kardeşi Sermet. Senaryonun ilk taslaklarında sigara anımın sahnesi de vardı, Sermet banyoya giriyor “Babam geldi, babam geldi!” diyor ama bakıyoruz adam ortada yok. Daha sonraki versiyonlarda bu sahneyi ve hatta tüm ev sahnelerini çıkardık, çünkü film çok şişiyordu. O özü tutmaya çalıştık; üzerlerinde duygusal etkisini hissettikleri ama fiziksel olarak göremedikleri bir adamın ve çocukların üzerinde bıraktıklarının etkisini anlatmaya çalıştık.
“OLAYLARI TERS ÇEVİREREK ANLATTIM”
Karakterler nasıl şekillendi?
Kardeşler hakkında bir şey anlatmak istiyordum. Çocuk karakterli bir film kendi aileme kardeşime dair bakış. Oradaki dünyayı ama hiç yaşanmamış olaylar üzerinden nasıl duygusal etkiyle tekrardan kurgularım sorusu vardı. Babamı kaybettiğimizde kız kardeşim 7 ila 8 ben de 14 ila 15 yaşındaydım. Aslında olayları ters çevirerek anlattım, ufaklığı erkek yaparak onun öyküsünü anlatmaktı niyetim. Kardeşimin öyküsü gibi bir etkiyle yaklaşmaya çalıştım. Ama baktım ki filmde aktif olan kişi aslında abla. O yüzden filmi ablanın perspektifine taşıdık. Abla ne yaparsa aslında kardeşi onu taklit ediyor. Aç Açına kendi hayatımdan parçalar taşıyor ama sadece iz boyutunda. Filmde ne kardeşim ne de ben kendi hayatımızdan bir şey görmüyoruz. Ama iki kardeşin susmalarına rağmen iletişim kurabildikleri bir evren. Ben de kardeşimle ilişkimin böyle olduğunu düşünüyorum.
Oyuncu seçimleri nasıl oldu?
Filmde ilk odaklandığımız nokta mekandı. Ardından çocuk oyunculardı. Selma karakteri için 2022 Aralık’ta audition sürecine başladık. 5 ila 6 kişiden audition (seçme) aldık. Ece Bağcı da bunlardan biriydi. Ardından Sinematek’te bir call back (yönetmenle birlikte sahnenin canlandırılması) yaptık. Ece’ye orada tamam dedik. Çünkü onun filmi çok iyi bir şekilde sahiplendiğini fark ettik. Ayrıca bedenine, kameraya ve sahneye çok hakimdi.
Ece’nin çok güzel bir deneyimi de vardı ki burada anlatmak çok güzel olur; o kendi yaşıtları arasında bence Türkiye’nin sinema camiasındaki en popüler oyuncu olabilir. Çünkü Nuri Bilge Ceylan’ın filminde oynaması ona ciddi bir alan yarattı. Şimdi bir dizide oynuyor “Sahipsizler” diye. Fakat şöyle bir enteresanlık vardı; Ece ile ilk tanıştığımızda Nuri Bilge’nin filminden basına hiçbir fotoğraf yansımamıştı ve onun filmde oynadığı belli değildi. Call back’e geldiğimiz günden bir gün önce Ece’nin meşhur fotoğrafı basına yansıdı ve Ece’de bize gizlilik sözleşmesinden dolayı bahsedemediğini söyledi. O filmden dolayı seçmiş gibi olmadık, olaylar çok paralel gelişti.
Sermet rolü için ajanslarla çalıştık. Ömer Gökay Şanlıer’i referans gösterdiler. Onu seçmemizdeki başlıca neden filmi çok iyi anlamasıydı. Hele daha call back günü film için yaptığı “Ya baba bizden kaçıyor” yorum benim Ömer ile çalışmamdaki en büyük etkenlerden biri olabilir.
Gelelim çekim sürecine ve mekâna. Lunapark ’ta çalışmak nasıldı?
2023 Haziran sonunda da çekime girdik. Daha önce de bahsettiğim gibi ilk odağımız lunaparktı çünkü filmin önemli bir kısmı orada geçiyordu. İstanbul’daki bütün açık hava lunaparklarını gezmişizdir belki. Ama küçüklüğümden beri bildiğim ve filmi yazarken hayal ettiğim yer Bostancı Lunaparkı’ydı. Orada lunapark sahnelerinin önemli bir kısmını çekebildik, aynı işletmeci Çekmeköy’de de bir lunapark işlettiği için orada da sahnelerimiz vardı. Bir marketi, kitapçıyı, evi kamera önünde başka şekillerde organize edebilirsiniz ama lunaparkı kurmak olanaksız. Sıfırdan inşa etmek için çok ciddi miktarda kaynağa ihtiyacınız olur ve gerçekçi olmaması çok olağan. Gerçek ve çalışan bir lunaparka ihtiyacımız vardı. Buna rağmen yine de lunaparktaki sahnelerimizden biri, korku tünelini stüdyoda inşa ederek çektik.
LUNAPARK HEM MUTLU HEM DE KUSURLU
Neden lunaparkı seçtiniz? Baba kaçıyor ve çocuklar da üzgün. Çoğunlukla kişilerin mutlu olması gereken bir yerde neden bu üzüntüyü ve sıkıntıyı verdiniz?
Filmde her karakterin kendi arzuları ve onun engelleri var bence. Selma için ailece pizza yapmak meselesi bu. Ama ailece pizza yapmanın nedeni babanın doğum günü olması, babanın doğum gününde Selma’nın planına eklenen Sermet’in lunaparka gitme isteği var. Yani ikisinin de gönlü olsun gibi bir plan organize edilmiş.
Bir de lunapark bana hep şey geliyor; çok büyük çok heyecanlı olabilecek bir yer ama düşününce oraya dair anım çok evet, yine de güzel olduğunu hatırladığım bir şey de yok. Lunapark heyecanlı mutlu ama bir yandan da kusurlu gibi. İnsanlarla konuştuğumda, boşanma arifesindeki çiftlerin çocuklarını götürdüğü ya da çift boşanmış baba çocuğunu eğlence olsun diye lunaparka götürdüğünü duymaya başladım. Fazla gösterişli belki de o yüzden altı boş bir eğlence. Diğer yandan nostaljik bir yer. Filmi çekerken fark ettik Ömer ilk defa bizimle lunaparka gitmiş Ece’nin de ailesi zamanında götürmüş. Lunapark artık gençlerin ya da çocukların eğlenme alanı değil.
Aç Açına’da sizi en çok zorlayan nokta neydi?
Lunapark. Orada çok kolay olacağını düşündüğüm şeylerin zor, zor olacağını düşündüklerimin de kolay olması. Lunapark öngörülemezdi, bu zorluğu vardı.
Kurgulama süreciniz nasıldı?
Bence keyifliydi. Kurgucumuz Sami Morhayim artist adı Ami Mor, o da yönetmenlik yapıyor. İki üç ay kurgulama sürecimiz oldu, yavaş yavaş sindire sindire. Sami’nin birkaç dokunuşu oldu. Uçak sahnesi ve araba sahnemizde onun bakışı olmadan bu sonuç çıkmazdı, bence kurguda önemli şeyler yarattı ve doğru dokunuşlarla duyguyu yarattı.
İlk defa bir müzisyenle, Erdem Helvacıoğlu ile çalıştım, belki de zorluklardan bir tanesi de buydu.
İSTANBUL’DAKİ EN İYİ SES VE GÖRÜNTÜYE SAHİP
İlk kez seyirci ile buluşması ne zaman oldu?
İlk önce özel bir gösterim organize etmek istedik. Ekibe, çalışanlara, eşe dosta ve birazda film endüstrisinden tanıdığımız insanlara. Festival düzenleyenlerin filmi önceden görmesi bence önemli bir şey. Kadıköy Belediyesi Sinematek’te gösterimizi yaptık ki orada da bu röportaj fikrini canlandırdık. Bizim Sinematek’te başka bir bağımız da vardı, önceden provaları deneme çekimlerini orada yapmıştık. Bize bir çalışma alanı açmıştı. Daha sonrasında da ön gösterim için çok ideal bir koşulu vardı çünkü bence İstanbul’daki en iyi ses ve görüntüye sahip üç dört sinema salonundan bir tanesi olabilir ve çevremizdeki insanlar için ulaşımı oldukça kolay bir yerdi.
Dünya premieri 30 Ekim 2024’te Hollanda’da Cinekid Festivali’nde oldu. Böylelikle artık resmen gösterilmiş oldu. Türkiye’de Ankara Film Festivali’nden birkaç hafta sonra ulusal prömiyeri oldu. Ondan beri de Aç Açına’nın festival dolaşımı sürüyor. Muhtemelen yıl sonuna doğru online platformlarda sergilenecek. Hollanda dışında Bulgaristan, Yunanistan, Almanya, Portekiz ve Kanada’daki film festivallerinde yayınlandı. Özellikle çocuk ve gençlik temalı film festivallerinde şans buluyor.
Son olarak Kadıköy’e gelecek olursak, sanat hayatınızda nasıl bir etkisi var?
Neredeyse bütün çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yer olduğu için dolaylı olarak etkileri var. Bu film özelinde konuşursam görüntüleri hayal ettiren yer hep Kadıköy’de bulduğum yerdi. Bostancı’daki lunapark ile Kozyatağı’ndaki market otoparkı olmak üzere hayal ettiren yer Kadıköy’ün şehirleşmesiydi. Kadıköy’ün daha şehir görüntüsü vardı ama bu demek değil ki diğer yerler şehir değil. Kadıköy Belediyesi’nin başta Sinematek olmak üzere açtığı alanlar çalışmamızı çok rahat yapabileceğimiz bir alan verdi.